KİMLİK ÜZERİNDEN EDEBİYAT-SANAT

“Hakikatle aramıza bir mesafe girdiğini hissettiğimiz an, onun dışında kalmışız demektir.” W. Saroyan.
Kimlik,bir toplumu benzerleriyle tanımlayan özellik.

Türk, Müslüman, Osmanlı torunu olmak gibi. Kadın-erkek, hünsa cinsel kimliğimiz; muhafazakar, solcu, ülkücü, marksist, kemalist dahil olduğumuz grup kimliğimizdir. Kimlik ‘biz’ şemsiyesi altında toplar. Bize benzemeyen ötekidir.
Bir yere aidiyet ve mensubiyet için kimliğe ihtiyaç duyarız. Çoğu zaman içine doğduğumuz ortamı ifade eder. Aile, okul, kışla, örgüt, cami, devlet kimliklere vurgu yaparak sürüye dâhil eder bizi. Herkesle gelen düğün bayram olur, ‘nerelisin?’ merakı tanışmanın ilk sorusudur. Bize benziyorsa, biz’e dahilse ortak bir saldırı ve savunma için kendimizi kalabalık hissederiz.
Kimlikten bakınca Rus Moskoftur, Egenin öte tarafı Yunan’dır, İngiliz emperyalist, ABD zalimdir. Mabel Matez öteki, şeytan, sapıktır. Kemalist için çarşaf öcü, çarşaflı için ruj Lilith olmanın alametidir. Toplumsal olan parçalı, dünya biz ve düşmanlarımız diye açıklanır, tanımlanır, tasnif edilir.
Oysa Dostoyevski, Çehov, Tolstoy okuyunca kimliğimize düşman olan Moskof insan olur, acılarına üzülür, sevinçlerine katılır hatta özdeşleşiriz o Rusla. Kazancakis okuyunca denize döktüğümüz, Venizelos’un torunları güzelleşir birden, yüreğimize alıp ısıtmak isteriz. Uzun bacaklı, kırmızı ceketli İngiliz, Dickens da bizim gibi acı çekiyor, neler yaşamış, diye neredeyse ağlamaklı oluruz.
72 millet nezdimizde bir olur. Kimlik ikinci planda kalır; girdiğimiz edebi-sanatsal iklimde kişilik ortaya çıkmaya başlar. Birey olduğumuzu fark eder, sürüden uzaklaşır, kimlikler dışında/üstünde bir insan anlayışına ulaşır, insan olmaya yöneliriz.
İdeolojik edebiyat ‘biz’ anlayışını kimlikler üzerinden edebiyat-sanatla sürdürme inadıdır. Bu nedenle bizi tahkim etme muradındadır. Yargılayıp mahkum etme derdindedir, anlamaktan önce. ‘Biz’i inşa eden değerler geçmiştedir. Geçmişten gelen hatıra ile toplar çevresine okurlarını. O hatıralar geçmişin değer yargıları içinde anlamlı olabilir. Bugün bizi geleceği kurmaktan alıkoyan yüklere dönüşür belki de.
Zamanına seslenmeli, çağdaşlarına seslenmeli edebiyat-sanat. Geleceğe. Bunu başarabilmesi dünyayı anlamayı gerektirir, yargılamayı ve şeytanlaştırmayı değil.
Teknoloji, değişim, geleceğin digital dünyası, emoji ile konuşmak, sosyal medya başlıbaşına tehlikeli, zararlı, yüzeyselliğe kapı açan gelişmeler değildir. Tehlikeli olan her şeye kimlikler üzerinden bakmaktır. Kimliği korumak savaş ister, sürekli uyanık Bekçi Murtazalar ister, ötekine yönelik linç kampanyaları ile beslenir.
Buradan bir sanat çıkmaz. Nitelikli bir edebiyat. Bütün dünya niye okusun o zaman seni. Biz dediğin mahalle, cemaat, grup örgüt dışında. Sınırlara hapsolmak, etrafına duvar çekmek, sanatçının, edebiyatçının işi değildir. Siyasal olanın parçalı dünyasına mermi taşımak hiç değildir. Sanat edebiyat kitlenin bir kısmını dehşete düşürüp tüylerini diken diken ediyorsa, bir kısmını hayran bırakıyorsa o zaman yeni bir şeyler söylemeye başlamış demektir. Kimliklerin üstünde kişiliklere bir değer ekliyorsa. Kıvamını bulmak üzeredir.
O zaman bir türküye kulak verelim en iyisi:
-Ben de bir insan olmaya geldim!

Mustafa EVERDİ
Yazar/Avukat

FACEBOOK HESABIMIZ