KUR’AN’I TANIMA VE ANLAMA

İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.

Her Mü’min Kur’an insanıdır. Kur’an Mü’minler tarafından okunması, anlaşılması, öğüt alınması ve hükümlerinin uygulanması için Yüce Allah tarafından gönderilmiştir. Kur’an çağımız çok okunmakta, Ne yazık ki anlaşılmadan okunmakta, emir, yasak ve tavsiyeleri bireysel ve toplumsal hayatımıza istenildiği şekilde yansıtılmamaktadır.
Müslümanlar Kur’an’ı hayatlarının rehberi yapabilseydi; İslam coğrafyasında güvensizlik, ayırımcılık, iç çekişme, kan davaları, cinayetler, fuhuş, faizcilik, haksızlık, yolsuzluk, adaletsizlik, liyakatsizlik, kayırmacılık gibi olumsuzlar hayatlarının bir parçası haline gelmezdi.

Kur’an geçmişten geleceğe bütün zamanların en yüksek, en kapsamlı, en derin ve en geniş hakikatlerini ve manalarını ihtiva eden bir hayat nizamıdır. Oysaki, her meslek ve meşrep; her asır ve her coğrafyada aklını kullananların aradıklarını Kur’an’da bulmaları ve rehberliğinden istifade etmeleri mümkündür.

Ramazan ayının Kur’an ayı olması münasebetiyle yazımızı hayat rehberimiz Kur’anı tanıma ve anlama, hatim indirme ve mukabele okuma geleneğine ayırdık. Ancak yazının hacminin büyük olması münasebetiyle birinci bölümde “Kur’an’ı tanıma ve anlama”, ikinci bölümde ise “Hatim ve Mukabele” konusunu arz etmiş olacağız.

Kur’an: kelime olarak “toplamak, okumak, bir araya getirmek” manalarına gelmektedir. “Kur’an, İslam’ın birinci temel kaynağıdır. Allah tarafından Cebrail (a.s) vasıtasıyla son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) gönderilen, Mushaflarda yazılan, nesilden nesile bize tevatürle gelen, inananlarına yön veren, yol gösteren yaşamlarını biçimlendiren okunması ile ibadet edilen, sevap kazanılan Fatiha süresiyle başlayıp Nâs süresiyle tamamlanan, başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı, kolay anlaşılabilmesi için Arapça olarak indirilen veciz, muciz bir Allah kelâmıdır.” “Anlayabilesiniz diye biz onu Arpça olarak indirdik.” (Yusuf, 2)

Kuran-ı Kerim Hz. Peygamber’e gönderilen en büyük mucize ve ilahi bir mesajdır. Bu ilahi mesaja ’Vahy-î Metlüv” yani okunan vahiy denilmektedir. Kur’an, sözcüğü de kıraat kökünden türemiştir. Kıyame Suresi’nin, 17 ve 18 inci ayetlerinde; “Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşunu takip et” Buyurulmaktadır. Kur’an, kendisinden bahsederken de “el-Kur’ân” ve “el-Kitap” kelimelerini kullanmıştır. Bu isimler onun hem okunan hem yazılan bir vahiy olduğuna işaret etmektedir.

Kur’an’ı Kerimin; “el-Kitap”, Mushaf, “ez-Zikîr”, “el-Fürkan” ve “et-Tenzil, en-Nur, er-Rahmet, eş-Şifa, el-Hikmet, el-Hakim, el Kadim, el-Vahy- el-Beyan, el-Hak, Urvetu’l Vusga gibi İsimleri de mevcut olmasına rağmen en çok herkes tarafından Kur’an olarak anılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim, Önce “levh-i mahfûz” dan dünya semasındaki “beyt-i mamûr” a veya Beytü’l İzze’ye topluca indirilmiş, sonra da “beyt-i mamûr” dan Hz. Muhammed’in (s.a.v) kalbine Miladi 610 yılında meydana gelen hadiselere binaen Kadir gecesinden başlamak suretiyle; parça parça 23 yılda inzâl buyrulmuştur. Kur’ân-ı Kerîm, günümüze kadar indirildiği hali ile bize kadar ulaşmış kıyamete kadar da aynı hal üzere bâki kalacaktır çünkü C. Hak “Hiç şüphesiz Kur’an’ı biz indirdik ve onun koruyucusu da biziz” (Hıcr Aye,9)

Kur’an-ı Kerim’in birbirinden besmele ile ayrılan iki veya daha fazla ayetin bir araya gelmesiyle oluşan ana bölümlerine sure, surelerin içinde yer alan başı ve sonu belli cümlelere ise ayet denir. ” Kur’anı Kerimde 114 sure olup her sure birbirinden “Besmele” ile ayrılmıştır. Ancak Araf Suresi ile Tevbe Suresi arasına “Besmele” konulmamıştır. Tevbe suresinin başına besmele konulmamasının çeşitli sebepleri zikredilmektedir. En çok rağbet edilen görüş; Sure; antlaşmalarını bozan müşriklere ve münafıklara karşı şiddetli tehditler ihtiva ettiği ve müşriklere karşı savaş ilânı ile başladığı için; rahmeti, emniyeti ve selâmeti ifade eden Besmele, sürenin başına konmamıştır. Nitekim, Abdullah bin Abbas, Hazret-i Ali’ye (r.a.) Enfal suresi ile Tevbe sureleri arasına besmele niçin yazılamadı şeklindeki suale Hz. Ali: “Çünkü bismillahirrahmanirrahim de eman ve emniyet vardır. Halbuki bu sure anlaşmayı bozan müşrikler hakkında nazil olmuştur.” diyerek bu hikmetli cevabı vermiştir.

Kur’anı Kerimin en uzun süresi “Bakara ” suresi olup 286 ayettir. En kısa sure ise “Kevser suresi olup, 3 ayettir. Kur’an 600 sayfa, 30 cüzdür. Her cüz ise 20 sayfadır. Kur’an’ın 14 yerinde tilavet secdesi vardır. Halk arasında Kur’anı Kerimin ayet sayısı 6666 olarak bilinse de sahih olan görüşe göre Kurandaki ayet sayısı, 6236 dır. Kur’an-ı Kerim’de yer alan kelimelerin sayısı, Medineli bilginlere göre 77 934, Mekkeli bilginlere göre ise 77 439 dir. Aradaki fark, kıraat vecihlerinden kaynaklanmaktadır.

Kur’an-ı Kerimin ilk nazil olan âyetleri, “Alak suresi” nin ilk beş ayetidir. Sure olarak; İlk inzâl olan sure ise “Müddesir” süresidir. En son İnzâl buyrulan Müslümanlara yükümlülük getiren ahkâm ayeti ise; Maida Suresi’nin 3. ayetidir. “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim.” (Maide,3)

Kur’ân-ı Kerîm, kıyamete kadar farklı çevre ve zamanlarda yaşayan mü’minlerin din ve dünya hayatlarını temel rehberdir. Kur’an’ı Kerim Peygamber (s.a.v)’in şahsında bütün insanlığa anlaşılması, öğüt alınması ve uygulanması için gönderilen ilahi emirler, yasaklar ve ölçüler bütünüdür.

Kur’an, yalnızca insanların ölüm ötesi hayatlarını ilgilendiren bir kitap değil, ihtiva ettiği hükümleri ile doğumdan ölüme kadar her çağda ve her coğrafya da yaşayan insanlığı kuşatan; iman, ibadet, ahlak, evlenme, boşanma, miras, ticaret, yargı eğitim yönetim gibi konuları ihtiva eden inanışta hakkı, amelde ihlası işlerde adaleti emreden Allah’tan bir nasihat, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet kitabıdır. “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet geldi.” (Yûnus, 57)

Kur’an’ı, öğrenmek öğretmek, okumak, anlamak, uygulamak, anlatmak ve içindekilerle amel etmek her Müslüman üzerine vecibedir. Sahabenin Kur’an hakkında dikkat ettikleri en önemli husus ve takip etikleri yol; peygamberden öğrendikleri her ayeti önce hayatlarında tatbik ettikten sonra diğer ayetleri öğrenmeleri ve başkalarına öğretmeleridir. Zira Hz. Muhammed (s.a.v) Hz. Aişe validemiz tarafından “Yaşayan Kur’an” olarak vasıflandırılmıştır.

Kur” ân”ı anlamak, herhangi bir kitabı okuyup anlamaya benzemez, Kur”an”la hemhal olmak, hatta Kur’an kesilmek, Kur’anlaşmak gerekir: Asrı saadet Müslümanının özelliği de Kur’an’n hükümlerini hayatlarında mutlak uygulamaları yani yaşadıkları gibi inanmalarıdır. Çağımız Müslümanlarının özelliği ise inandıkları gibi yaşamayıp yaşadıkları gibi inanmalarıdır. Hz. Ömer (r.a): İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız buyurmaktadır. Kur’an başkalarına nasihat edip kendi söylediklerini yapmayanları şöyle ikaz etmektedir. “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” Saf Suresi; (2-3)

“Ümmetimin en şereflileri Kur’an’ı hâfızalarında taşıyanlar ve yaşayanlardır.”
Kur’an-ı Kerîm’in nüzulünden günümüze kadarki geçen süreç içinde Kur’anın hem tilavet edilmesi hem de hafızalara nakşedilmesi konusu başta sahabe efendilerimiz olmak üzere Müslümanların hep gündemi olmuştur. Asrı saadette Kur’an’ı okumak, anlamak ezberlemek ve içindekilerle amel etmek ibadetlerin en büyüğü ve Allah’a yakın olma vesilesi sayılmıştır. Peygamberimiz hadisi şeriflerinde; “Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur’ân okumaktır.” ”, “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenip öğreteninizdir.” Kalbinde kurandan bir şey bulunmayan kimse harap olmuş ev gibidir.” “Kur’an-ı Kerim’den tek bir harf okuyana bile sevap vardır. Her hasene on misliyle değerlendirilir. Ben ‘Elif Lâm Mîm’ bir harf demiyorum. Aksine ‘Elif’ bir harf, ‘Lâm’ bir harf, ‘Mîm’ de bir harftir. diyorum.
“Kim Kur’ân’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılar “Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.” “Ümmetimin şereflileri, Kur’an-ı Kerimi hıfzederek onu hâfızalarında taşıyanlar ve yaşayanlardır.”

Peygamberimizin hadisi şeriflerinden aldıkları ilhamla ecdadımız tarafından Kur’an’ı öğrenme, öğretme hafız olma, hafız yetiştirme konusuna büyük önem verilmiş, bunun iş için Kur’an kursları açılmış, vakıflar dernekler kurulmuş ve binlerce Kur’an hafızı yetiştirilmiştir. Günümüzde de bu konuda Müslümanlar birbirleri ile adeta yarışa girmişlerdir.

“Kur’ân hem zikirdir hem fikirdir. Hem hikmettir hem ilimdir. Hem hakikattir. Hem şeriattır. Hem de sadırlara şifa, Müminlere yol gösterici ve rahmettir.” Peygamberimiz; “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” Ayette ise, “Kim evvelki insanların ve sonraki insanların ilmini isterse, istiyorsa, Kur’an-ı Kerim’i araştırsın, deşelesin!” yaş ve kuru her şey kitab-ı mübin’de En’am ,59 Buyurulur.

Günümüzde Kur’an’ı Kerim Müslümanlar tarafından çokça okunan hafızlarımız tarafından ezberlenen bir ilahi kitap olmasına rağmen ne yazık ki içindekilerle gereği gibi amel edilmeyen ölülerimizin ruhları için üflenen bir dua kitabı muamelesi görmektedir. M. Akif Ersoy K. Kerim’e Müslümanların bu bakışını ne güzel ifade etmiştir.

Ya açar bakarız Nazm-ı Celil’in yaprağına,
Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına
***
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.
***
Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki bu din
Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin!

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı

Peygamberimizin hadisi şeriflerinde Müslümanları Kur’an okumaya ve ezberlemeye ve başkalarına öğretmeye teşvik ederken içindekilerle amel edilmesi gerektiğini de vurgulamıştır. Nitekim hadisi şeriflerde ise; “Dikkat edin! Kim Kur’an-ı Kerimi öğrenir, öğretir ve içindekilerle amel ederse ben onu Cennete sevk ederim ve Cennet için delil olurum.”

Kur’an diriler için indirilmiş bir kitaptır. Ancak ölülerimizin kurtuluşu af ve mağfireti içinde okunur. Hz. Muhammed (s.a.v) Ölülerinizin üzerine yasin okuyunuz. Çünkü mezardaki ölü suya düşüpte her şeye sarılan kimse gibidir. Evladınadan, anasından, babasından kardeşinden ve yakınlarından dua bekler. Her gün hayattakilerin gönderdikleri dağlar gibi nurlar mezarlara girer buyurur.

Kur’an ister okunsun ister ezberlensin isterse dinlensin Kur’an hakkında Müslümanların sorumluluğu Kur’an’ı öğrenmek, okumak anlamak, hükümleri ile amel etmek ondan sonra da başkalarına öğretmek ve anlatmaktır. Şunu unutmayalım kişi kurtaracak olan hafızalarındaki değil, hayatındaki Ku’andır. O halde Kur’an tasavvurumuzu yeniden gözden geçirmemiz, Kur’an’ı yeniden keşfetmemiz hayatı ve eşyayı Kur’an perspektifinden yeniden değerlendirmemiz gerekir. Sözlerimi Hz. Ömer’in (r.a) şu sözü ile noktalamak istiyorum. “Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” Cenab-ı Hak Kur’an’ı emir ve yasaklarına uyan, Kur’an’ı hayatına rehber edinenlerden eylesin!

Mustafa KIR
Eğitimci-Yazar
ASTP (Ankara Sivil Toplum Plat.) Başkanı

FACEBOOK HESABIMIZ