İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-SON

Belini doğrulttu ve arkasına baktı. Dört beş metre ileriden kendine seslenen adamı, alnındaki teri silip, gözlerini kısarak bakınca tanıdı. Bu kendisini İstanbul’a getiren kamyon şoförüydü. Sigarasını yeni yakmıştı ve paketini cebine koyarken Derviş’e doğru geliyordu.

-Hoca ayıp oluyo valla. Bina zina meselesi deyip durdun yolda, sen ne yapıyon burada ?

Derviş şaşırmıştı. Afallamış biçimde sordu;

-Ne oldu ki? Hayırdır.

-Hayır ya sevgili hocam, ellere verirsiniz talkımı kendiniz yutarsınız salkımı. Bak Allah aşkına doğru söyle beni görünce yoksa hani hemen malaya küreğe mi sarıldın? He?

-Nasıl yav? Ne diyosun sen bismillah.

-Hadi hadi yeme beni.

-Allah Allah fesubhanallah.

-Hoca sen burada ne geziyon?

-Ne mi? Duvar örüyom. Evin duvarını.

-Yaa ev ama ne evi, sakın bilmiyom deme. Bak bizde de iki göz bir beyin var.

-Ne eviymiş ki?

-Hoca, hoca yeme bizi. Arkada gördüğün ev var ya, Suzan’ın evi. Anlarsın ya? Anlamadın mı hala.

Derviş inanamadı kamyoncunun söylediğine. Sonra bir film şeridi gibi gözünün önüne geldi her şey. Yok usta kaçmış ta.. kendisine özellikle namaz kılarken garip garip bakanlar…adamların tipi… kadınlar… sonra o yanından geçip eve giren süslü kadının hali…

Kamyoncu anlamıştı Derviş’in yıkıldığını.

-Bu sıcak havada soğuk duş he? İyi gelir iyi.

Derviş ne yapacağını şaşırmış bir halde haykırarak ağlamak istedi. Bu ne zorlu, bu ne belalı bir yolculuktu. Olduğu yere oturakaldı.

-Sen şaka mı yapıyosun yoksa doğru mu?..

-Ne şakası ya git sor. Hem sana bi hoş geldin derler. Muamele çok güzel içeride.

‘Sormak mı’ Ne soracaktı ki, ‘Pardon burası umumhane mi diyecekti. Tövbe estagfirullah çekti içinden ve birden sinirlendi. Şu adamın yanına gitsem dedi.O pislik yuvasına girmek mi? Kalktı ve hemen elini yüzünü yıkadı ve ceketini giydi.

Kamyoncu kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu. Yaptığı duvarı ayağıyla vurup yıkmak geldi içinden. Hayatının en büyük şoklarından birisini yaşıyordu. Gözü karardı midesi bulandı. Yıkılmamalıydı, düşmemeliydi. O bilmeden gelmişti buraya ama bir Müslüman birazcık ta uyanık olmalıydı değil mi? Bu durumu kime anlatmalıydı şimdi ? Nasıl bir tövbe istiğfar etmeliydi. Şeyhinin eteğine sarılıp nasıl nedamet getirmeliydi. Şeyhi ne derdi ve her şeyden ötesi rabbulalemin. Gördüğü rüyayı mı anlatsın yaşadığı bu rezaleti mi? Şeyhi boşuna kabul etmiyordu kendisini zaten. Başını her iki yana sallayarak kendi kendine söylendi.

-Cahil, aptal.

Kamyoncu hala dalgasındaydı.

-Geçmiş olsun hoca. Olur böyle şeyler. Üzülme.

Üzülüyordu, üzülmemek elindemiydi? ‘Kendi ellerimizle neler yapıyoruz Allahım, biz’ dedi ve bir an önce memleketine dönmeye karar verdi. Kamyoncuyla göz göze geldi.

-Var mı Aksaray’a yükün?

-Bakarız.

-Haber ver bana. Benim yolculuk bitti çünkü.

SON

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-SON” için bir yorum

  • 22/03/2010 tarihinde, saat 13:53
    Permalink

    İbrahim Demirkan’ı tebrik ediyorum. Mesajlarla dolu “Bir Derviş”in hikayesi…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 2

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız