MÂZİ EV SAHİBİDİR

Çeşitli bilimlerin alanı haline gelmiş bir kavramın bu bilimlere ait günümüz genel kabul görmüş bilgiler üzerinden değil, şahsi ilgi ve deneyimler çerçevesinde bir deneme yapısında ele alınması herhalde garip kaçabilir. Ancak bilimler ve icracılarının bilinen kavram ve deyimlerinin kıskacından kurtulmak bazı yönlerden faydalı olabileceği gibi, deneme rahatlığında başka nev’i den tadlar da verebilir.

Tabii olarak, bu denemenin bahsi geçen genel kabul görmüş ilkeler ve kuramlarla her safhada çatışmak veya sırf onlara eklemlenmek gibi bir ereğinin olmaması yanında, yeni bilgiler olma iddiası da bulunmamaktadır. Belki, mevcut bilgilerin farklı ve yeni bir tekrarı olma ihtimali ağırlık kazanmaktadır.

Düşünce dünyasının ve toplumsal değişimin hız kazandığı, yeni oluşumların kapıda olduğu günümüzde gelecek tasavvurlarımız biçimlenirken ihmal edildiği düşünülen bir alanın zihinlerde tazelendirilmesi isteği asıl sâik olmuştur denebilir. Evet.. Bu tadlara ilişkin merakımız bilime ilişkin kaygıları bir kenara atma cesaretini vermişken başlayalım.

Toplumsal ve ferdî geçmişi, mâziyi ulaşılabilen ve ulaşılamayan hafıza olarak bölümlemeyle başlayabiliriz
Ulaşılabilen hâfıza; tarihçe olarak yazılı olsun veya olmasın kaynaklara dayanır. Yani hâfızanın oluşumunun zaman, mekân ve olaylar bakımından hikâyesi açıktır. Bu konularda İhtilaflar en alt seviyededir. Bugüne kalanlar fert ve toplum tarafından aynı veya olana yakın hikâyeler ile ulaştırılmıştır. Bu özellikleri kendisine karşılaştırılabilir olmak, sorgulanabilmek, yeni iradelere ve tasarruflara,yorumlara açık olmak, kendisinden ve yapısından değil,tabiatındaki katılıktan vazgeçilebilmek gibi tabii sonuçlar da kazandırır.

Ulaşılamayan hâfıza ise, tarihçeye sahip değildir veya hikâyesi muhteliftir. Hikâyeler arasında tutarsızlıklar vardır. Hikâyeler arasında farklılıkların yanı sıra her hikâyenin kendi içinde de akışta kopukluklar, açıklanamayan boşluklar bulunmaktadır. Geçerliliğini yitirmesi ulaşılabilir hâfızaya nispeten çok zordur. Olaylar taraflarının güne taşınmış endişeleri nedeniyle korumalı olduğundan yorumlanamaz, karşılaştırılamaz-sorgulanamaz ve değiştirilmesi beklenemez. Değişikliğe daha dirençlidir ve değişim geniş ölçekli gerilimlere ve uzun soluklu gelişmelere, süreçlere bağlıdır.

Yukarıda geçen zihni çabalar mâzinin bir diğer yanıyla silinemez olduğuna dâir önceki bilgilerimizi doğrulayan ek kanıtlar da olmaktadır. Ulaşılsın veya ulaşılamasın, sevinç ve gönençle veya esef ve utançla hatırlansın, azı veya çoğu bilinsin geçmiş onu yaşayanındır, silinemez.

Hâfızanın ulaşılamaz yapıda olması ve zamanın yıpratıcı etkisi altında eksik kalma, tahrif olma gibi halleri, bazen bu gerçekleşmelerin kendi doğallığı içinde olması koşulu ile sahibine faydalı bir olgunlaşma süreci yaşatabilir. Aksine, doğal gelişmelerle yaşanmayan, sistemli olarak yöneltilmiş ve yaşatılmış çeşitli kişisel yaşamlar olabilir veya bazı toplum kesimleri tarafından maskelenmiş amaçlar uğruna saptırılmış, çarpıtılmış bir tarih gerçekleştirilmeye çalışılabilir. Birinci halde fert ve toplum günü yaşamada ve geleceğe ilişkin tasarılarında sıkıntılar yaşamazken, doğal olmayan hafıza kayıpları geçici veya kalıcı kişisel ve toplumsal sorunların kaynağı olmaktadır.

Bu tanımlama uğraşıları, mâzinin ve tarihin bugüne etki kuvvetini, yaşam sürecine kattıklarını mümkün olduğunca temellendirmiş olmak isteği ile yapılmıştır. Evet, geçmiş bir yönü ile yaşananın içinde sessizce anlık iradeyi kuşatma eylemindedir. Hayatı sürekli gelişen bir ağaç olarak betimleyecek olursak; geçmiş o ağacın beslenme kollarını oluşturan kökler mesabesindedir. Görünmez ikizimiz gibi adetâ şeklimizi, gücümüzü o belirlemektedir. Ona geri döndürülmemiz mümkün olmadığı halde, o bizim her parçamızda yaşamaya devam etmektedir. Ondan kurtulmak mümkün olmadığı gibi yaşam sürecinde görünene koşut olarak büyümektedir.

İşte bu ve bulunabilecek diğer nedenlerle hiçbir tereddüde düşmeden mâzi ile yaşadığımızı söyleyebiliriz. Ve mâzi ev sahibidir diyebiliriz. Ev sahibi; yani günümüz davranış kuralları koyan, birey olarak bizi ve toplumu; çoğu yönünü çözemediğimiz, genellikle az bilmekle yetindiğimiz kendimizle-toplumla sınırlayan bir ev sahibi. Bu, sadece ona yani geçmişe bağlı olarak mutlak bir esaret veya sırf ondan doğan özgürlük alanları oluşturmak anlamında değil, ev sahibi ile olan iletişimimize bağlı olarak hem olumlu hem de olumsuz hayat alanları sunabilecek karmaşık bir ilişkidir. Bu ilişkilerin aynı zamanda çelişkiler içerebileceği anlamına da gelir. Bazı alanlarda olumlu etkilerle, kimi sahalarda da olumsuz tesirlerle karşılaşmamız demek olabilir. Tezatların içiceliği doğal bir yasa halinde olabilir, görünebilir. Bu görünüme bakılarak zıtlıkların, birini diğerine tercih etmek gibi bir zorunluluğu doğurma görevi üstlenmiş olması düşünülmemelidir. Bu şekilde düşünülmesi sonuca götürücü bir cevap vermeyecektir.

Kendimize ve çevremize ait bütün kayıtlar şu anda vardır. Yani o kayıtların zorunlu hammâliyesi bize aittir, istesek de hâfızamızı sırtımızdan atamayız. Zaten çeşitli nedenlerle mâzi hammallığını yapamayanlar, bilim ve insanlar tarafından hasta olarak kabul edilmekte, bu durumun toplumun geleceğe ilişkin kararlarında sağlıksızlığa yol açacağı şüphesiz her alanda vurgulanmaktadır. O halde, mâzi ile yaşamak hayatın sâlimen devamını sağlayan zorunlu bir hâl olup, geçmiş ile yaşamamak gibi bir ihtimalin –Ki, yoktur-hastalık sayılan bir yaşam görünümüne götüreceği açıktır. Üstelik bu olağan bir yaşam olgusu olarak tercihimize bırakılmamıştır. Kabullenmek zorunda olduğumuz yaşam oldu-bittisidir.

O halde geleceğin ipuçları mâzide saklıdır diyebiliriz. Toplumsal tarihi veya şahsî geçmişimizi okumak, kaderi veya geleceği okumak gibidir denebilir. Bunun kaderi değiştirmek ve ğaybı bilmek gibi ilâhi vasıflarla karıştırılmaması gerekir.

Bilginin değiştirme gücüne inanmak Avrupa menşe’li bir düşünce tarzıdır. Çünkü bu bakışta varlığa hâkim olmak, varlığı yönetmek, varlığın irâdesini kendi elinde tutmak isteği, tercihi vardır. Gene bu bakışta bireyin kendi öznesi dışında karar verici merci istememek bencilliği yanında, benliğe zarar verici alanların eksik tanımlanmış olmasından gaflet vardır.

