İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-9

“Aşk şarabıyla sarhoş olanın şaraba ihtiyacı yok
Menziline varmış kimse için evrad ne yapsın”

Derviş uzun süren bir yolculuktan sonra Gebze’ye ulaşabilmişti. Kendisine verilen adreste ki kahvehaneyi zorda olsa buldu. İçeri girince gözleriyle duvar saatini aradı. Saat 10’ a geliyordu. Erkende kalkmıştı halbuki. Fatihten otobüse binmiş Eminönü’ne iskeleye inmişti. Oradan da Haydarpaşa’ya vapurla geçip trene binmişti. Trenden inince de dolmuşa. Biraz işi acemiliğinden uzatmıştı ama olsun hafazanallah buralarda kaybolmaktansa. Kısaca kara, hava, deniz olmak üzere bilumum taşıtları kullanmıştı da ancak gelebilmişti buraya. Bir tek helikopterle uçağa binmemişti.

Kahvehaneye girdiğinde göz ucuyla şöyle bir kolaçan etti içeriyi. Müşterisi azdı. Birkaç kişi köşede kağıt oynuyordu. Pek de amelelik, ustalık yapacak adamlar değildi bunlar. Duvara asılı televizyonun yüksek sesi adeta içeriyi boğuyordu.

Camın kenarında oturmuş, dayandığı bastonundan dışarıyı izleyen ihtiyara sessizce selam verdi. Boş bir masaya geçip oturdu. Usta amele arayanlar, alacağını alıp gitmişti belli ki. Geç kalmıştı. Çaycıyla göz teması kurmaya çalışıyordu ama nerde.

Çaycı ocağın yanında açtığı laptopundan başını kaldırmıyordu. Biraz bekledikten sonra seslendi.

-Bakar mısın?

-Buyur abi.

-Bi çay.

Tamam anlamında başını salladı çaycı.

Kahvehane kültürü yoktu Derviş’in ama sabahtan akşama bir masanın etrafında nasıl oturur bu insanlar hep şaşardı en çokta oyun oynayanların yanına oturup izleyenlere şaşırırdı. Hadi onlar boş işle uğraşıyor, ya izleyenlere ne demeliydi? Mahallede oyuna alınmayan çocuklar olur ya veya geç kalan, gıpta ile oyunu izlerler bu izleyenlerin durumu da aynen öyleydi Derviş’in gözünde. Çaycı, çayı getirip masasına bırakınca kendini toparladı, içinden besmele çekti ve sordu;

-Gardaş sana bi şey soracam

Çaycı buyur der gibi baktı.

-Burada usta amele alınıyomuş yani gelip alıyolarmış. Burası değil mi?

-Evet.

-Geç kaldık galiba.

Garson yine cevap vermedi ve hiçbir şey söylemeden hemen laptopunun başına geçti. Derviş biraz bozulmuştu ama belli etmedi. Yavaş yavaş evliya çorbası dedikleri çayından yudumlamaya başladı.

Biraz sonra bardağı yarıya inmişti ki kapıdan iki adam belirdi. Belli ki usta ya da amele arıyorlardı. Alıcı gözle içeri baktılar. Birisi bıyıklı uzun boyluca, orta yaşlıydı. Eski olduğu belli olan siyah bir takım elbise giymiş yanında ki genç ise gri ceketle beraber aynı renkte ama farklı desende bir pantolon ve beyaz gömleğiyle dikkat çekiyordu. Güneş gözlüğünü ceketinin mendil cebine takmıştı genç. Orta yaşlı adamın bıyıkları çok sigara içmekten olsa gerek tam orta yeri sararmıştı hatta öyle ki sigara kokusu sanki burnuna kadar gelmişti Derviş’in. Birbirlerini bekliyorlarmış gibi bakıştılar. ‘Usta var mı’ dedi orta yaşlı adam, boğuk ve sigaradan kırçıllaşmış sesiyle. Derviş ‘Ne olacaktı’ diyebildi.

-Bize usta lazım ama hemen lazım.
-İş ne?

-Kolay bir iş. Duvar örülecek bahçe duvarı. Yıkılmış yerleri var oralar yapılacak.

-Olur.

-Anlıyosun dimi işten?

-Herhalde.

Adam biraz da kendi kendine söylenerek konuştu;

-Adamı usta diye götürdük bırakıp kaçtı. Hadi.

‘Yalnız bende mala filan’ dediğinde lafın sonunu anlayan genç hemen atıldı ve havalı bir şekilde ‘Tamam usta bizde var, sen gel’

Derviş hızla son kalan kısmını da içti. Tam çıkacaktı ki çaycı arkasından seslendi;

-Çay parası.

Genç hemen ileri atılıp çayın parasını verdi. Belli ki bunlardan zarar gelmez insana diye düşündü Derviş ve sıcacık bir gülümseme yayıldı içine. Arabaya binip gittiler.

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 2

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız