İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-10

“Gönlü yakıp tutuşturan bir cezbe olmalı haktan ey mela
Ezel canibinden hidayet yoksa eğer irşad ne yapsın”

Dervişi götürdükleri ev iki katlı büyükçe bir evdi. Evin önündeki lüks araba dikkatini çekti. Genç çocuk arabanın başında bekliyordu. Evi çeviren ihata duvarının yola bakan kısmı dahil olmak üzere üç tarafı sağlamdı. Arkada metruk, çöplerden idrar kokusundan geçilmeyen bölümünü gösterip, ‘buraya şöyle yüksekliği bir metre uzunluğunda bir duvar ustam’ dediler. Küçük dar bir yola bakıyordu burası. Yaklaşık bir metre boyunda hazır betondan yapılma eski duvar yer yer yıkılmıştı. Malzemeler de hemen bu duvarın yanındaydı. Su konteynırı, briketler, mala, kürek, çimento torbası, kum. Malzeme hazırdı. Uzunda bir işi yoktu bu duvarın. Hava geç karardığına göre bu iş bugün bitebilirdi.

Parada anlaştıktan sonra Derviş içecek su istedi adamlar su getirmeye gidince kendisi de hazırlıklara başladı. Birden elinde poşetlerle sanki boya küpüne batırılıp çıkartılmış, uzun tırnakları ve uzun kirpikleri olan bir kadın yanından geçip eve girdi. Kendisini getiren adamın eşi miydi acaba? Dışına baksan ne bu ne süs püs dersin ama öyle edepli geçtiki kadın, başı önünde eğik aman kimse bana bakmasın der gibi. Neyse deyip işe koyuldu Derviş. İçme suyu getirilince besmele çekip ilk önce güzelce bir abdest aldı. İçme suyunu hem içmek hemi de ağzını burnunu çalkalamak için istemişti.

Çimentoyu hazırladıktan sonra briketleri saydı, ölçtü biçti ve her briketi besmele ile üst üste koyarak duvarı örmeye başladı. Öğle vakti girince çimento kağıtlarını yere serdi. İlerde gördüğü camiye bakıp kıblesini tayin etti ve namaza durdu. Nedense namazını kılarken birkaç kişinin kendisini izlediğini hissetti. Namaz bitip toparlandığında da yoldan geçen birkaç kişinin kendisine biraz istihza ile baktığını gördü. ‘Neyse’ diyerek besmele ile işe girişti ve besmele ile tek tek briketleri koyarak duvarı örmeye devam etti.

İlk başta bugün bitirebileceğini düşünmüştü ama galiba bu iş yarına da kalacaktı. Önemli değil çalışırız diye düşünürken birden karşısına şişman, iri göğüslerini yarısına kadar açmış, ağzında çiğnediği sakızıyla enva-i türlü inciği boncuğu orasına burasına takıştırmış bir kadın çıkıverdi. Üstünde omuzlarına kadar açık kırmızı bir penye altında ise siyah sözde dar bir tayt vardı. Derviş elinde olmadan irkildi. Kadın değil kadın azmanıydı hafazanallah. ‘Ulan bunu kantara vursalar otuz ton çeker, bismilllah, neuzubillah’ diyerek içi titredi. Kadın elindeki yemek tepsisini uzatırken Derviş’e ayağı tökezler gibi oldu ama Allahtan düşmedi ve tepsinin kenarındaki çayda ziyan olmadı. Derviş, yanlışlıkla üstüme düşse beni kazıyarak buradan çıkartırlar valla diye düşündü. Yemeği alırken kadının yüzüne bakmadan ‘Sağol bacım’ diyebildi. ‘Bi şey değil yakışıklı. Maşallah tek başına yapıyosun he? Güçlü kuvvetlisin yani..Ayy şuna bak pekte utangaç.’ Birden evin kapısı açıldı ve kendisini buraya getiren adam kadına bağırdı.

-Napıyon lan orda! Ustayı rahat bırak adam işine baksın!

-İyi be iki laflıyalım dedik. Köle mi aldın sanki.Hıh.

Şişman kadın sallana sallana, saçlarını da yana atarak ‘Var mı dünya da benden daha güzeli’ havasında eve doğru gitti. Galiba evde kalmış bu diye düşündü Derviş. Yazık diye acıdı kadına, münasip bir kısmetini hanım hanımcık beklese ya. Neydi o gündüz eve gelen açık saçık da olsa şu vapurda gördüğü başörtülü kızlardan daha da edepli daha hanım hanımcık, başı önünde eve giren kadın. Biraz ondan edep terbiye öğrenmeliydiler.

Yemeğini bitirip tam ayağa kalkarken gençten iki çocuk yanına çekinerek gelip durdular;

-Abi Sisi varmış buralarda. Adres bu evi gösteriyor ama?
-Kim?

Gençler birbirine baktıktan sonra bir daha sordular;

-Sisi?

-Ben yeniyim burada, şu duvarı örüyom.

‘Tamam abi’ diyerek uzaklaştılar.

Derviş yaptığı harcın yeterince dinlendiğine kanaat getirdikten sonra üçüncü sırayı yapayım dedi. Fakat çimento kalitesizdi sanki. En iyisi harcı vurmadan önce süngerle briketi ıslatayım harç daha iyi tutar diye düşündü. Evden isteyeyim diye eve gidip kapıyı çaldı.

-Selamü

Deyince dili tutuluverdi Derviş’in. O sabah gördüğü hanım hanımcık kadın üstünde gecelik gibi yarı çıplak vaziyette koridorda telefonla konuşuyordu.Kapıyı açan adamdı ama adam kapıyı açtıktan sonra içeri gözükmesin diye kapıyı aralık tutsa da açılırken birkaç saniyeliğine de olsa görmüştü kadının o halini ve gözü arkada öyle kalakalmıştı.

-Söyle.

-Ee… şey

Birden içerden bir ses duydu ‘Sisi! Seni arıyorlar’. Sisi’nin evi burasıymış demek ki diye düşündü ve birden iyilik etmek için lafı değiştirdi;

-İki genç Sisi diye birini sordular da ?

-Boş ver onları. Onu mu söylicektin?

-Yok hani ben uzak memleketten gelirler misafirseler?

-Yav boş ver sen o hergeleleri.

-Ha tamam. Şey varmı sünger. Harcı daha iyi tutturmak için lazım.

-Bakim getiririm.

Adam kapıyı kapattı. Derviş bu ne biçim aile diye söylenerek işinin başına döndü.

Adam biraz sonra elinde süngerle geldi. Süngeri Derviş’e verdikten sonra bir sigara yaktı. Yere çömelip hiçbir şey söylemeden Derviş’i izlemeye başladı. Bir saat kadar geçtikten sonra da kalkıp gitti. Bu adam normal değil diye düşündü Derviş gerçi kadınlarında normal olduğu söylenemezdi ama insan bu kadar durur da bir şey konuşmaz mı? Kendisi muhabbet olsun diye bir iki şey soracak oldu adam dönüp cevap bile vermedi. En iyisi şu işi çarçabuk bitirimde kurtulayım şuradan diye daha bir gayretle işe asıldı.

Gün batmaya doğru meyletmişti. Güneş sararıp solmuş tepelerin arkasından kaybolmuştu. Derviş kan ter içinde çalışırken arkasından tanıdık bir ses duydu ama çıkartamadı sesin sahibini.

-Vay hoca!

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

İSTANBUL’DA BİR DERVİŞ-10” için bir yorum

  • 19/03/2010 tarihinde, saat 14:33
    Permalink

    gittikçe merak öğesi tırmanıyor, e hadi hayırlısı

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız