MASUM DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ


İranlı Asker (Asghar) Ferhadi (Farhadi)’nin oscar ödüllü 2011 yapımı dili Farsça, drama filmi türünde çekilen “Bir Ayrılık” filminin orijinal adı, جدایی نادر از سیمین Cüdaye Nadir ez Simin(Codaeiye Nadir ez Simin).
Asghar Farhadi birçok sosyal konuyu bir potada eritirken sade, yalın çekim ile ruhumuza derin çentikler atan yönetmendir. İran halkının toplumsal sorunlarını, aile içi ilişkilerini iyi gözlemleyebilen gerçekçi, nesnel bir dille beyaz perdeye yansıtabilen senarist ve yapımcı aynı zamanda. Filmi izlerken yalnız izleyici kimliğinizle etkilenmeyecek olayların içinde bulacaksınız kendinizi.
Filmin müzüğini yapan Sattar Oraki drama türünde olan bu filme daha etkileyici ve duygusal bir müzik kullanabilirdi. İran filmleri müzik konusunda bana göre bilinçli zayıf bırakılıyor. Kendilerine özgü bir tarz oluşturuyorlar. İnanç yapıları da bu konuda frenleme yapıyor olabilir.
Birçok İran filminde olduğu gibi bu filmin de düşük bütçe ile çekildiğini tahmin ediyorum.
Kazandığı ödüllere değinecek olursak şaşırtıcı şekilde bol ödüllü bir filmle karşılaşıyoruz.
61. Berlin Film Festivalinde En İyi Film dalında Altın Ayı ve En İyi Aktör ile En İyi Aktris dallarında Gümüş Ayı , Oscar Ödüllerinde En İyi Yabancı Film, 6. Asya Pasifik Film Ödüllerinde En İyi Film seçilir. Aynı zamanda Altın Ayı kazanan ilk İran filmidir.
Gelelim uluslararası sahnede yansımalarına;
2012 yılında Oscar’a aday gösterildiğinde Fransa Hükümetinin İran’a yaptırım ve baskıyı artıralım teklifini sunduğu dönemde 7 milyon Fransız bu filmi izlemiştir.
Almanya İran’ı nükleer tehdit olarak ilan etmesine rağmen Berlin Film Festivalinde ödül alabilmiştir.
Amerika Birleşik Devleti İran’ı tüm dünyaya karşı uyarırken Altın Küre Ödülünü almıştır ve Oscar’a aday gösterilip oscarıda kazanmıştır.
Bunda ne var demeyin. Sanatın gücünü göstermesi açısından oldukça dikkat çekici bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Her devrimin her ihtilalin hatta her fethin arka planında gerekli şartları hazırlayan düşünce dünyası, fikir adamları, sanat, sanatçı yok mudur? Vardır elbette. Bizler de yeni bir dünya düzenine hazırlanıyoruz diye düşünmeden edemiyorum.
Filmde bir boşanma hikâyesi konu ediliyor. Simin (Leila Hatami) ve Nader (Payman Maadi ) kızının daha iyi şarlarda büyümesi ve iyi bir eğitim alması için yurtdışına taşınmak isterler. Nader Alzheimer hastası olan babasını (Ali Asghar Shahbazi) geride bırakmak istemez ve gitme fikrinden vazgeçer, olay büyür ve eşler ayrılma aşamasına gelir.
Simin kızı olmadan tek başına yurt dışına gitmek istemez. Kırılan ve de birikmişlikleri ile baş edemeyen Simin eve de geri dönmez. Kızı (Sarina Farhadi ) da babası ile kalmayı tercih edince kendi ailesinin yanına taşınır. Kızları Termeh babası ile kalır çünkü Nader ile Simin arasında bir bağ olduğunun farkındadır. O bağın kopmasını istemez. Belki, kim bilir, olabilir umudu taşımaktadır.
Nader geleneksel aile babası izlenimi vermekte. Eşi gittikten sonra babasının ve kızının bakımını bir arada götürmeye çalışmaktadır. Kendisi işteyken babasına bakması ve temizlik için bir kadın (Sareh Bayet ) tutar fakat olaylar hiç de umduğu gibi gitmeyecektir. Kendinden aşağıda gördüğü insanlara menfaati söz konusu olduğunda kibirli şekilde acımasız da davranabilmektedir.
Film bir evliliğin bitişi ile hayatların nasıl savrulacağı konusunda izleyiciye bir fikir veriyor. Farhadi toplumsal bir yara olan boşanma konusuna o kadar sert parmak basmış ki baskıdan dolayı anlatım biraz şiddetli olmuş diyebiliriz. Filmde temelde boşanma konusu işlenirken; İran hukuk sisteminden eğitim sistemine, işçi haklarından kadın haklarına hatta hasta haklarına, sınıf, statü gibi değişik konulara değinerek geniş bir yelpazede bu kadar çeşitli konuyu harmanlıyor ve başarılı olduğunu da izleyiciye göstermekle kalmıyor aynı zamanda hissettiriyor.
Razieh karakteri ile dini inancın o sosyal tabaka içinde önemi gözler önüne seriliyor. Bazen parasızlığın gözü kör olsun diyorsunuz ya işte Razieh için elimden gelen tek şey bu duayı dillendirmek oluyor. Fiili dua olmadan yapılan kavli duanın kabul olmayacağını bildiğim halde Razieh için umudumu sürdürüyorum. Elbette kabul olunan benim duam olmuyor, Razieh’in ektiklerini biçme sahneleri ile acımasızca yüzleştiriliyorum.
Razieh’in eşi Hodjat (Shahab Hosseini) karakteri üzerinden toplumun alt sınıfından olmanın ne demek olduğu, yaşadığı dezavantajlar üzerinden çarpıcı şekilde anlatılmış. Hodjat hayatı boyunca ezilmiş, kendi haklılığını ispatlamaya çalışmış fakat bunu bir türlü becerememiştir. Karakterin sürekli vurguladığı gibi kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Eski yaraları dikiş tutmaz şekilde kangren olmuş, bu yaralar onu saldırgan bir tutum içine sokmuştur. Haklı halini savunamaz olmuştur. Savunurken de kendine ve etrafına şiddet uygulamaktadır. Mahkeme koridorları artık her iki aile için de çıkmaz sokaktır.
Farhadi olayları izleyiciye aktarırken neden sonuç ilişkisi içinde ele alıyor. Kim iyi kim kötü tercih hakkı sunmadığı gibi telkin de yapmıyor. Filmi izlerken birden o ailenin bir parçası oluyor, onları sorgularken, eleştirirken veya takdir ederken buluyorsunuz. Buna rağmen karakterlere bir türlü taraf olamıyoruz, buna izin verilmiyor. Kimi tuttuysam biraz sonra elimde kalıyor. Simin’e hak veriyorum evlilikten ve eşinden beklentileri var derken birden taraf değiştiriyorum empati yapıyorum babasını koruyup gözetleyen Nader’e hak veriyorum. O baba ona çocukken nasıl baktı büyüttü diyorum. O da onu hem de hasta halinde nasıl bıraksın? Temizliğe gelen Razieh isyanında haksız mı? Bastırılmış, eğitimsiz, inancının altında kalan bir kişilik. Korku üzerine eğitilmiş zihniyeti ile elinden geleni yaparak işsiz güçsüz eşi ve kızı ile hayata tutunmaya çalışıyor. Bir elinde kızı, diğer elinde eşi, karnında doğacak bebeği… Uçuruma beraber yuvarlanmaları an meselesi ki, öyle de oluyor. Filmde iç dünyasına inemediğimiz tek karakter Nader’in babası kalıyor elimde. O da zaten çoktan ruhen ölmüş bedenen var olmaya devam ediyordu. Asghar Farhadi birçok sosyal konuyu o kadar tarafsız anlatıyor ki. Sen misin bu kişiyi haklı bulan? Al sana bir tokat. Sen misin bu kişiyi haklı bulan? Al sana bir tokat. Film boyunca tabirimi maruz görün izleyiciyi şamar oğlanına çeviriyor. Finali de bize bırakarak Osmanlı tokadı ile final yapıyor. Ne diyelim canı sağ olsun.
Son sekansta Termeh’e hâkimin sorusu olan “Babanla mı kalacaksın annenle mi?” hitabından ve mahkeme koridorunda yükselen başka bir çocuğun çığlığından etkilenip ağlayamayanlar bu tarz filmleri izlemesin.
“Öyle bir yerdeyim ki;
Ne gitmesi mümkün, ne kalması mümkün olan
Öylece bir yerdeyim işte…
Vazgeçmekle direnmek arasında, akla karanın tam ortasındayım.
Kaybetmenin arifesinde, yeni bir hayatın eşiğindeyim.
Kalsam canım yanacak, gitsem hayatım.”
Sinema bazen hayat kadar gerçek, gerçekler ise bazen sinema tadındadır dedirten film izledim. Ailece izlemek isteyenler haydi ekran başına.

Eğitimci Yazar
Sümeyye Özer Doğan

FACEBOOK HESABIMIZ