KÜF KOKUSU


Köyün girişinde toz bulutu yükseldiğinde hazırlıklar tamamlanmıştı neredeyse.

Muhtarın tembihi ile yolu gözleyen çocuk, topukları kıçını döverek yetiştirdi müjdeyi:
-Geldiler, geldiler!
Köyün erkekleri meydanda, kadınlar damlarda tek bir göz olup baktılar gelenlere. Müjde bekleyen inananlar gibi.
Sanki yürüyen dağ idi jeep. Kabinde iki sıra koltuk, kapalı bagajı ile karada yürüyen gemi gibi kayıyordu yolda. Denizleri dalgalandıran rüzgarıyla. Tekerleri bile traktör iriliğinde. Dağ-taş, coşkun akan ırmaklar, engebeli arazi, asfalt yol olurdu bu hareketli heyulaya. Sanki Gılgamışla Enkidunun birlikte öldürebildiği boğayı andırıyordu. Devletin ihtişamını köylere taşıyan haberci. Dayanıklılığın ve gücün simgesi toprak damlı evlerin, tozun toprağın arasında daha bir heybetli görünüyordu.
Halkın derme çatma hayatına kara bir boğa gibi girdi. Pikap değil devlet resmigeçit yapıyordu adeta. Parıl parıl parlıyordu üzerine sinen tozlara rağmen. En zorlu testlerden geçerek ulaştığı bu ihtişam, güven verdi nedense köylülere. Zayıf ruhlarına çelik zırh giydirilmiş gibi bir etkiyle ayakları yere daha bir sağlam bastı. Sabahtan sulandığı halde kuruyuveren toprağa.
Meydanda durdu pikap. Sağ kapısı esrarlı bir mağara gibi açıldı. Siyah camlardan içini görmek mümkün değildi. Siyah takım elbiseli, kravatlı kara yağız biri indi. Gözlerinde siyah gözlük. Zorlu arazi şartlarında başlayıp mütevazı bir kabul salonunda tamamlanan hikayeyi hatırladı orada bulunanlar. Böyle bir film olmalıydı. Televizyon seyreden köylülerin zihninde. Her hayal gerçek olmaya adaydı anlaşılan. Bütün köylüler de buna şahitti işte. Sadece çevrede ‘haydar haydar’ türküsü yoktu.
Muhtar koştu hızlı adımlarla. Uzatılan ele sarıldı bütün vücuduyla. Musafaha alışkanlığıyla uzatılan devlet eline iki eliyle birden sarılması hüsnü kabulün zirvesiydi. Nice yazışma ve taleplerden sonra gelen cevap görkemliydi. Verilen vaadler gerçek olmuştu bugün.
Sırayla geldiler köy halkı.Tokalaşma şerefi herkese yetecek kadar mükrimdi. Kahvede yorgunluk kahvesi içerken haber geldi muhtara. Bütün hazırlıkları kardeşi yapmıştı. Koç kesilmiş, çorbalar, tatlılar, soğuk ayranlar dizilmişti sofraya. Kahvede bulunan herkes takılamazdı peşlerine. Devletle sofraya oturacakların edep erkân bilmesi de gerekliydi. İştahlı olması yeterli sayılamazdı, aç olmaları da. Devletin iştirak ettiği sofra seçiciydi. Ancak aşiretin ileri gelenleri, başlarında muhtar, misafiri buyur ettiler ikram evine.
İkram, izzet sürdü epey bir saat. Tekrar kahveye geldiklerinde önden fırlayan sürücü, pikabı kahvehaneye yapıştırmıştı neredeyse. Kapalı bagajı da açmıştı. Büyük bir çuval görünüyordu sadece. Yeşil küf kokusu ile açıktan akan kanalı, hayvanlardan kalan izleri, toz toprak kokusunu bastırmıştı. İhtişamın insan yüreğine saldığı korku gibi.
Köyün şikâyet ve dilekçelerine cevap gelmişti işte nihayet. Köydeki evler delik deşik olduğu gibi bütün hâsılatın dibine darı eken bir belayla karşı karşıyaydılar. Kilerde un, bakliyat, gıda kapları yağmaya uğramıştı. Küçük küçük güçler birleşmiş baş edilemez bir gazaba dönüşmüştü.
İşte çaresini getirmişti devlet. Muhtar ve köylülere çuvalı indirilmesi ricasında bulundu. Bu kadar izzet ikramdan sonra işini daha bir ciddiyetle anlatmaya başladı. İşte bu zehirli buğdayları ne kadar nerelere serpecekler, belanın defi için alınacak tedbirler. O anlattıkça muhtarın kardeşi Türkçe bilmediği için konuşulanları anlamıyordu ama aldatılmış gibi bir duyguyla sarsıldı. İki gündür hazırlıklardan iflahı kesilmişti.
Kestiği koçla birlikte masraflar da bütçesini sarsmıştı doğrusu. O pikabı gördüğünde değdiğini düşünmüştü bütün bu fedakârlığın. Ancak memurun çuvalı açıp yeşil küflerle kaplı buğdayı avuçlayınca bir şüphe gelip oturdu göğsüne. Bireysel tarihinde övüneceği olayın o kadar da matah sayılamayacağı gerçeğiyle yüz yüze geldi. Emin olmak istedi nedense. O saate kadar sormaya fırsatı olmamıştı. Muhtarın da kimin geleceği konusunda bir fikri yoktu doğrusu.
Abisi muhtarın kulağına eğildi. Kısık sesle;
-Ev kî ye birayê min? Qeymeqam, walî an jî çawîşê cendirmeyan?
-Teknîsyenê çandiniyê(**)
-Tu çima nabêje karmendê mişkan (***)
(*) Kim bu? Kaymakam, Vali, Jandarma çavuşu?
(**)Tarım teknisyeni
(***)Desene fare memuru!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 0

FACEBOOK HESABIMIZ