KERAMET KİMİN İŞİ ?

Arşimet suyun kaldırma kuvvetini bulduğunda M.Ö. 250 yıllarıydı.

Arşimetten önce de denizlerde sandal, kayık, gemi ile seyrü sefer yapılıyordu belki de. Ancak sudan hafif olsun, batmasın diye gemiler ağaçtan inşa ediliyordu. Musa’nın sandalından, Nuh’un gemisine kadar. Denize bırakılan taş, demir, sudan ağır her şey batıyordu anında.
Kol kuvvetiyle çekilen küreklerle ve rüzgâra bağlı yelkenle hareket ediyordu deniz araçları.
Deniz her zaman korkutucu geldi insanoğluna. Sürprizleri çoktu, dalgalar, gemileri -içinde insanlarla- yutuyordu çoğu zaman. Korku anlatılarında başköşede deniz canavarları vardı bu yüzden. Dünya düz olduğu kabul edildiğinden Tarık Boğazından sonra okyanusun uçurumlara açıldığına inanılıyordu. İspanya özellikle Portekiz ahalisi böyle zapturap altına alınmış, tesellisi Katolikliğin katı inancıyla mutlu olmaktı. Kristof Kolomp’la Amerikaya giden gemiler yelkenliydi, rüzgârın lütfuyla hareket ediyordu.
Evliya ve aziz olmanın alameti, suyun üzerinde yürüyebilmekti. Buharlı makinalar icat edilince kol kuvvetine ve rüzgâra bağlı kalmadı İngilizler. Dünyanın dört bucağına ulaştılar, güneş batmayan imparatorluk kurdular. Artık gemiler demirdendi. Öyle ki bugün dev cruise gemileri yürüyen dağ gibi geziniyor denizlerde. Dindarların kabul olan son duası, Titanik transanlantiğinin batmasıydı. Tanrıya meydan okuyan ve hiçbir zaman batmaz diyen bilimsel iddialar bu olayda yara alırken, dindarlar inançlarından dolayı bak gördün mü diyebilecek bir mucizeye tanık oldular.
Yine de o faciadan sonra bile deniz yüzeyinde gezinen kruvazörler, derinliklerinde denizaltılar, dev cruise’lar demirden artık. Demirden dağların denizde seyrü seferi insanın suda yürümesini evliya-aziz kılan anlayışların papucunu dama attı.
İnsanlık kuşlara bakarak binlerce yıl uçuş hayalleri gördü. İkarus’ta olduğu gibi taktıkları kanatlarla, sonunda uçan halılarla bu hayalleri edebi/dinî anlatılara dönüştürdüler. Bugün binlerce ton ağırlığındaki uçakların kıtalar arasında ulaşımı sağlaması, uçmayı evliya kerameti olmaktan çıkardı. Sıradan her insan hatta günahkârlar bile uçabiliyor ne yazık ki.
Evliya menkıbelerinin bir diğer harikulade olayı, sabah namazında Konya’da iken, öğleyin Kâbe’de namaz kılarken görünmesi ve akşam misafirlerine taze Medine hurması ikram etmesiydi. Televizyonlar ve nihayet görüntülü sohbetlerle dünyanın her yerinden katılan insanlar bir odada sohbet edebiliyor artık. Evliya olmasa da erenler teknolojinin kerameti ile her an bir mucize içinde yaşıyorlar. Kıtaları aşan uzaklıktaki insanları kanlı- canlı görüp hasret gideriyorlar.
Z kuşağı bu ortama doğup büyüdü. Onlara her gün yaşadığı sıradan bir faaliyet olan bu gerçekleri evliya-aziz kerameti ile anlatmak, hele hele ikna etmek zor değil mi artık? Kaldı ki -mesela- 9 yaşında kızların evlenebileceği, üvey torunun dedenin helali olduğu fetvaları Z kuşağında nasıl bir etki bırakır? Onları dinden soğutursa kim hatalı?
Dinî her söylem 30 yaşın üstündekilere eski hatıraların dile gelmesi olarak ikna edici gelebilir. Peki, ergen gençlere dini nasıl ve hangi retorikle anlatabileceğiz artık? Ayasofya ile mi turkuaz halılarla mı? Yoksa hayatında olumlu değişikliklere yol açacak, mutluluğuna katkı yapacak, derinleşmesine vesile olacak hangi keramet ve mucizelerle?
Din adamları, ilahiyatçıların işi çok zor artık. Dünyayı, insanlığı, gençliği anlayacak bir birikim ister. Gençlerin de gönül ve ruh dünyasına nüfuz edebilecek bir yetkinliğe sahiplik ister. Ve onları daha iyi bir hayata davet edecek teklifler getirmek ister.
Böyle bir dindarlık gündem de mi bugün? İlahiyatçılardan insanı yükselten bu gündeme uygun yeni bir söylem duyabiliyor musunuz? Var mı çevrenizde böyle babayiğitler? Kadın evliyalar?

Mustafa EVERDİ
Yazar/Hukukçu

FACEBOOK HESABIMIZ