buy Instagram followers

KATHARİNENHOSPİTAL (Yaşanmış Bir Olaydan)

24 Şubat 2009. Yer Katharinenhospital. Saat 07:30. Sabah namazını kılmış olmanın verdiĝi huzurla görevlilerden gelecek haberi bekliyorum. İçimden „ Belki de Yaratıcıma karşı son vazifemi yerine getirdim.“ diyorum. Odama giren hemşire beni bir Derviş’in mütevekkil edası içerisinde buluyor. Yarım saat içerisinde ameliyat için hazır hale gelmemi istiyor benden. Müthiş hareketlilik gözlerden kaçmıyor. Beşinci kattan en alt kattaki Narkoz Odası‘na, yatak içerisinde, yeşil elbiseli görevlilere beni teslim ediyorlar. Burada yaklaşık 15 dakika kadar kaldıĝımı hatırlıyorum.

Biraz sonra başıma geleceklere aldırış etmeden sevdiğim ve kalbini kırdığım insanlar gözümün önünden bir sinema filmi gibi geçiyor. İlk olarak annem gözümün önüne geliyor. Çocukken yapmış olduĝum bir yaramazlık sonucu bana terlik atmış, ama bir şekilde bu saldırıdan kurtulmuştum. Annem hedefi ıskaladığı için iyice sinirlenip bu sefer esaslı bir tokat atmak için davranmış, neyse ki bunda da başarılı olamamıştı. Bileĝini yakalamış ve o tehlikeyi de saĝ salim atlatmıştım. Şimdi düşünüyorum da, ne kadar da bencilmişim meĝer. Sevgi gösterilerine hiçbir zaman engel çıkartmadıĝım bu kadıncaĝıza bir annenin çocuĝuna atacaĝı tokadın hazzını tattırmamıştım.Bundan yaklaşık üç ay önce, askerden kalbindeki bir rahatsızlık sonucu, askerlik yapamaz raporuyla erken terhis edilen biraderim İzzettin. Birlikte kaldıĝımız odadan yaptıĝı bir hareket sonucu onu kovmuştum. Sanki hala daha o kapının önünde çaresiz bekliyormuş gibi geliyor bana.

Yapılan yanlışları düşünürken birden kendimi narkozun etkisiyle kaybediyorum. Kendime geldiĝimde ameliyatın çok başarılı geçtiĝini öĝreniyorum. Burnuma konan tamponlar her ne kadar beni rahatsɪz etse de buna aldırış etmiyorum. Perşembe sabahı tanponların çıkarılması için doktorun odasına giriyorum. Odada iki doktor ve bir de hemşire var. Alman bayan doktor, muhtemelen üniversiteyi yeni bitirmiş Fas asıllı doktora göz işaretiyle “Evet başlayabilirsin.” diyor. Fas’lı doktor acemiliĝin telaşıyla tanpon’un ucuna baĝlı ipleri hızla çekiyor. Gel gör ki tanponlar ilk etapta çıkmıyor. Alman doktor “Ama o şekilde yapmayacaktın ki” diyerek genç doktora karşı sesini yükseltiyor. Onların gözünde diĝer çoĝu hastalar gibi ben de birilerinin acemiliĝini çıkaracaĝı basit bir denekten başkası olmadıĝımı anlıyorum. Akan kanı durdurmak hiç de kolay olmuyor. Yaklaşık iki gün boyunca burnumdan kan sızıyor. Yine de odamda kalan 65-70 yaşlarındaki Alman Hasta’nın durumunu gördükçe halime şükrediyorum. Boĝazından sorunlu olduĝu için derdini sadece yazarak ifade edebiliyor. Kendisine „Benim yapabileceĝim bir şey olursa lütfen söyleyin. Ben size severek yardımcı olurum.” diyorum. Söylediklerim hoşuna gitmiş olacak ki tebessüm ederek karşılık veriyor. Bir ara radyonun sesini açıyor. Öĝle Namazı’nı kılmak için seccademi yere serdiĝimi görünce ayaĝa kalkıp radyo’yu kapatıyor. Kendisine “Ben rahatsız olmam. İstediĝiniz gibi dinleyebilirsiniz.” diyorum. Hayır olmaz şeklinde el işareti yapıyor.

Sonra gözüm koridorda sürekli birlikte yürüyüş yapan iki Alman nine’ye ilişiyor. Yürüyüşleri hapishanedeki volta atan mahkumları andırıyor. Bir ara tanışma fırsatı buluyorum. Muhabbet iyice koyulaşınca kendilerine “Yardım edebileceĝim birşey olursa mutlaka söyleyin.” diyorum. Hafif tebessüm ederek “İyi de evladım, sen bize nasıl yardımcı olabilirsin ki?” manasında şeyler söylüyorlar. “Bilmem. Sizin için elimden gelen herşeyi yaparım.” diyorum. Birisi bu samimiyetimi anlayınca sol eliyle saĝ omuzumu sıvazlıyor. O an tarifi ancak yaşamakla mümkün olacak bir duygusallık yaşıyorum. Yaklaşık üç ay önce vefat eden babaannemi hatırlıyorum. Omuzumdaki el onun eliymiş gibi geliyor bana. Gözlerim doluyor. Dalıp gidiyorum başka alemlere.

Ameliyat’tan iki gün sonra genç bir Alman’la aynı odada kalmaya başlıyorum. Benim namaz kıldıĝımı görünce sorular sormaya başlıyor. „Kendisinin hiçbir şeye inanmadıĝını, bunun da kendisi için büyük bir problem olmadıĝını“ söylüyor. Günde beş vakit namaz kıldıĝımızı öĝrenince „Ama çok fazla deĝil mi?“ diye soruyor. „Niçin fazla olsun ki, namaz kılınca kendimi rahatlamış hissediyorum. Hem beden için de o kadar aĝır bir iş deĝil. Severek yapıyorum.” diyorum.

Akşam üzere tanıdıĝım öĝrencilerden birisinin anne ve babası geliyorlar. Muhabbet ilerleyince bir ara konu yine namaz’a geliyor. Burnumun sürekli kanadıĝını gören yenge “Namazı kazaya bıraksan heralde sorun olmaz. Bu halde epey zor oluyordur.” diyor. Sol elimin üzerindeki serum için takılan iĝne’yi göstererek “Abdest alırken biraz zorlanıyorum, o kadar.” diyorum. Yoksa her secdeye gidişimde, seccademin sıcaklıĝı bana Necip Fazıl’ın „Yalnız seccademin yününde şefkat; Beni kimsecikler okşamaz madem; Öp beni alnımdan, sen öp seccadem.“ dizelerini hatırlatıyor.

Biraz sonra koridordan gittikçe yaklaşan tanıdık sesler duymaya başlıyorum. Tatlı belalarım, şu gurbet ellerde tesellilerim, benim afacan talebelerim… Az bucuk Galatasaray taraftarlıĝım var ya, tutmuş bana sarı kırmızılı çicek getirmişler. Onlara “Futboldaki fanatiklikle hastahane işlerini birbirine karıştırmayın arkadaşlar!“ diye takılıyorum.
Hastahanede kaldıĝım sürece beni yalnız bırakmayan ziyaretçilerden biri özellikle benim için süpriz oluyor. Dostum Mathias. Ameliyat’tan önce kendisini aramış fakat evde olmadıĝını öĝrenince haber bırakmıştım. Annesiyle henüz tanışma fırsatım olmadı. Ama ne zaman arasam halimi-hatırımı sormadan telefonu Mathias’a vermiyor. Alman dostum zahmet etmiş küçük bir de hediye getirmiş. Buna karşılık ben de kendisine, bana gelen baklava ve çikolatalardan oluşan büyükçe bir çanta hazırlıyorum. Bana şaşkınlıĝını ifade etmek için “Sen deli misin? Bu kadar şey verilir mi?“ diye soruyor. Ben de “Bunlar senin ve ailen için.” diyorum.

Henüz taburcu olma günüm gelmeden önce çok sevdiĝim bir ailenin sünnet düĝünü günü geliyor. Gitmek için görevli hemşirelerden izin istiyorum. „Hayır, bu halde kesinlikle bir yere gidemezsiniz!“ diye tavizsiz bir karşılık veriyorlar. Galiba inatçılıĝımı bilselerdi bu kadar rahat hayır demezlerdi. Olurdu olmazdı derken ısrarlarıma dayanamayıp, ancak imza atarak dışarı çıkabileceĝimi söylüyorlar. Sünnet Düĝünü’nün yapıldıĝı salona girişim düĝün sahibi aile için çok büyük bir süpriz oluyor. Burnum sarılı vaziyette masaların arasından geçerek sahneye doĝru ilerliyorum. Bütün salondakilerin bana garip garip baktıklarını hissediyorum. Ama kafamı kaldırıp kimseyle yüz yüze gelmemeye çalışıyorum. Ufaklıĝa hediyesini verip acil bir şekilde hastahane‘ye tekrar dönüyorum.

Son günün sabahı. Başhemşire benden iki saat içerisinde odayı boşaltmamı istiyor. Kendisine kahvaltı yapmayacaĝımı söylüyorum. Ama hemşirelerden birisi yanlışlıkla benim kahvaltımı da getiriyor. Kendisinin hiçbir şeye inanmadıĝını söyleyen oda arkadaşıma, istemesi halinde benim kahvaltımı da yiyebileceĝini söylüyorum. İlk önce buna inanmakta da tereddüt ediyor. Kendisinden emin olmak için tekrar “Sen ciddi misin?” diye soruyor. “Evet gayet ciddiyim. Ben evde arkadaslarımla birlikte kahvaltı yapmak istiyorum.” diyorum. Masanın üzerinde dikdörtgen şeklinde duran tepsinin içerisinde bulunan ekmek, peynir, tereyaĝ, reçel ve çay gibi “gözle görülebilen, dokunulduĝu zaman hissedilebilen somut şeylere de inan artık!” şeklinde bir hareket yapıyorum. Bu olayı bu kadar büyütmemesi gerektiğini söylüyorum.

Yatağımı özenle düzeltirken odayı temizlemeye gelen bayan yataĝın düzenliliğini görünce sanki yıllardır görmek istediği ama bir türlü göremediği sahneyi o an görmenin mutluluğunu ve şaşkınlığını yaşarcasına “Yapmak zorunda değildiniz. Zaten siz çıktıktan sonra tekrar bozulacak .” diyor. Ben de kendisine “Aldığım gibi bırakmak istediğimi ve düzenli yaşamanın hayat prensibim olduğunu.” söylüyorum.

Hastahane’de insanların sokaklarda büyük bir maharetle sakladıkları yüzleriyle karşılasıyorum. Burada sokağın o iddialı, o çalımlı, o taşkın tavırları yok. Kimsenin başkalarına kendini ispat etmek gibi bir derdi de yok. İnsanlar hayatın hakikatiyle yüzleşmiş olmanın hüznüyle bekliyorlar buradan çıkacakları günü. Yüzlerde samimiyetin, duygusallığın ve acizliğin zirvesini okuyorum.

(Bu hikayede kullanılan fotolar orjinal olup Kagemusha’ya aittir.İzinsiz kullanılamaz)

Emrullah Köker

Kırıkkale doğumlu. Almanya'da Freiburg üniversitesinde Tarih Sosyoloji mezunu. Emrullah KÖKER TEKDER İstanbul Şube, EBSDER gibi sivil toplum kuruluşlarında görev almaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız