KURBAN DEVRİMİ II (KAN LEKELERİ)

‘Yağlı güreş ritüellerini çoğumuz ” içi boş ” bir ” dans” gibi seyrederiz. Ama aslında öyle değildir.

Önce iki pehlivan birbirinin elini sıkar, sonra güreşmek için arkalarını dönüp birbirlerinden uzaklaşır.
Ve birden geri dönüp eğilerek birbirinin ellerini öper gibi yapıp başlarıyla selam verirler. Güreş bundan sonra başlar. Sonunda bir galip bir de mağlup olacaktır.’ Bakmayın üste çıktım diye övünme, altta kaldım diye yerinme! temrinlerine. Altta kalanın canı çıkar.
Geleneksel yağlı güreşe karşı Greko-Romen teknik güreşleri gündeme girince, arkadan nal toplamaya, sanayileşen ülkelerin gerisinde toz yutmaya başladık. Karlofça ve Küçük Kaynarca’dan bu yana.
Güçlü iken, şehirlerini fethetmeyi, kızlarını cariye oğullarını köle etmeyi, Viyanalarını darülislama katmayı düşündüğümüz Avrupa’nın bize galebe çalması büyük bir travmadır. Hala atlamadık. Her savaşta yenilmek, müzakere masasında ‘mağlup tarafa’ oturmak kaderimiz sanki. Onun için arada gürlesek de bükemediğimiz bileği öpmek de geleneğimize eklendi.
Yüzyılların etkisi ile barış masasına giderken bile Türklerin egzotik çekiciliği azalmadı, artan bir ilgiye konu oldu Avrupa’da.
Berlinliler gördükleri ilk Türk olan Ahmed Efendi’yi, başında balkabağından büyükçe kavuğu, kaftanı ve maiyetinin şatafatıyla, pencerelerinden bir Şark tiyatrosunu izler gibi seyrederler.
‘Berlin şehrine girdiğimiz gün, küçük büyük, genç ihtiyar, yolların iki tarafında ve üçer beşer kat evlerinin pencerelerinde üst üste birikmeleri ve seyretmeğe uğraşmaları tasvirin haricine ve yakınlık ve arzu hususunda gösterdikleri sevinç ve saygı son dereceye çıkmıştır.’ Ahmed Resmi Efendi (1700 – 1783)
Küçük Kaynarca Anlaşması’nın müzakere ve imzasında Osmanlı Devleti heyetine reislik gibi kadersiz bir vazife ile tarihe geçmiş, ancak öncesinde Viyana ve Berlin’de önemli sefaret görevlerinde bulunmuş Osmanlı devlet adamıdır Ahmed Resmî Efendi. Devlet adamlığının yanı sıra Sefaretname’si gibi eserleri ile tanınmış, önemli bir yazardır. Türkiye’nin ilk Berlin büyükelçisidir.
O gün bugündür Batılı gibi güçlü olmaya çalışıyoruz. Doğulu kültür içinde batılı eğitime yönelsek de, despot yönetim, kurnaz ve uyanık atraksiyonlarla ‘satranç’ oynamaya niyetleniriz. Tavlayı çok sevdiğimiz halde. Ya da okeyi.
Üstelik aydınlanma sürecine geç katılan ve Fransa ve İngiltere’nin ardından bir atılıma niyetlenen Almanya’nın düşüşten sonra yükselişe bu kadar çabuk nasıl geçebildiğini anlamadan.
‘Bunlar Almanya’nın, adedi günden güne artan sefalet habercileri, işsizleri, dilencileridir. Gelip geçenlerin yolunu terbiyeli bir gülümsemeyle kesen ve teneke kutular uzatıp kâğıttan sarı, pembe, beyaz çiçekler dağıtan şu adamlar ne istiyor? Bunlar da artık Almanya’yı ağzına kadar dolduran sayısız sakat, fakir, hasta cemiyetlerinin sadaka toplayıcılarıdır.’ Ahmet Haşim,
Frankfurt’a gelene herkesin sorduğu şunlardır:
– Eski şehri gezdin mi?
– Rothschild’lerin evine gittin mi?
– Goethe ‘nin evini gezdin mi?
Frankfurt şehri meşhur zengin Rothschild’in ve şair Goethe’nin vatanı olmakla iftihar eder. Vardığımın ilk günü Goethe’nin evine (s.85) koştum. (…) Ev, olduğu gibi muhafaza edilmişti. Bütün pencereler eskisi gibi çiçekli ve tül perdeliydi. Şairin hatırası bu evin her tarafında nefes alıyordu.
Nihayet şairin çalışma odasına vardık. Kafileye kılavuzluk eden memur, üstü baştanbaşa mürekkep lekeleriyle kaplı eski bir yazı masası önüne gelip de ” Goethe, Faust’u bu masa üzerinde yazdı. Bu lekeler Faust’un lekeleridir! ” dediği zaman kalabalığın son dereceye varan merakı ve heyecanı, ışık halinde gözlerden taştı.
Herkes o mukaddes gölgeleri yakından görmek için, medeni nezaketi unutarak masaya yaklaşmak üzere kendine bir yol açmaya çalışıyordu. Bu hayran gözlerde lekeler, mürekkep lekeleri değil, fakat bir ebedi lacivert semada, namütenahi yıldız serpintileri idi. (A.Haşim, 86)
Sokaklarında dilencilerin cirit attığı Almanya Goethe’ye, onun mürekkep lekelerine bu kadar değer vermesiyle, düştüğü yerden kalkabiliyordu işte. Biz ‘kan lekeleri’ ile ülkeyi sulhu salaha kavuşturmak, vatanı kanlarımızla ‘sulamak’ dışında bir yol bulamayız.
“Her birimizin içinde bizi hem sağlığa hem hastalığa, hem zenginliğe hem yoksulluğa, hem özgürlüğe hem köleliğe yöneltecek güç eşit olarak vardır. Bunları denetleyen biziz, başka hiçbir şey değil!’ R. Bach

Mustafa EVERDİ
Hukukçu-Yazar

FACEBOOK HESABIMIZ