Hâlbuki bilgi, var olanı değiştirme değil varlıkla uyumluluk gösterme, çatışmama, varlık yasalarının anlaşılabilirliğini arttırarak varlığa katkıyı ençoklama aracı olmalı değil midir? Varlıkla olan ilişkilerinizde sorun yaşamamak, onların konumlarını ve kendi mevkinizi doğru belirlemek, hayata ve hayatınıza katacaklarınız bakımından bilgi gereklidir. Bu aynı zamanda hukuksal boyut ta içeren ilişkiler manzûmesidir.

Değiştiremediğiniz ama yönünü ve kuvvetini anladığınız bir akım sizin direnç kırıcınız değil, gücünüz olabilir. Sonuçta da hayal kırıklığı yaşamazsınız.

O halde mâziyi okumak başlı başına özel ilgi ve zihni çalışma gerektirir. Geleceği öngörmek ve yakın ve uzak geleceğe muvâzi tasarımlar düşünmek zorunda olanlar-ki, ağırlıkları ve etki boyutları çok farklı olmakla beraber hiçbir insan bundan azâde değildir-geçmişle sağlıklı, sıkı, şeffaf, dürüst ve muhteviyâtı zengin bir ilişki biçimi bulmak ve bu alâkâyı yaşatmanın yolunu öğrenmek mecburiyetindedirler.

Mâzi ile yaşamanın zarureti ortada ise, mâzinin gerçeğe en yakın halini bulmak ta o derecede önemli olmaktadır. Evet, o zaman “Hangi mâzi? Sorusu önemli olmaktadır. İhtilâfa, karışıklıklara ve çatışmalara varan, yol açan sorun budur. Çünkü gelecek tasavvurlarımız bize mâzi çarpıklıklarını inşâ ettirebilir veya aynı mantık yürütme ile aksi sonuca da ulaşılabilir. Gelecek tasavvurlarımızı ise, şu anki ümitlerimiz, korkularımız ya da diğer bir deyişle menfaat ve mazarrat beklentilerimizi oluşturan geçmiş belirler. Birbirini etkileyen, birbirinden renkler alan bir döngüdür bu. İşte bizi yanılsamalara sürükleyen sâik budur ve bu içsel dürtü insanî ve toplumsal olan her meselede olduğu gibi mâziyi de yani tarihi de hakikate yakın olmaktan çıkarmaya çalışmamıza yol açabilir. Bu türden teşebbüsler, tercihimizin gerçeklerden uzak bir yerde olmasına neden olabilir ya da yeğlediğimiz, gerçeklerden uzaklaşmaktan yana olduğu için bu çeşit eylemlerde bulunabiliriz. Aynı etkili döngü burada da yaşamsal zorunluluk olarak kendini göstermektedir.
İnsan veya toplum yanılsamalarla geçen, insan ve toplum ömrü bakımından kısa sürelerle de olsa, kısa vadeli de olsa tercih bağlamında iradi olmayan bu hâlin sonuçlarını kabule yanaşabilir. Geçmiş çarpıtmalarını ve karartmalarını gerçekleştirebilir. Aksini kabul etmek, tarih karartmalarını reddetmek; kısa süreli de olsa içsel ve dışsal çatışmaları, kaybedilecek zamanı, mâli ve ekonomik kayıpları, kısacası gerilimi ve yorgunluğu kabul etmek demektir. Bu nedenle toplum ve insan bakımından uzun olmayan dönemlerde bilgi çarpıklıklarını, eksikliklerini red edememenin sonucu olarak yanlış akisler hayat tablomuzun çizgilerini oluşturabilir.

Buraya kadar iradî bir durumdan bahsettik. Aynı süreç ve tablo irademizden ve/veya içsel tercihlerimizden çok başkalarının iradesi ile de hazırlanmış ve yaşanmış olabilir. Yani, toplum ve insan bazen tam farkında olmadan, bazen de farkındalıkla, zaman zaman açıkça olmasa da görülen tersliklere rağmen bu süreci yaşayabilir. Böylece hâfıza kaybına ya da bellek bulanıklarına yakalanmış olabiliriz.

İster irâdi olsun, isterse başka sevklerin sonucu olsun, gerçekle, geçmişle, tarihle bağdaşmayan kişisel ve toplumsal hayat düzenleri, kendi içsel çelişkilerinin ürettiği az önce bahsi geçen ve geçici olarak kabul edilebilir olarak sıfatlandırılan gerilimlerden nicelik ve nitelik farkları çok düzeyli olan daha yüksek bir gerilimle bu sürecin bir aşamasında ister istemez karşılaşır ve onlara direnemez. Değişime zorlanır. Artık, gerilimin bitmesinin istenmesi ve değişimin gerçekleşmesi kaçınılmaz olmuştur.

İnsan ve toplum her koşulda gerçeğin mutluluk veren kokusuna veya mutluluğu da veren gerçeğe ulaşmak tutkusundadır ve bu yolda çalışır. Büyük gerilimi doğuran ana etken budur. Toplumlar bakımından gerçek ve mutluluk istemleri, yapı itibari ile değişik ve değişken boyut ve içerikler halinde görünse da, bireyde daha net, daha insanî ortaklıklar içeren belirgin bir tablo halindedir. Bu tutkunun doğurduğu gerilimi yaşayan insanda, Avrupa kaynaklı sosyal teorilerde birinci sırada yer verilen “Hayatı koruma” ihtiyacı yerini “Mutluluk veren gerçeğe ulaşma” ya bırakır ve insan ya da toplum yukarıda bahsi geçen çarpık belleği ve geçmişle barışık olmayan bilgiyi reddetmek eylemini gerçekleştirir. Gerilimi kabul ederek, uzun geleceği öne alarak, kısa vadeli bedelleri ödemeyi kabul eder. Evet, ufuk tablosu gerçeği-mutluluğu resmetmeye başlayınca feda edilecekler artabilir ve eski önemlerini kaybedebilirler. Arzulanan, gerçek mutluluğun kendisi veya barınağı olmalıdır ki; ona râm olabilelim. Ve gerçek, matematik soyutluktan ve her türlü nesnellikten azâde olmalıdır ki; ona teslim olabilelim. Kendimiz gibi, varlığın öznelliği gibi aşkınlık içermelidir ki; onu yabancı görmek mümkün olmasın, kabulü kolay olsun. Herhalde bu aşkınlıktır ki; insanı beden kafesinden isteyerek ve güle uzanır gibi severek uzaklaştırabilmektedir. İstemeyerek, zorunlu uzaklaşmalar ile varlıkla uyum potansiyelinin bittiği nokta olabilen cinnet (İdeolojik cinneti hariç tutmadan)halinin getirdiği uzaklaşmak ta aşkınlığın başka boyutları olsa gerek.

Mâzide yaşamak ise tamamen farklı, maraziyetle izah edilebilecek mâziyle yaşamanın aksine, hem fert hem de toplum düzeyinde yaşanabilir olmaktan ziyâde bütün sonuçları ile sadece bireyin yaşayabileceği bir olgu gibidir. Mâzide yaşamak geçmişin kişinin gelecek inşa iradesini esir almasıdır. Veya tercihlerin gelecek aleyhine yapılmasıdır. Başka bir deyişle, kişinin hâlinden memnun olmaması süreklilik kazanarak baskın çıkmış, zıddına evrilmiş, kişiyi yanlış bir yola, kendini değiştirmekten vazgeçme yoluna sâlik etmiştir. Değişmekten vazgeçen birey yeni bir gelecek inşasından da vazgeçmenin tercihini yapmış demektir. Hâl ve mevcut dönüştürülemeyince ve yeni bir gelecek yeterli enerji ve donanım yokluğu ile umut olmaktan çıkınca elde kalan geçmiştir. Yetinilecek tek unsur mâzidir. Artık kişi marazın zorunlu neticesi olarak geçmişte yaşamaktadır.

Geçmişte yaşamak hastalık değildir, hastalığın dışavurum halidir diyebiliriz.

Muhammet KIRVAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız