KURBAN DEVRİMİ III (KUŞ BÖREĞİ)

‘XIX. yüzyıl İngilteresi, içinde yaşadığımız dönemden pek farklı değildi.

Dijital devrimin getirdiği bilgisayar, mikroçip ve internet gibi ilerlemeler bizim dünyamızı nasıl etkilediyse Sanayi Devrimi’nin buhar makinesi, mekanik dokuma tezgâhları ve telgraf gibi ilerlemeleri de on dokuzuncu yüzyılı öyle etkilemişti. Bu iki dönemin mucitleri, hayal gücünü, tutkuyu ve yeni teknolojileri bir araya getirenler oldu.’ (Walter Isaacson, Geleceği Keşfedenler)
Biz duygusal değerlere önem verir, her on yılda ülkeden ‘vatan hainlerini’ tasfiye edecek bir mihrak çıkarır, enerjimizi toprağa verirken ‘fetih rüyaları’ görürüz.
Bu nedenle İngiliz Şair Byron’ın kızı Ada Lovelace’in kim bilir nasıl hoşuna giderdi? 150 yıl önce düşündüğü hesap makinesi sadece bir keşif değil büyük bir dönüşümün başlangıcı olduğunu bilebilseydi.
“Kişisel bilgisayarla internetin bir araya gelmesi, kişisel yaratıcılığın, içerik paylaşımının, topluluk oluşturmanın ve sosyal ağlar kurmanın kitleler ölçeğinde gelişmesini sağladı. Ada’nın “şiirsel bilim” dediği şeyi, yaratıcılıkla teknolojinin, eski tezgâhdaki bir kilim gibi dokunması fikrini gerçeğe dönüştürdü.” (Walter Isaacson, Geleceği Keşfedenler)
İşte kahramanlar, hamaset dizileri, teşkilat ve silahlarla gündeme gelenler, belki bir gün Tanpınar’ın mürekkep lekelerine üşüşünce, kızlarımıza ‘Pekkan’ yerine Lovelace, (aşk bağı) koymaya başlayınca, geleceğe yönelip atılım yapabileceğiz.
Birleştirmek yerine ayrıştırmak kısa vadede kazançlı görünebilir ama Alman dilenciler gibi müzikle değil ‘Allah rızası için’ sadakaya muhtaç da kılabilir, Allah korusun.
Almanya’da Hristiyan demokratlık, ulusalcılığa karşı bir sigorta işlevi görür. Bu güzelliği yaşadığı halde Almancılarımız, Almanya’da solculara- Türkiye’de sağcılara oy verirler. Bizim Müslüman Demokratlığımız hiç bir şeyin güvencesi olmadığı halde.
İslam şanzımanı ile Türklük vitesine sabitlediğimiz otomobil sürekli hızlanıyor. Belki de yokuş aşağı. Eskiden manuel araçları vurdururduk. Çalışsın diye. Şimdi kan akan sözlerle konuşuyoruz. Vurduracak ‘kurban’ arıyoruz.
Sanki başımızda yeteri kadar felaket yokmuş gibi. Orman yangını, sel felaketi, toplumsal linç olayları. Bu ülkeye bir lanet bulaştı ama sebebini daha bulamadık. Belki bütün bir dünya lanetlendi de bizim nasibimize bunlar düşüyor.
Kurban kültürüyle, hayat kurban almadan sürdürülemez diye yanlış bir İslam yorumuyla malulüz. Koyun kesmek, kesmiyor bizi. İlle de sığır keseceğiz. Hem ortaklar arası dayanışma getiriyor hem de elbirliği ile temizliyoruz kan lekelerini. Kimseye koklatmadan derin dondurucuda sakladığımız halde.
Avrupa’nın Müslümanlara gösterdiği hoşgörü ve çoğulculuğu devletimizden muhaliflere de göstermesini beklemek sadece temenni mi olmalıydı? Hak, hukuk, adalet ve demokrasi, kurbanla beraber feda ettiğimiz değerler artık.
Biz sadece bayramda kurban kesmeye doyamayız.
Her güne bir kurban. Yoksa bayramlar nasıl çoğalır? Sevinç, dayanışma ve bütünleşme günleri? İban olmadan iman da olmaz anlayışına ulaştık ya, materyalist Müslümanlar lanetli bir dünyada yani bozgunda ‘fetih düşleri’ gördükçe, her gün yeni bir kabusla uyanıyoruz.
Uyuyalım da rüyamıza kuşlar gelsin. Ardıç kuşları. Belki bir Türkmen köyünde ‘kuş böreği’ ikram ederler bize.

Mustafa EVERDİ
Hukukçu-Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 1

FACEBOOK HESABIMIZ