KURTLAR VADİSİ (GLADİO)

Gladio

Filme rahatlıkla Gladyatör ismi de verilebilirmiş.. İlk aklımdan geçen.

Bu yüzden mi acaba “general” olarak geçmiyor hiç sayın büyük. Öyle yalnız kovboy suretinde hep. Medyaya tavırlar, hapisten kaçış, ihanet, intikam.. Cumhurbaşkanını “öldürmüş” olmasını bile sineye çekiyoruz. Öyle ya, başta Apoyu öldürmeye çalışarak vatana bağlılığını göstermişti. Sadece kandırılmış adamcağız….

Peki Gladyatör nereden çıktı. Ee baştan aşağı darbeye diktaya miktaya çalışmışsa bir kişi, Gladyatör’e de ancak bu kadar benzetilebilir..di.. hani.. Başlangıç ve final..

Kurtlar-Vadisi-Gladio-17

Düşünüyorum da rahatlıkla “birkaç iyi adam” tipinde yapılacak bir film, neden bu kadar evrilir çevrilir. Birkaç iyi adam.. ama başka şekil.. Bildiğin gibi değil… 

Bu arada, Sayın Cumhurbaşkanının öldüğünü söylerken filmdeki televizyon ben de o günü hatırladım. Garip bir gündü. Bir kısa film gibi şimdi araya sıkıştırayım o günü müsaadenizle. Böylece filmdeki eksiği de az buçuk telafi edelim, halk diye bir şey yok mübarek filmde. Ankaradaydım o gün, bir arkadaşla buluşmuş ve bir kahvede birkaç çay içmiştik. O sıra altyazı geçmişti televizyon. Bir hareketlenme olduydu ama nedir ne değildir anlayamamıştık. O sıralar her şeye altyazı geçmezdi, sadece önemli şeylere altyazı geçerdi. Başını da bir kaçırdın mıydı sonra bekle dur. Kimbilir bir daha ne zaman geçerdi. Sanki Anadolu Ekspresi.. Neyse ne olduğunu anlayamadan ayrıldıydık arkadaşla. Kurtuluş’tan Sıhhıye’ye kadar yürümüştüm. İyi hatırlıyorum, hava bir garip kararmış ve tuhaf bir rüzgar çıkmıştı birden. Hava bile önemli bir şey olduğunu haykırıyordu yani adeta. Hatta bu yüzden iyice meraklanmış ve otobüste konuşanlara kulak vermeye çalışmıştım biraz sonra.

Pek konuşan yoktu, bir iki laftan edindiğim izlenim ise başbakana yani Demirel’e bir şey olduğuydu. Eve gelince öğrendim nihayet, Özal ölmüştü. Allah rahmet eylesin.

Filmde onun ölmediği öldürüldüğü iddiası “apaçık” bir şekilde ortaya konuyor. Kurtlar Vadisi tarzı.. Doğru ya filmin adı Kurtlar Vadisi, Gladio. Cem Erseven, 28 Şubat, hepsini bu adam yapmış be. Pardon, kandırılmış.. Hani hep yanılmış ama bir tek defa “kandırılmıştı” 

 Kurtlar_Vadisi_Gladio4Ama şu Cumhurbaşkanı suikastına dönelim yine. Suikast.. bu lafları arada duyarız da.. Yahu bari meseleyi açtınız, sadece bunun üzerine eğilin. Ya da sadece 28 Şubat.. Yooo sıradan bir şeymiş gibi iki sahneyle geçip giden bir olay koskoca Cumhurbaşkanının öldürülmesi. Film herhaliyle “büyüğü” zekice bir aklama çabası açıkçası. Yapmış ama… hani. Sorun bir, niye yapmış.. Apoyu öldürmeye kalkmış biri be bu. Gerçi orada da oyuna gelmişti, ah…..

Kandırılmış… Bu kadar basit. Kibir mibir zaten onlar işin tuzu biberi. Amerikalı olma da… Alman da hödüktür. Neden İngiliz’in hiç lafı geçmez, o da soru işareti. Yarın öbürgün de aa yine kandırılmışım. Zaten bazılarının mübarek sonsuz bir kandırılma marjı var.

Filmin sonunda ise yine Kurtlar Vadisi tarzı bir tebliğ. Yeni dönem başlamış, Yeni Osmanlıcılık.. Araplara bir çoban lazımmış, o da Türkiye olacakmış. Eski adamlar onun için tasfiye ediliyor. Ne olacaktı, bin yıl iktidarda mı kalacaklardı?.. Sanki mesele şu, “siz bizi tasfiye ederseniz biz de sizi açık ederiz haaa!!”

Gladio’nun herşeye hakim bir güç olarak altının çizilmesi ise aslında bir tür bağlılık –tersinden- gibi sanki. Bakın sizin hakimiyetinizi de teslim ettik. Fuat zaten işi bitmiş bir Gladiocuydu. “Bir tek koruması bile yoktu, ne de faytonu takip eden bir fayton” Aynen böyle diyor İskender Büyük… Adamı büyük adada denize attıktan sonra. Yahu tüh be, yine Gladio’ya çalışmış oldu. Nee, avukat kız da mı Gladiocu?.. Yok be.. O da onun işini bitirdi bak. Yani kime güvenilebilir ki şu ülkede???

Dediğimiz gibi mesele sanki şu, bizi harcamayın bak….

 “Ben vatanı öyle sevdim ki gözüm başka hiçbir şeyi görmedi” dedin mi zaten üstüne diyemeyeceğin hiçbir şey yok.

Bu arada biraz da dizi-film boyutuna geçelim. Polat’ın yokluğu sırıttı mı?.. Açıkası pek sırıtmadı. Dizinin üçüncü adamı, dizinin üçüncü müziği noktasına çok dikkat edilmesinden dolayı mı acaba.. Dizinin ana müziği hiç kullanılmıyor filmde. Hep şu Amerikalı çıktığında çıkan müzik var. Yoksa artık “bunlar uydurulmuş şeylerdir, hiçbir kişi kurum vs. ile ilgili değildir” uyarısının iyice aşağı çekilmiş olması mı etkili oldu. Belki uyarı yazısı yine vardır, ona dikkat etmedim de.. Ama Polat hayali bir karakter olarak sırıtırdı bu derece bir gerçeklikte, evet. Gerçi Musa Uzunlar da sırıtıyor ya.. Yine dizideki gibi teatral bir ağız ve ilginç laflar, pek sahici değil. Ama diziyle de tek bağlantı o, ne diyeceksin. Dizinin adıyla çıkıyor film sonuçta.

 

En dikkatimi çeken sahne ise İskender Büyük’ün açık bırakılmış kapıdan Cem Erseven’in evine girip etrafı silahla dolandıktan sonra en son masanın üzerindeki çaydanlığa şöyle bir elinin tersiyle dokunması ve sıcaklığını ölçmesiydi. O bir önceki gelişindeki Cem’in “yalnız geldin değil mi” dedikten sonra kabak gibi kafasını uzatıp koridora bakınmasının oluşturduğu amatör etki bu sahne ile bir nebze olsun silinmiş oldu böylelikle. Nokta…

……

Denilebilir ki yahu bu film Gladio’ya karşı. Ne Gladiosu be, gladio kılıç demek devir silah devri..

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

KURTLAR VADİSİ (GLADİO)” için bir yorum

  • 14/12/2009 tarihinde, saat 10:11
    Permalink

    Okuduğum en iyi Gladio eleştirisi. Öz ama vurucu. Özellikle bitişi.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız