İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-2

Ve derviş yola çıktı.

İstanbul ile ilgili bildiği tek şey güzel bir şehir olduğu ve onu fethedenlerin de tebşirat-ı nebeviyyeye mazhar olduğuydu ama ilk önce muhtaç birini bulmalı cebindeki bütün parayı ona vermeliydi.

Vakit girince çarşı camine gitti. Sadece namaz kılmak için değil avluda bir fakire rastlarım diye. Çıkışta hiçbir dilenci yoktu. Belediye başkanı gayretli birisiydi ve dilencilere göz açtırmıyordu. Biliyordu ki çarşı pazarda da gezse nafileydi hiçbir dilenci bulamayacaktı.

Çaresiz eve doğru yürümeye başladı. Pazar yerinin yanından geçerken dağılan Pazar alanında meyve sebze artığı toplayan bir çocuk gördü. Yanına gitti ve cebindeki bütün parasını ona verdi. Şimdi İstanbul’a nasıl gidecekti? Biraz ileride kamyonete mal yükleyen pazarcıların konuşmaları kulağına geldi. Pazarcı, oğlunun akşam İstanbul’a mal almaya gidecek bir kamyonda muavinlik yapacağını söylüyordu. Doğru ya dedi ve hale gitti. Sordu soruşturdu, param yok Allah rızası için İstanbul’a gitmek istiyorum dedi ve kendisini ücretsiz götürecek bir kamyon buldu. Halden yük almış ve İstanbul’da yükünü boşaltacak bir kamyondu. Derviş’te boşaltmaya yardım edecekti. ‘Bir –iki saate kadar hazır ol’ dedi kamyoncu. Dervişte hemen eve gidip annesinden, abisinden helallik alıp dünya tatlısı küçük yeğenlerini birer birer öptükten sonra elinde birkaç parça elbisesini koyduğu poşetiyle evden son sürat çıkıp hale döndü.

‘Bismillah’ diyerek yola çıktılar. Şoför ‘Yol uzun sayılmaz ama yine de tek başına çekilmiyor. Yarenlik edecek birisini arıyor insan’ dedi. Derviş’te ‘Yarenlik ister elbet. İnsanında kainatında mayesi muhabbettir kardeşim’dedi.

Kamyoncu başladı hayat hikayesini anlatmaya; Abisinin siyatik olan annesini dertten nasıl kanser yaptığını, kamyonu alana kadar neler çektiğini-ara sıra da memleket dahilinde ki siyasi mevzuları da araya katarak- anlattı durdu. Derviş de dinledi sakince.

Ve yol böylece uzayıp gitti.

Kamyoncunun adı Recep’ti ve Dervişe çok sonradan adını sordu, ‘Rıza’ dedi Derviş.

-Ee sizin tekkede var mı afyon filan. Esrar tekkesi derler hani. Bizim Taksici Rıfkı vardı. Seyyar tekke derdik arabasına. Esmer çekerdim ben

-Estagfirullah. Öyle bir şey olmaz bizde.

-Yapma be hoca. Allah bunca nimeti niye yaratmış?

-Şükredin diye.

-Bizde şükrediyoz canım elhamdülillah hepimiz müslümanız.

-Elhamdülillah.

Arkadan sürekli korna çalan bir otobüs Recep’in lafını böler,

-Ulan davar eşşegi sana kim ehliyet verdiyse ta yedi mahalleli ….

Diye sin-kaflı küfre girişince Derviş arabadan inmeyi düşündü. Doğru ya bu yol, bu adamla çekilmezdi. Ama dervişlik böyle hemen kaçmak mıydı? Bu adamın ıslahı için çile çekmeyecekti de neyin çilesini çekecekti. ‘Ya Sabur’ deyip ardı ardına sıralanan küfürlerin bitmesini bekledi.

-Küfretme kardeş bak yaptığın yanlış.

-Yoo ben buna küfretmezsem kanser olurum arkadaş, kanseer. İçine ata ata rahmetli anamda zaten kanser olduydu.Ah güzel anam ah doktor bulamadık, iyi bir doktor şöyle gücümüzün yeteceği kadar.Hele o mide kanseri var ya devamlı kan gelir..Ahh ulan parasızlık.Başka bir şey değil.

-Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Taht yaparım ama baht yapamam demiş cihan padişahları. Kaderden gelen emir o. Nice zenginler var hastalık sahibi para da kurtarmıyor onları.

-Ben onu bunu bilmem bizim derdin devası paradaydı. E sizde zenginlik var tabi. Tarikatçılara güç mü yeter?

-Öyle hesaplar olmaz bizde. Para varda seninle niye ‘gidiyoz İstanbul’a’ diyecek oldu ve sözünün yarısında lafını değiştiriverdi Derviş ‘senin bu söylediklerine şey yapıyoz’ gibisine anlamsız bir cümle kurdu ama şoför de lafın peşine pek düşmedi hatta hiç oralı olmadı. Belli ki kafasında söyleyeceği söze odaklanmıştı.

– Siz var ya hoca siz? Senin şeyh var mı? Hani bu cemaatçilerde çok para olur.

-Yok desem yalan olur ama şeyhimiz fakirül hal bir insandır.

-Yeme beni hoca yemee. Bak bizde de iki göz bir beyin var. Şeyhin kaç hatunu var?

-Hatunu filan yok.

-Hoca bu kadınlara düşkünlük hastalığı bende de var. Oku üfle de kurtulim. Valla çoluk çocuğun rızkını bu işlerde bitiriyom. Çok canım sıkılıyo. Senin şeyh oh ne rahat almıştır üç-dört tane her gün biriyle keyfine bakıyodur.

-Haşa de!

-Dur ya kızma Allahın emri dört amenna.

-Ya sana ne şeyhin hanımından üçünden beşinden.Sen şu önüne bak!

-Bakıyorum. Kızma kızma. Ha zina yapıyoz, içkimizi içiyoz diye kafiriz de mi? Bak siz bizi hep günahkar görürsünüz ama çocuklarımın boğazından bir lokma haram geçirtmedim ben. Bu kamyoncu milleti hep benim gibi değildir ha onu da söylim bak, bizim İsmail diye bir arkadaş var Çorum’lu, abdestsiz yola çıkmaz. Dağın başında yaz-kış dinlemez soğukta durur, arabadan iner seccadesini serer namazını kılar. Öyledir.

-Maşallah.

Şoför şöyle bir Derviş’e baktı. Derviş ‘Ne var?’ anlamında başını doğrulttu. Şoför bir daha baktıktan sonra merak etmiş gibi sordu;

-Tükürmedin?

-Nereye?

-Hani maşallah deyince tü tü tü yok mu?

Birden kahkahasını patlattı şoför. ‘Senin suratına tükürmek lazım ama…ya sabur’ diye içlendi Derviş.

‘Bu ne belalı, mihnetli bir yolculuk. Bu ayyaşlarla berduşlarla mı uğraşacağım ben’ diye kendi kendine söylendi. Şoför eliyle dervişin koluna uzanıp vurdu.

-Hadi hadi kızma.Yol çekilmez sonra.

….

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız