İNTERNATİONAL

Clive_Owen_in_The_International

Soğukkanlı Avrupalı bir banka.. Hükümetler, şunlar bunlar üstü.. Ab mübarek.. 

İki tetikçiyi saniye arayla devreye sokuyorlar. Titiz hesaplar, işler.. Ama bir demokrat rasyonalist tavırlar haller sonra. Hele bir sahnede bankanın başkanı yine soğukkanlı demokrat bir tartışmada (evinde, sıcak yuvasındaki bir bilgisayarın başında) çok kanlı olabilecek bir kararı almakta tereddüt ediyor ve oğluna soruyor. Yanıbaşındaki.. On onbeş yaşlarındaki…

-Çıkar yol yoksa ne yaparsın?

-Yine de çıkar yolu zorlarım.

Derken engellenemez oldukları filmin sonunda altı çizilerek vurgulanıyor. Daha doğrusu dünya sistemi buymuş. Eski komünist, şu bankanın üst düzey yöneticilerinden biri, Clive Owen kendisini gayrı resmi bir ortamda sorgularken söylüyor.

International_5“Normal adalet sistemiyle bunlara bir şey yapamazsın. Herkes işin içinde.. Hizbullah, İran, Almanya, Çin. CIA.. Hükümetler..

 

Ne?….

 

Berlusconi’yi çağrıştıran İtalya’da başbakanlığa oynayan bir silah tüccarı var. Miting sırasında işi bitiriliyor. Silah işini bir o yapıyormuş, bir de bir Türk.. (Haluk Bilginer’in canlandırdığı karakter..) İtalyan’ın oğullarıyla anlaşamadıkları için Türk’e muhtaç kalıyorlar. Türk ise bankanın Suriye’ye satmaya çalıştığı füzelerin savunma sistemini önceden İsrail’e satmış. Banka bu füzeler için gerekli olan bir parçayı ondan almak zorunda. Filan falan.. Anlaşıyorlar tabii. Savunma sistemini İsrail’e sattığını söylemeyecek Türk kimseye. Nitekim söylememiş ki filmin sonundaki gazete haberlerinde Suriye’ye satışın gerçekleştiği vurgulanıyor. Clive Owen tam kendisine ateş ederken ezanımsı bir şeyin duyulduğu banka başkanı demişti zaten. Ölmeden önce.. “Beni öldürerek bir şeyi değiştiremezsin, sadece kendini tatmin etmiş olursun. “

Clive Owen ise her şeyi göze almış. Bütün o bozuk sistemin dışına çıkarak, adalet için.. Hak için, hukuk için yapacağını yapıyor..

Gülmek için kargaları mı çağırırsınız, yoksa sadece güler geçer misiniz.

Yahu bu film beşinci sınıf bir aksiyon değil. Clive Owen gibi, Naomi Watts gibi A sınıfı oyuncuların oynadığı,  Tom Tykver gibi az çok ismi olan bir yönetmenin yönettiği bir film.

Teze bakın. Silah satışları, bankalar falan.. İsrail’in İsi yok.. Amerikanın Ası yok.. Ama film Aİ diyor resmen..

Herifler her şeye hakim. Amerika’da bile rahat rahat engelliyorlar her şeyi, operasyon yapıyorlar.

Bütün sistem buymuş da.. Arada da bir üçünü dünya ülkesinde desteklenen general falan. Bu da sazanlara yem olarak düşünülmüş belli ki. Hani, bakın tezimiz doğru cinsinden. Bizim kimseyle özel olarak işimiz yok, bakın. Mesele gerçekler..

Olur mu hiç canım(!)…..

Bu arada o New York’da kötü adamın verdiği adreste eskiden bina olduğu anlaşılan boş bir arsayla karşılaşmaları.. 11 eylül’e de hafif bir gönderme mi..

 

the_international_movie_image_clive_owen Yani Amerikan ukalalığının da bu derecesi. Yahudi sempatizanlığının.. Çin, Avrupa, Türk.. Gerçi Türk’ü saymayalım, o zaten İsrail’e silah satmış. Ona mecbur kalıp gidiyorlar zaten. İtalyan iyi, onu öldürüyorlar. Ama oğulları intikamını alıyor. Bizim Clive sayesinde. O olmasa başka kimse işin peşinde değil ya..

 Eski komüniste gazı veriyor, hani senin ideallerin vardı vesaire.. O da onunla birlikte hareket ediyor. Ne için; İsrail’e karşı silah satılacak, aman ha durduralım.. Eski komünistin idealine döndüğü şeye bakın.

 Gerçi İsrail zaten savunma sistemini almış Türk’ten. Suriye kandırılmış olacak yani ama.. o son anda anlaşılan bir şey.

Filmde bir tek Suriyeli, İsrailli ya da Çinli yok ama mevzu bu.. Laf, laf, laf… Her şey lafla..

Bu hangi Avrupa.. O nere Amerika.. Yahu hangi İsrail.. Bütün bildiklerinizi unutun ve zokayı yutun. Irakmış, Afganistanmış.. Körfez şeyiymiş.. Savaşıymış.. Gazzeymiş.. Kim kime silah satıyormuş falan, unutun her şeyi. Bakın bacağı protezli kiralık katilimiz var. Var mı bundan büyük delil. Adam adalet için kariyerini atmış gitmiş, şovalye ruhuyla, bir şeyleri değiştirmek için.. Clive Owen bu… Nasıl ikna olmazsınız?….   

Kader…… İnsan kaderini kendi seçer. O para babalarına, kirli oyunlarına kanmayın!….

Ne?….

Sonuçta onlar kazansa da!….

Kim???………..

Film be bu film!….

Haa….

Gazete manşetlerine bakın inanmıyorsanız. Tabii satır aralarını okuyacaksınız. Objektifiz be biz, objektif…Filmin sonunda peşpeşe geliyor bu manşetler, şok üstüne şok yaşayacaksınız..

Bakın Süleymaniye Camisi.. Eee ne olmuş yani…

Ne diyelim, demek ki birisi Kurtlar Vadisini izlemiş….

Bu arada işin en enteresan kısmına geldik, filmin vizyona giriş tarihi. 2009 Şubat’ın başı.. Gazze katliamından hemen sonra yani. Hatırlayalım Gazze katliamı 2009’un başında olmuştu.

Filmde Türk bir nevi İsrailci ve Arapları kandırmış oluyor. Türkiye de Gazze katliamının başında bu duruma düşürülmeye çalışılmıştı.

Ve küresel finansal kriz. Eylül 2008 de Lehman Brothers’in iflasıyla başlamıştı. Yani filmin fragmanlarının dönmeye başladığı sıra.. Lehman Brothers bir Yahudi bankası..

Bu kadar mı “ters” bir zamanlama olur. Takvim.. Öyle ki film Türkiye’de Nisan gibi gösterime girecekken hiç girmemiş. Ne diyelim, ders olsun…

 

İnternational-İstanbul sahneleri üzerine..

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız