İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-7

“Taş ve çamur hiç hekimin tedbiriyle dönüşür mü altına
Kabiliyetin yoksa üstadın himmeti ne yapsın”

Akşam Hacı Ubeyd’e, Gebze’ye gideceğini, Cuma günü de şeyhini gördükten sonra Aksaray’a döneceğini söyledi. ‘Olur, hayırlısı’ dedi Hacı Ubeyd. Herkes odasına çekildi.

Uyuyamıyordu bir türlü derviş. Canı sıkılmıştı şeyhiyle görüşememesine. Kadere itiraz edilmez diyordu. Kendisini Şeyh İsmail Maşuki gibi hissediyordu. Zulmen katledilmiş ve cesedi denize atılmıştı. Aksaray şeyhleri her zaman devlete, zenginlere mesafeli durmuştur. Şeyh İsmail Maşuki için anlatılanları düşündü ve sonra Aksarayi hazretlerinin o duasını.

Dünya çok acımasız bir yerdi. Hz. Hüseyin boşuna mı dünya saltanatında muvaffak olamamıştı? Neydi o bugün gelen adam, o korumalar, o saltanatlar öyle?

Kimdi bu adamlar? Şeyhinden ne istiyorlardı? İyilere göre bir yer değildi bu dünya. Şeyh İsmail Maşuki’nin kanını bu şehirde dökmediler mi? Bir damla gözyaşının yastığa doğru yüzünden süzülüp aktığını hissetti Derviş. Hep ağlamaklı olurdu zaten İsmail Maşuki’nin başına gelenleri dinledikçe. ‘Yarına dinç kalkmalıyım, rızk peşinde koşacağız’ diyerek kendini toparlamaya çalışta. Uyumak istiyordu, uyuyup rahatlamak.

Deprem oluyordu her yerde. İstanbul diyorlardı bu depremle bitecek. Ya şeyhim demek istedi ama diyemiyordu. Ya rab medet demek istedi onu da korkudan söyleyemedi. Yer gök sallanıyordu. Ve annem. Çiçeklerle süslü daha dikkatli bakınca kırmızı-kahverengi çiçek motifleriyle süslü eteği ve başında beyaz yemenisi ve yemeninin altında bone tarzında başka bir başörtüsü daha. Adeta bir kamera-göz gibi uzaktan annemi böyle görürken birden onun yanına gittim.
-Anne dedim ve yattığı yataktan kaldırdım. Kötürümmüş, ayakları zor yürüyordu. Depremin etkisiyle tavandan başına düşebilecek şeyleri engellemek için ellerimi, kollarımı onun başının üstüne koyuyor ve bir yandan da ilerliyordum. Kurtardım, kurtarmış olmalıyım ki kendimi birden uzun, büyük ve devasa bir inşaatın içinde yalnız buluyorum. Hani binaların dışına demir iskeleler kurulur ve bu boru tipinde demir iskeleler birbirine vidalanır. Her yere bunlardan kurmuşlar. Ben ilerlerken sağım solum bunlarla dolu. Ve her artçı sarsıntıyla ufak parçalar havadan yere düşüyor. Acaba başıma düşse mızrak gibi bana saplanır mı, ölürmüyüm diyorum. Deprem gelirse bunların hepsi yıkılır, dökülür ve altında kalır ölürüm diyorum ve birden bir Kuran kursu.Ne alaka demeyin.Çocuk röportaj veriyor televizyona.Kuran kursu öğrencisi.Hocamız bize çok iyi bakıyor.Dört beş odanın ortak bir salonda buluştuğu, her odanın kapısının birbirine baktığı açık mavi tonda kireç badanalı odalar.Masaların örtüsü naylon ve mavi çiçekli.Çocuk burada yatıp kalkıyoruz ve burada-burada derken sağındaki masaya, elini koyup gösteriyor-yemek yiyoruz diyor.Bilgisayarla eğitim lafı geçecek gibi oluyor ama muğlak kalıyor.Sanki bana;
-Bakın bizi molla diye küçümsemeyin biz burada bilgisayarla eğitim yapıyoruz ama deliler gibi değil günde 1-2 saat,öyle abartmıyoruz der gibi.İçindeki ses, işte Şeyh İsmail Maşuki’nin kursu burası diyor hafiften seviniyorum.

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-7” için bir yorum

  • 18/03/2010 tarihinde, saat 11:06
    Permalink

    FARKLI ÇAĞRIŞIMLARI, DEĞİŞİK YERLERE ÇEŞİTLİ GÖNDERMELERİ OLAN BU HİKAYENİN DEVAMINI MERAKLA BEKLEYECEĞİM…

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız