KIRMIZIGÜLLE NEW YORKTA BEŞ MİNARE ÜZERİNE

Tarih 5 Kasım 2010. Yer Cevahir alışveriş merkezi, Şişli. Arkadaşımız Ahmet Çevik o gün vizyona giren New Yorkda Beş Minare adlı filmden çıkıyor. Aaa karşısında Mahsun Kırmızıgül.. Tarih 17 Kasım 2010. Ahmetle görüşüyoruz ve laf arasında Mahsun’la film çıkışı görüştüğünü söylüyor. Ve benim de bir süredir aklımda bu filmle ilgili bir yazı yazmak var ve henüz filme gitmeye fırsatım olmamış. Piyango diye işte buna derler. 

Üstelik Ahmet’in Mahsunla görüşmesi o kadar kısa ve verimli olmuş ki röportaj için adam gönderseniz bu kadar doyurucu cevaplar alamazsınız belki. Filmle ilgili eleştiriler, senaryodaki kopukluklar ve aşırı mesaj yüklü olması idi okuduğum kadarıyla. Ahmet de işte sıcağı sıcağına filmden çıkar çıkmaz bunları sormuş Mahsun’a.

Bir eleştiride Mahsun’un senaryoyu tek başına yazması eleştiriliyordu, profesyonel destek alması öğütleniyordu mesela. Dönelim, Ahmet senaryodaki kopuklukları sormuş, Mahsun’un cevabı ise senaryoyu tek başına yazmadığı, on kişilik bir ekibinin olduğu, senaryoyu onlara gönderdiği ve onların ekleme çıkarmalarından sonra senaryoya son şeklini verdiği şeklinde imiş. Demek ki mesele, tam tersi senaryoya çok fazla kişinin el atması olmuş belki de.. 

Bir diğer eleştirilen nokta -bu her filmi için geçerli aslında- aşırı mesaj yüklü olması idi demiştik, bunu da sormuş Ahmet kısa görüşmesinde. Mahsun burada bir problem görmemiş. Zaten amacım mesaj vermek demiş.

Bu arada bir diğer eleştiri geliyor aklıma, o da Mahsun’un eleştiriler karşısında hırçınlaştığı, tahammülsüz olduğu falan. İşte öz olarak bütün meseleler sorulmuş adam ne cam kırmış ne kapı dövmüş. 

Son sorusu ise yeni bir çalışmanız var mı imiş Ahmet’in ve sıkı durun Mahsun’un deyimiyle henüz kimselerin bilmediği bir olay. Hollywood yapımı bir film geliyormuş, 40 milyon dolar bütçeli bir iş. Vizyon tarihi olarak ise 2013 demiş Mahsun.

Bütün o eleştiriler.. Filmin vizyona girdiği gün.. Filmden çıkan bir genç.. Ve “o eleştirilere cevap veren” Mahsun.. İlginç değil mi?.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

KIRMIZIGÜLLE NEW YORKTA BEŞ MİNARE ÜZERİNE” için 7 yorum

  • 20/11/2010 tarihinde, saat 01:20
    Permalink

    Filmi izleyemedim bir türlü sitenizde yayınlanırmı acaba?

    Yanıtla
  • 20/11/2010 tarihinde, saat 01:25
    Permalink

    Ben asıl Mahsun beyin orada ne gezdiğiyle ilgilendim.Gişedeki seyirci sayısınımı sayıyormuş))

    Yanıtla
    • 20/11/2010 tarihinde, saat 13:24
      Permalink

      mahsun 2 hafta boyunca hamen hemen hergün bir sinema salonunda görülmüş . işin ilginç yanı yalnızzzzzzzzzzzzzz 😀

      Yanıtla
  • 21/11/2010 tarihinde, saat 13:10
    Permalink

    Rafet bey, filmi acilen izle ve izlenimlerini yaz. diyorlar ki bu film Hristiyanlık propagandası kokuyor…
    Hocaefendi Şehadetsiz Gitti! – Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
    selamlar

    Yanıtla
  • 21/11/2010 tarihinde, saat 13:59
    Permalink

    bi de bunu okuyun

    New York’ta Beş Minare için söylenesi beş söz

    Senai DEMİRCİDiğer yazıları için tıklayın20 Kasım 2010 22:472,136 okunma / 6 yorumHaber 7AAAAAABu haberi yazdırBu eleştiriler saha içinde kalır; olması doğaldır. Ancak, filmden cemaat propagandası çıkarsamak, rejim yardakçılığı okumak vs. kırmızı kartlık hareketlerdir.
    1. Doğrudur; NY5M (New York’ta Beş Minare’nin tişört üstü kısaltması) bir “Türk Sineması” örneği değil. Daha çok bir Hollywood aksiyonuna benziyor. Ama bunu Türkler (ve bir de Kürt) başardı. Peki ya Hollywood Sineması etkili ve sinsi bir propaganda aracıysa, Hollywood filmini Amerikalılara mı bıraksaydık?

    Bu propagandanın mağduru ve seyircisi olmaya razı mı olsaydık? Mahsun Kırmızıgül, bizi Hollywood sinemasının da öznesi yapıyorsa, kötü mü yapıyor? Yine de umutlanabiliriz:

    Filmin kendisi olmasa da, filme gelen tepkiler tam bir Türk filmi… Çoğu Türk gibi başaranları çekemiyoruz, bataklıktan sıyrılanları eteğinden tutup yeniden batırıyoruz!

    2. NY5M yine de bir Türk Sineması örneği sayılabilir. Türkiye’de, bel altı mizahına kaçmadan, erotik göndermeler yapmadan, resmi söylemin şablonlarını onaylamadan, sinema ile seyirci arasındaki dargınlığı ve uzaklığı kaldırabiliyorsan, bir damar yakalamışsın demektir. Bu damara tutunmak ise ancak aşkla, adanmışlıkla, aidiyetle olur.

    Mahsun’da aşk var ki, 11 milyonunu seyirci için yatırıyor; bedel ödüyor. Seyirciye güveniyor, seyirci de Mahsun’un güvenini boşa çıkarmıyor. (Seyirci ile Mahsun arasındaki güveni kıskananlar olacak elbette.) Adanmıştır da Mahsun; birkaç yıl önce düşünülüp anlaşmazlıklar yüzünden önce yüz üstü bırakılmış bir projeyi kendi imkanlarıyla ayağa kaldırıyor.

    Derdi var ki, Bitlisli Said Nursi’nin yıllar önce sancıyla ve samimiyetle söylediği cümlesini diri bir tecrübe ve çözüm olarak ortaya koyuyor. Mahsun’un aidiyeti de var. Seyirciyi iki saate yakın salonda güldürüp gıdıklayabilir ve hiçbir kazanımı olmaksızın gönderebilirdi de.

    “Beyaz Türklerin” küçümsediği, Şark’a ait şefkat damarını, derinden akan bilgelik geleneğini keşfediyor, dillendiriyor. PKK’nın silah ve şiddetle yanında durarak, devletçi/milliyetçi söylemin ise yine silahla güçle karşı çıkarak susturduğu çığlıkları, unutturduğu sızıları su yüzüne çıkarıyor.

    Susturulmuşu seslendirmek, unutulmuşu hatırlatmak en azından altı çizilmesi gereken bir sinema başarısıdır. Genel geçer söylemin,egemen anlayışın rüzgârına kapılmış filmler yaparak da para kazanabilirdi Mahsun. En azından emeğe saygı NY5M’ye saygıyı gerektiriyor.

    3. Mahsun Kırmızıgül, Beyaz Melek’le başlayan, Güneşi Gördüm’le süren sinema serüvenini NY5M ile zirveye çıkarmış falan değil. İlk filmi NY5M olsaydı da, son filmi Beyaz Melek olsaydı da, aşağıya doğru bir düşüş okumazdım.

    Zirveye kadar daha çok yol ve daha güzel filmler var. İyi ki de var. Bence (herkes doğru bulmasa da) yerinde bir iş yaptı. Yeterince çarpıcı ve iyice tutarlı bir senaryo desteği ile yapacağı çok şey var. NY5M’nin kurgusu tuhaf gelebilir, kimi diyaloglar soğuk ve yapmacık durabilir; karakterlerinin tam oturmadığına dair şeyler söylenebilir, olay akışında kopukluklar olabilir.

    Bu eleştiriler saha içinde kalır; olması doğaldır. Ancak, filmden cemaat propagandası çıkarsamak, rejim yardakçılığı okumak vs. kırmızı kartlık hareketlerdir. Hele de “işine bak sen Mahsun…” aşağılamaları kabul edilebilir değildir.

    4. Bazı arkadaşlarım, filmin yanında durarak, Müslüman bir kızın Hıristiyan bir erkekle evlenebiliyor olmasının yanında durmakla eleştirecek beni. Hatta, “Madem Hacı Gümüş bir hoca; karısı niye hâlâ Hıristiyan ve kızı niye başörtüsüz?” diye soracaklar da olabilir.

    Böyle bir detay senarist tarafından karmaşık duygular üretilmesi niyetiyle işlenmiş olmalı. Senaryonun başından sonuna dek süren ikilem (hem terörist hem terörist değil, hem Müslüman hem Batılı, hem masum hem suçlu) bu detayda da gösterilmek istenmiş.

    Filmin bu yan hikayesi böyle olmasa da olur, belki daha iyi olurdu. Ancak, senaristler olabilecek olanı gösterme konusunda hürdür; “olması gereken budur” demez, dememesi gerekir. NY5M olabilecek olanı mı gösteriyor, olması gereken budur mu diyor; kararı herkes kendisi verecektir? Gerçek hayatta olan bitenleri bilmek bizi olan biteni her zaman benimsemeye zorluyor mu ki?

    5. NY5M’ye karşı yazılanlara ve muhtemelen bu yazının altında yer alacak kimi yorumlara da şaşırmamayı çoktan öğrenmeliydik. Geç kaldık ama zararın bir yerinden dönelim:

    İslam’ı terör dini görenleri ve gösterenleri utandıran, Kürtlere toptan terörist diye bakanları da –umarım- mahcup eden, bir dindardan entelektüel bir duruş ummayanların yüzünü kızartan, inançlı bir erkeğin en başta kızına ve karısına baskı yapacağı ezberini bozan bir film elbette ki beğenilmeyecek, alkışlanmayacak…

    Beğenenlere de cemaatçi, zevksiz gibi sıfatlar elbette ki yapıştırılacak. Recep İvedik gibi içeriksiz ve seviyesiz filmlerin her defasında beş milyon insanı sinemaya getirmesine içerlemeyenler, Kurtlar Vadisi ve benzerlerinin her şeyi siyah beyaz gösteren totaliter bakışını keyifle seyredenler, dindar televizyonlarda bile her poşuluyu terörist diye etiketleyen yapımlara, Türkiye’yi “tek” göstereyim derken “Ne Mutlu Türküm diyene…”nin izinden yürüyenlere laf edemeyenlere NY5M’nin beş minaresi de batacak elbette..

    Hele bir de herkesin beğendiğini beğenmemeyi entelektüellik sanan isterik yazarların kuyruğuna takılanları kıl etmek için ben de NY5M’i beğeniyorum. Beğendiğimi de açıkça yazıyorum. Vaktim olursa filme bir kere daha gitmeye hazırım.

    Senai Demirci – Haber 7
    senaidemirci@gmail.com

    Yanıtla
  • 25/11/2010 tarihinde, saat 17:00
    Permalink

    İzleyelim bakalım senaryoda ne zaafı varmış görelim.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 1

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız