KURBAN DEVRİMİ-I-

1960’lı yıllara kadar Avrupa’ya gidip bize oraları anlatanlar, ayrıcalıklı üst sınıfa mensup insanlardı.

Falih Rıfkı Atay, Attila İlhan, Nur Vergin gibi. Bürokrat veya kamu kaynakları ile bu imkâna kavuşan talihliler. Oralarda Türklerden bir iz bulmaları ne mümkündü ne de böyle bir arayış vardı. Hasan Ali Yücel bakan olarak İngiliz otomobil fabrikasını ziyaret ediyor, Ahmet Emin Yalman gazeteci olarak gezebiliyordu yabancı ülkeleri. Halkımıza Kaf Dağının ardı gibi uzaktı bu ülkeler.
Falih Rıfkı Atay ‘Gezerek Gördüklerim’ kitabında, 1933 İngilteresini anlatır. Daha imparatorluk kan kaybetmemiş. Onun için İngiltere nedir: “İngiltere için ne biliyorum? Bir çok şey… Fakat hepsinin üstünde kafamı kaplayan hayal, çocukluğumda Bab-ı âli emekli takımı ile yaşlı deniz subaylarından dinlediğim, bir de İstanbul’un mütareke sokaklarında gördüğüm İngiltere’dir.” (Atay, Gezerek Gördüklerim, s.41)
II. Dünya Savaşından sonra küllerinden yeniden doğan Almanya iş gücü ihtiyacı duyunca Türkiye’den de resmi kanallardan işçi almaya başladı. Artık Avrupa, büyüsünden soyunmuş, komşu veya akraba Almancıların anlattığı, çikolatasını ikram ettiği, güçlü otomobil ve motosikletleri ile toprak sokaklarımızda gezinen tanıdığa dönüştü.
Avrupa için Türk işçiler ne çağrıştırıyordu; Dal gibi kuru, dil bilmeyen getto ve haymlarında yaşayan egzotik insanlar. 1956’da yayınlanan Elsa Kamphövener’in ‘Türk Kervansaraylarında Ocakbaşı Masalları’nda anlatılan gizemli Türkler. Masallarda anlatılan Türklerin ete kemiğe bürünmüş hali yanıbaşlarındaydı artık. Hoşgörü ve sevecenlikle ilginç insanlar diye karşıladılar.
Zamanla İngilizlerin Japonlara söylediği gibi açıktan olmasa da ‘Hayvan gibi on iki saat çalışıyorsunuz. Böyle rakiplik, bir seviye dampingidir. Bizim gibi yaşamadıkça, bize rakip olamazsınız.’’ Atay, s,48) düşüncesine ulaştılar.
Biz nefis köreltecek kadar da olsa mangalda etini, Çinli pirincini düşündüğü kadar, İngiliz, İskoçya balık avını, Askot atyarışını, yat ve golf partilerini düşünür çünkü.(s.49)
Aradaki refah farkı bu kadar büyüktür.
Zamanla çevreyi tanımaya, az çok dil öğrenerek meramını anlatmaya başladı göçmen işçiler. Şöyle içine sinerek et yiyemiyor, mangal yakamıyordu. Avrupa’da kan akıtmadan şok ile kesiliyordu hayvanlar. Domuz eti korkusuyla ete hasret kalmışlardı. Her sene de Türkiye’ye gidilemezdi ki. Para biriktirmek bir an önce kesin dönüş yapmak planları yürürlükteydi.
Yıl geçtikçe canlı koyun alınacak çiftlikleri öğrendiler, satın alıp evin banyo küvetinde kestiler kurbanları. Helalinden, kanı akıtılmış kurban etlerine doydular, mangal yakıp tütsülediler Avrupayı. İnanan insanların eylemi, mübarek bir ikramın ödülüydü bu etler.
Ertesi yıl üç-beş Türk bir araya geldiler, sığır kesmeyi koydular kafalarına. Koyun gibi dördüncü kata çıkarılması kolay değildi. Merdivenlerden çıkaramazlardı. İşgüzar Almanlar, Fransızlar polise ihbar ederdi. O halde kimse görmeden asansörle atabilirlerdi eve. Asansöre itip çekiştirerek daireye çıkarır Allahın izniyle küvette kesebilirlerdi. Hangi inanan böyle bir teslimiyetle bulutların üstüne ev kurmaya kalkabilir?. Hristiyanlar içi boşalmış balon kadar inanıyordu dine. Türklerin imanı basketbol topu gibi gergin ve sağlamdı elhamdülillah.
Sığır bu, koyun gibi uysal değil ki. Tepindi, ayağa kalktı, asansörü 3. Katta bozarak sistemi tıkadı. Bizim mümin kafadarlar, asansörden sığırı çıkarıp sağ-salim yere inemeyeceklerini anlayınca itfaiyeden, belediyeden, kurtarma ekiplerinden, hasılı hükümetten yardım istediler.
Bütün Fransa, Türklerin bu dehşetengiz kurban girişimi ile baş edemeyeceğini anlayınca, ortalık kan gölüne dönmektense, mezbahaları kurban bayramında Müslümanlara tahsis etmek zorunda kaldı. Bu hoşgörüye karşı çıkanlar bile razı oldu sonunda. Halbuki 100 yıldır bu ülkedeki Mağrip Müslümanları böyle sorunlar çıkarmazdı. Anlaşılan bu farklı bir müslümanlıktı.
Türklerin dördü bir araya gelmesin, dördüncü katta sığır kurban etmeye gözlerini karartıyordu. Bunu önlemek mümkün olmayınca inançlara saygı gereği ibadetlerini daha kolay yapsınlar diye yasakları esnetip Müslümanlara bir yol buldular.

Mustafa EVERDİ
Yazar-Hukukçu

FACEBOOK HESABIMIZ