İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-4

“Sesini duyup cevap veren yoksa şikayet ne yapsın
Yerine ulaşmayan beyhude feryat ne yapsın”


İskeleye geçmek için camiden aşağıya indi. Yolu geçip vapur iskelesinin olduğu yere geldi. Acilen bir iş bulup çalışmalıyım, amele pazarı olmasa da buralarda vardır amelelerin, ustaların toplandığı bir kahvehane diye düşündü.

Şoför’ün cebine sıkıştırdığı bir kaç kuruş kendisine ne kadar yeterdi bilmiyordu. İskelede bilet satılan gişeye yanaştı. Çekinerek sordu;

-Selamünaleyküm. Bir bilet alacam da Fatih’e gidecem. Nasıl giderim?

-Eminönüne bin. Yalnız bu kalkmaz.

Kafayı kaldırıp şöyle bir baktı vapura ve Üsküdar’a ilk indiğinde o otobüsten gelen bip bip sesinin kaynağını hemen oracıkta görünce şaşırdı. Herkes elinde anahtarlık gibi bir şeyi geçiş yerine basıyor sonra geçiyordu. Kimi eliyle kimi kayışından bir şeyi tutup yapıyordu. Bizde kayışın ucunu tutsak tanır mı acep bizi diye düşündü. Sonra kendi kendine gülümsedi. ‘Ulen bu İstanbul adamı hakket bir hoş ediyor garip garip şeyler düşündürtüyor’ dedi.

Biletçiyi meşgul etmemek için gişeden ayrıldı. ‘Eminönü’ne ne zaman kalkar ki?’ diye düşünürken vapur iskelesinin her iki tarafında yolcu indirip bindiren gemiler gördü. Birde şunlara sorayım dedi. Sağ tarafa doğru yürüyüp Fatih’e nasıl giderim diye sordu. ‘Şuna bin Eminönü’nde inersin. Ordan da Fatih’e çıkarsın.’ dediler. Parasını verdi, biletini aldı.

Kalkmaya hazır olan gemiye atladı. Geminin altına mı oturayım üstüne mi diye tereddüt etti. Sonra alt-üst fark etmez ama sağına otur diyerek geminin dışına, sağ tarafında yüzü denize dönük tek sıra yere geçip oturdu.

Oturduktan sonra yanına iki tane başörtülü genç kız geldi ve kendini sıkıştıracak kadar yakınına, hiçbir şey yokmuş gibi oturuverdiler. Kayabildiği kadar birkaç santim kaydı derviş. Ne kadar da rahattılar. Konuşmaları da öyleydi, yanımızda erkek var mı, duyan olur mu, hanım hanımcık durmayı kim sallar havasındalardı. Birisi hemen cep telefonunu çıkarttı ve anlamadığı bir şeyler söyledi oracıkta arkadaşına;

-Tweetlemiş en sonunda.

-Ne diyor?

-Bıraktım diyor.

-Bloğuna dönmüştür.

-Kendini beğenmiş şey.

Diğer başörtülü kız çantasını karıştırıp bir şeyler çıkarttı. Derviş göz ucuyla bile bakamıyordu. Ne diyordu bunlar ve ‘Şak’ diye bir çakmak sesi. Başörtülü kızın ağzında bir sigara. Bismillahirrahmanirrahim, şurdan kendini denize mi atsaydı? Gördüğü bir rüyamıydı? ‘Meded ya şeyhim’ dedi. Yoksa şeyhinin kendisine yaşattığı bir imtihanmıydı bu. Başörtülü bacılarım diye sevinecekken.

Ve gemi kalktı.

Morali biraz bozulmuştu Derviş’in. Gemiden indi.

Uzaktan bir anons geliyordu kulağına ‘Boğaz Turu’ diye. Çığırtkanın biride hoparlöre destek oluyordu. Mükellef sofralardan kurulu bir gezimiydi acaba boğaz turu dedikleri. Can boğazdan gelir demiş atalar. O tura katılsa iki günlük yemek yerdi herhalde ama canı çok sıkkındı, hiç iştahı kalmamıştı. Şu vapurdaki başörtülü kızlar çok moralini bozmuştu. O kadar açıklık saçıklıktan sonra çölde vaha gibi gelmişti o iki mütesettire bacı ama olmaz olsun öyle bacısı insanın dedi.

Bir alt geçitten geçip Eminönü meydanına çıktı. Eminönü camisine baktı ‘Acaba bu camiyi de Mimar Sinanmı yaptı?’ diye düşündü. Yön levhalarında ‘Sultanahmet’ yazısını görünce, Fatih’e, Şeyhine gitmeden önce başka bir yeri görmek hilaf-ı edebmidir diye düşündü. Birden ellerinde kameraları ve fotoğraf makineleriyle bir turist kafilesi önünden geçmeye başladı. Eminönü camisine doğru meydandaki kuşları çeke çeke gidiyorlardı. ‘Elin gavuru ta nerelerden gelip bu camileri görmeye geliyor bunlarda ki merakın binde biri bizde olsa’ diye hayıflandı. ‘Sultanahmet’i ziyaret ederiz orası kolay, ilk önce Şeyh efendiyi ziyaret’ diyerek Fatih’i sormaya başladı.

Birkaç kişi Galata köprüsünün olduğu tarafı, yolun karşısını gösterdi ve oraya geç, otobüse bin dediler. Halden anlayan bir simitçi kendisine ayrıntısıyla nereye gideceğini sordu. Halinden anlamıştı ki ‘yürüyerekten de gidebilirsin’ diyerek yolu tarif etti. Parası çok az kalmıştı ve bu yüzden yürüyebileceği yerlere otobüs parası vermek istemiyordu.

Yavaş yavaş yürümeye başladı. İlk önce şeyhimi göreyim sonra Sultanahmet sonra Eyüp-ül ensari hazretleri sonra da o çok merak ettiği Yuşa tepesi ve Yuşa (a.s.) kabri. Hava kararacaktı. Adımlarını sıklaştırdı. (Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız