KESİNTİLİ DE KESİNTİSİZ DE SİZİN OLSUN

28 Şubat sürecinde zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması çağdaş ülkelerdeki yaygın sistemi taklit etmek içindi. Ama imam hatip fobisi yüzünden kesintisiz yaparak sistemi sorunlu hale getirmişlerdi. Bu millet bazılarının kafa konforu için çok ıstırap çekti. Hala çekiyor, on yıldır bu çilenin bitmesini istiyor. Dinçer’in bakan olmasıyla başlayan eğitim sahasındaki değişim rüzgarlarının 28 Şubat enkazını da kaldırması bekleniyordu. Malum ve meşum süreçte İmam Hatiplere ve Kuran Kurslarına büyük darbe vurulmuştu.

4+4+4 sistemi gündeme gelince, 28 Şubat’ın söndürdüğü umutlar yeniden canlanmaya başlamıştı. Milletin yüreği sevinçten pır pır ediyordu ki ilk darbe geldi. İlk dörtten sonraki açık öğretim seçeneği kaldırıldı, ikinci dörtten sonraya bırakıldı. Kalemizde gördüğümüz ilk goldü bu. Milli Eğitim Bakanı Dinçer, MGK toplantısına katıldı. Ardından halk düşmanı Tüsiad zehirli dilini gösterdi ve ikinci gol geldi. Çıraklık yaşı 11den 14e çıkarıldı. Şimdi komisyonlarda kıyamet kopuyor. 28 Şubatın gönüllü taburu CHP, var gücüyle yeni düzenlemeyi kadük hale getirmeye çalışıyor. Zaman zaman esas niyetlerini gizleme gereği duymuyor halk partililer. En doğrusu kesintisiz 8 yılın devam etmesiymiş.

“Son haliyle teklif Kuran Kurslarının önünü tıkayan bir teklife dönüşmüşe benziyor. Teklif henüz alt komisyonda olduğu için vakit geçmiş değildir.

Çözümü gayet kolay. Ya ikinci kademede açık öğretim tekrar teklife derc edilir ya da Kuran Kurslarına milli eğitim içinde ikinci dört yıl statüsü verilerek toplumun beklentisi hayatiyet kazanır.

Evet, hükümet sadece iş çevrelerinin değil bütün halkın hükümetidir ve eğer halkın isteği yerine getirilecekse bu halk Kuran Kurslarına zenci muamelesi yapılmasına asla razı değildir. Hele AK Parti seçmeni hiç razı değildir. Aslında başbakan da razı değildi ama ne oldu anlayamadık.” (http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=03.03.2012&y=ResulTosun)

Bizim düşüncemiz daha farklı; Her şeyden önce şu zorunlu eğitim insan fıtratına ters. Askeri ve istibdadı çağrıştırıyor. Özünde baskı var, dayatma var. Yirmi yaş civarındaki adamı askere almak ve zorunlu vatan hizmetine tabi tutmak mantıklı. Ancak altı yaşındaki çocuğa ideolojik eğitimi icbari kılmanın mantığı hangi gerekçeyle açıklanabilir? Vicdansızlık değil mi bu? Hani vicdanı hür irfanı hür nesiller yetiştirilecekti?

Eğitim felsefesinin en temel sorusu şudur: “Devlet” veya birileri, benim çocuğumu, elimden alıp da, nasıl kafasına göre, -ilkel, kaba, çağdışı pozitivist hurafelere göre- şekillendirmeye kalkışabilir?

Çocuklarımız mankurtlaştırılıyor! Elimizden kayıp gidiyor! Kimliksileştiriliyor! Ruhsuzlaştırılıyor! Yönsüzleştiriliyor!

Ortaokulların, liselerin önü uyuşturucu mafyalarından geçilmiyor! Ortaokullarda, liselerde zıvanadan çıkan uyuşturucu kullanımı, çarpık cinsel ilişkiler, ahlâkî çöküntü, eğitim sisteminin meselesi değil mi?

İster kesintili olsun isterse kesintisiz. Hepsi de sizin olsun. Ben vatandaş olarak çocuklarımı bir tür ideolojik havuz olan “milli eğitim müfredatının” içine atmak istemiyorum. Yavrularımız bizde kalmalı, onlara, evlerimizde, fıtratlarıyla çatışmayan eğitimi eşlerimiz pekâlâ verebilirler. Sen ey devlet erki, kıstasını koy, sınavını yap ve neyi takdir ediyorsan onu ver. Yok, illa ben senden çocuğunu alacağım, ben onu eğiteceğim diyerek kafasını yıkayacaksan kalsın. Gölge etme ihsan da istemem. Hepsi senin olsun, yeter ki evladım bana kalsın.

Mesele derin ve yaralayıcı. İslami STK lar ise henüz vahametin boyutunu kavramaktan uzaklar. Kimsenin neler olup bittiğinden bilgisi yok. Ayrıntıları bilen ise hiç yok. Hiç olmazsa konuya vakıf yazarlarımıza (Resul Tosun, Yusuf Kaplan) kulak verelim. “Bu ülkede İslâm’sız, İslâm’dan arındırılmış bir eğitim sistemi düşünülebilir mi? İslâm’ın, İslâm düşüncesinin, sanatının, medeniyet ve hayat tasavvurunun yok sayıldığı, özümsetilmediği bir eğitim sistemi çocuklarımızın büyük hayaller görmelerini, büyük rüyalara, ideallere sahip olmalarını sağlayabilir mi?

Hal böyleyken, kral çıplakken, bir de Kur’ân Kurslarının, İHL’lerin önünü kesmek, bu kurumlarla mücadele etmek, nasıl bir hâlet-i ruhiyenin ürünüdür?

Batılılar, Yahudi-Hıristiyan ve Grek-Roma kaynaklarını her şeylerinin merkezine oturturken, medeniyet hamlemizin yegân kaynağı başta Kur’ân olmak üzere, kendi kurucu kaynaklarımızı eğitim sisteminden kaldırıp atmanın nasıl bir cinayet olduğunu, bu topluma nasıl pahalıya patlayacağını görebiliyor muyuz acaba?” (http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=31359&y=YusufKaplan)

ADİL GÜLMEZ
(www.haberayna.com)

(Bu yazı usta kalem ve egitimci Adil GÜLMEZ’in haberayna sitesindeki köşesinden alınmıştır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız