İSLAM VE SİYASET

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

İnsan nefs sahibidir, en büyük nefs ise iktidar mücadelesinde görülür. Taraftarlıklar, efdaliyet iddiaları, kavmiyetçilik, asabiyyet. Din, iman bile ok gibi geçilir icabında. Peki tuvalete girip çıkmayı bile kurala bağlayan (sol ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır) her konuda belli bir düzen disiplin getiren İslam, bu konuda niye sessiz kalmıştır? Mesela, Peygamber bir savaşa ordu gönderirken bile, “o şehid olursa şu başa geçsin, o da şehid olursa şu geçsin, o da şehid olursa içinizden birisini seçin” demişken devletin başına kim nasıl geçecek belli değildir.

Nitekim Hz Osman döneminde başlayan fitne, daha sonraki gelişmeler, İslam algısını, tarih içinde ve dolayısıyla bugün dahi oldukça etkileyen bir şey olup çıkmıştır. Kimini siyasetten uzaklaştırmıştır, kimini iyice daldırmıştır. 

Buradan çıkan sonuç nedir peki? İslam, her ne kadar Peygamber döneminde “devlet” haline gelmişse de aslında ferde ilişkin bir şey midir temelde? Sonuçta öyledir, lakin sosyal hayatı bu derece tanzim eden bir sistem de devletsiz olmaz. Öte yandan ise devletin başına kimin nasıl geçeceği noktası belirsiz ve bu sorun yüzyıllar boyunca çözülememiş, her zaman için bir fitne kaynağı olmuştur. Çözülse bile.. Bu defa da asabiyyet, mutlakiyetçilik gibi şeyler olmuş çünkü. Tevhid ile bunlar normalde bağdaşmaz. Ama devletsiz de olmaz. 

Adeta ayrı bir alan olmuş bu nokta fiili olarak. Özerk, neredeyse İslam dışı.

İçki içen halifeler, kan döken gaddarlar, binbir tuzak, hile, kumpaslar vs gırla gitmiş.

Bunun ise birkaç nedeni var. Öncelikle kimin nasıl geçeceğinin belirsiz olması. İkincisi Peygamberin işlerin kötüye gideceğine dair sözleri ve birilerinin körüklediği kader/teslimiyet inancı.  Bir diğeri ise tarihi tecrübe. Örneğin düşünelim, Hz Osman halife olmasaydı çok saygın birisi olarak anılacaktı tarihte. Ama halife olup akrabalarını valiliklere getirdiği için, onları çok gözettiği için, oldukça eleştirilen birisi olup çıkmış. Adeta melek gibi birisiyken çok gölgelenmiş. Saygın görenlerce bile oldukça hatalı görülmekte, en azından.

Peygamberin damadı, çok yakın bir ashabı, cennetle müjdelenen birisi bile, nasıl bu duruma düşer? Öte yandan Medine’nin göbeğinde bu iş nasıl onun şehadetiyle sonuçlanır? Ve daha sonra, ashabın da dahil olduğu kanlı iktidar mücadeleleri.. Nasıl olur?!..

Demek ki bu işten uzak durulmalı psikolojisi oluşmuştur insanlarda ister istemez, daha işin başında. Birileri yapsın!

Gerçi daha sonra Hz Hüseyin’in ve Abdullah b. Zübeyr’in hilafet iddiaları ve şehadetleri, Ali evladının isyanları bir damar olarak belirmiştir (ve gitikçe batıniliğe kaymıştır) lakin Emeviler ve daha sonra da Abbasiler iktidar işini bir şekilde götürmüş.  

Bütün bunlar ise iktidarı, din dışı/kural dışı bir alan yapmış neredeyse. Herşeyin kullanıldığı bir güç ve propaganda alanı. Fazla müdahale edilemeyen.. Bu arada din de kuralları çok belli bir alana dönüşmüş. Mezheplerle.. Ve tarikatlerle.. Gittikçe daha ezberci ve durağan.

Tarih içinde dinin bu kadar çok hüküm ve fetvalara bağlanmasının psikolojik bir sebebi vardır; Dinin ayakta tutulması. Çünkü başı sallantılıdır.  

Gerçi devlet başkanı da müslümandır, hatta halife, müslümanların lideri. Ama şu vaziyette çoğu zaman o konumu hakeden biri değil aslında.  

O nokta ise öyle kabul edilir olmuş.

Dikkat edin, bütün yenilik hamleleri en tepeden olmuştur, bu arada. Mesela mutezile en tepeden dayatılmıştır. Yunan felsefesi en tepeden öğretilmiş, Batılılaşma en tepeden yapılmıştır. Alttan bir istekle olmamış, hep dirençle karşılanmış. Bütün bunlar ise iktidarın dünyevi doğasından gelmiş, “muktedir olabilme”

Baştaki soruya dönelim şimdi, “İslam aslında dünya için gelmedi” mi demek bütün bunlar? Çünkü onu düzgün sistematize etmedi “özellikle” ve en başta, hızla oradan çöktü. Sonra da doğrultulamadı bir türlü doğru düzgün. Diğer yönleri ise kemikleşti, adeta dünya işgal edemesin diye. Bu da bir sorun aslında, lakin sebepli. 

Yoksa tarihi tecrübeyi başka türlü mü okumalı artık? “Bu iktidar işi çok kurallı olmalı” demek. Ama kuralları bizim oluşturmamız gerekiyor. Çünkü oluruna da bırakılmıyor bu iş açıkça.  

Veyahut da kader.. Gerçekten de Mehdi gelecek çünkü, ne yapsan düzelmeyecek gerçekten.

……………..

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 2

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız