KOLTUKTA BİTEN HAYATLAR 2- SON

Kapı açılınca karısının geldiğini anladı.
-Neredeydin sen?
-Arkadaşlarla bir şeyler içtik
-Hayırdır kutlama filan mı?
-Ya şu bütçe işi bitti ya onun yorgunluğunu atmak için
-Kimler vardı
-Herkes vardı
-Semih?
-O gelmez
-Hımm.Merak ettim iş yerini aradım hiç öyle bir şeyden bahsetmedi millet.
-Millet dediğin kim? Karını aramayıp başkalarını mı arıyorsun? Benim adımı mı çıkartacaksın!?
-Bak benimle dalga geçme. Sana bir şey soracam tek bir şey. Bana kimlerle gittiğini söyle? Eğer yalancı değilsen?
-Sana ne? Kimle gitmişsem gitmişim
-Handan hanımı aradım. Evdeyim dedi.
-Sen böyle bir şeyi nasıl yaparsın?!
-Aptallık etme, ‘karım beni aldatıyor nerede’ diye sormadım tabi?
-Ne diye sordun?
-Ulaşamadık cebine merak ettik, nerede biliyormusunuz filan dedim?
-İyi halt etmişsin.
-E kimlerleydin peki?
-Sana ne?
Çalışma odama geçtim. Bu hayat böyle sürmezdi.Bir kaç dakika sonra kapı çalındı.
-Yemek yedin mi?
-Yedim
Kapıyı çekip gitti. Sözde iyilik yapacaktı, sözde iyi eş numarasıyla kendini temize çıkartacaktı. Canı sıkılıyordu. Satranç mı oynasaydı bilgisayarında ya da başka bir şey. Allahım sen affet bu sıkıntı bu aldatılma şüphesinin verdiği azap..Kitaplığa uzanıp Amak-ı Hayal’i aldı. Şehbenzade Filibelinin kitabıydı. Öylesine bir sayfa açıp okumaya başladı;
“Rûhî buhranlar içinde kıvranıp huzur ve saâdeti arayan hikâyenin kahramanı Râcî, Aynalı Baba’nın ney taksimi eşliğinde okuduğu derin mânâlı şiirlerin tesiriyle dalıp gider. Kendisini bir mecliste bulur. Orada peygamberlerden filozoflara, ulvî şahsiyetlerden süflî kimselere kadar herkes vardır. Bütün insanları temsil eden Beşeriyyet adında biri de gerçek saâdetin peşinde hıçkırıklarla ağlayarak çâre aramaktadır. Feryad ederek:
“Bana söyleyiniz, merhamet ediniz; hem hayattan tiksiniyorum, hem de onsuz yapamıyorum. Ne olur söyleyiniz, saâdetin ne olduğunu bana târif ediniz?” der.
O mecliste bulunan bazı cüce şahsiyetler de, cüce sandalyelerinden kalkarak cevap verirler:
Konfüçyüs; “Saâdet, bir tencere pirinç pilâvına bütün lezzetleri sığdırmaktır.”
Eflâtun: “Dâimâ yücelikleri düşünmektir.”
Aristo: “Mantık! İşte saâdet!”
Zerdüşt; “Karanlıkta kalmamaktır.”
Brahma; “Saâdet mi? Herkesin zannı ne ise, onun aksidir!”
Buda; “Saâdet, yok olmanın güzel isimlerinden biridir. Nirvana, ey Beşeriyyet, Nirvana (boşluk)!” der.
Bu sözleri duyan Beşeriyyet’in zihni iyice karışır:
“Sizler, kendinize bile faydalı olamadınız. Hep saâdet mahrumu olarak ömür sürdünüz. Dediklerinizin içinde de saâdetten eser yok! Saâdeti ne kendiniz yaşadınız, ne de peşinizden gelenlere yaşatabildiniz. Bütün fikirleriniz tozlu raflardaki kitapların içinde ancak güvelere yem oldu.
O zaman bir Allah dostu kalkıp şöyle der:
“Bu cihân, âkiller için seyr-i bedâyî (akıl sahipleri için esrâr ve sanat-ı ilâhiyeyi ibretle seyredebilmek), ahmaklar için ise yemek ile şehvettir.”
Daha sonra da peygamberler, saâdeti îzah ederler. Son olarak, meclisin reisi olan Fahr-i Kâinat Efendimiz, ayağa kalkarak şöyle buyurur:
“Ey Beşeriyyet! Saâdet; hayatı olduğu gibi kabul etmek, eskâline/ağır yük ve çilelerine rızâ göstermek, ıslâhı için de gayret sarf etmektir. Yâni kalb-i selîme ermektir.”
Bunun üzerine Beşeriyyet, aradığı cevâbı bulmuş olarak ayağa kalkar ve:
“Ey Fahr-i Âlem! Ey büyük Peygamber! Beşeriyyetin dertlerini anlayan ve ilâcını bulan yalnız Sen’sin!..” der.
Kitabı kapattı. İnanmak kolay yapmak zor dedi. Ahmaklar için yemek ile şehvettir kelimesine aklı takıldı. “Şehvet eşşektede var” diyordu Mevlana “sen peygamber hikmetine talip ol” diyordu. Doğru ya şehvette eşeği kim geçebilirdi ama hikmette, hakikate tercüman olma yolunda. Sonra Mevla’nın bir başka hikâyesi geldi aklına. Bir inek Bağdat’ı baştan başa gezerek geçip gitmiş ve ne güzellikleri ne camileri ne de başka şeyler dikkatini çekmiş. Sadece karpuz kabukları dikkatini çekmiş onlar kalmış bir tek aklında. Karpuz kabukları. Sen neyi arıyorsan O’sun dememişler boşuna. Yaptığın her plan örümcek ağından bir dam bir tuzak ama kaderin o demirden pençesinden kurtuluş mümkün mü? Bir Meksika atasözünden duymuştu;Tanrıyı en çok güldüren şey insanların plan yapmasıymış.İstediklerini elde etmişti ama şimdi mutsuzdu. Hayır kendisi dürüst, karakterli namuslu bir insandı. Dincileri kullanıp bir şey yapmamıştı mazisi sorulduğunda vakıf yurdunda kaldığından doğru söz söylemek adına bahsetmişti hem bir önceki iktidar dindar insanlara özellikle kendisi gibi herhangi bir vakıf yurdunda hasbelkader kalan insanlara hakkı olan makamları vermemişler, kara listeye alınmışlardı. E aleyhinde olan bu durum şimdide lehinde olsundu canım. Tek bir günahı vardı, rakı içiyordu evet amirlerine şirin gözükmek sürgün yememek içindi ama o da çoktan geçmişti. Şimdi hiç kimse kendisine bir şey içiremezdi.Ama… şu dertlerden kurtulmak için içmeyi de düşünmemiş değildi. Ocağı açsaydı da doğalgazdan hepsi mi ölseydi… ama kızının, biricik evladını günahı neydi ki? Boş ver diye söylenip biraz kafa dağıtır belki diyerek Anka kuşunu eline aldı. Okudu okudu.
 

Sabaha kadar aynı koltukta elinde kitap duruyordu. Ve vali yardımcısı eski daire başkanı-genel müdür ve satranç ustası otura kaldığı koltukta sabah ölü bulundu. Hesaba kitaba gerek yoktu artık.

O günden sonra kızı nerede bir Anka kelimesi geçse ürpererek baktı. Eşi ise tatlı bir pişmanlık ve kurtulmuşluk havasıyla. Kitapçı ‘Anka romanının bir tanesi eksik’ diyerek-belki de bahanesi buydu- yanında çalışan ve paraya çok muhtaç olan elemanını işten çıkarttı. Teneşire vurup ‘kurudun ulan’ diyen mahalle camisinin imamı, buzdolabının son taksidini bu yağlı müşterisi sayesinde yetiştirebildi. Hatta onların bilmediği bu kıyağın karşılığını ‘Kırkında ücretsiz hem hatim indirelim hem mevlid okutalım’ teklifiyle vermek isterken mevtanın karısının böylesine hayırlı bir işe neden soğuk bakıp ta ‘hayır’ dediğini çözemedi. Para istese ‘evet’ mi derdi yoksa? Merhuma işini yaptıracak Tüccar da ‘tam da ölecek zamanı buldu’ diye hayıflandı.

Tayinler konusunda haksızlığa uğradığını düşünen Nurcu bir öğretmen ölümünden bir gün önce makamında tartıştıktan sonra ‘filanca ölmüş, duydun mu’ denilince içinden okuduğu beddua aklına geldi ve ‘ben mehdi olabilirmiyim acaba’ sanrılarına başladı. Kurumdaki çaycı sıradan bir insan olarak sıradan işlerin arasında sıradan bir bakış ve sıradan laflarla olayı değerlendirdi. Kendisinden borç isteyipte vermediği komşusu ‘Bu dünya sana da kalmadı’ diye gizli bir sevinçle böbürlendi. Kendisine yardım için gelen cemaat ehli genç ise ‘Şefkat tokadı galiba’ dediğinde yanındaki abisi atıldı ‘Ne şefkati böyle tokatlara zecr tokadı denir. Allah rahmet eylesin’ diyerek aldıkları yardım parasını küçümseyen imalarda bulundu ve perdeyi kapatalım dedi yazar da buna okey verdi.

Planet_Earth_by_sanmonku

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız