İNSANIN ZAYIFLIKLARI VE “İMAN” MESELESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

İnsanın zayıflıkları malum, dünya hayatında başarıyı, rahatı ister, hevasına göre yaşamak ister, şeytan onu kandırır, zanna kapılıcıdır, niyetlerini gizler veya onu kandıranlar niyetlerini gizler vs. Böyle bir zayıflıklar sağanağı adeta. Öte yandan bu zayıflıklar ne derece “bahanedir” meselesi var. Elbete Allah bağışlayıcı ama hayat da bir imtihan, sonu cennet ve cehennem. İşte bütün bu çerçevede özellikle zamanımızda kafa karışıkları var. Çünkü son kitabın üzerinden gayet zaman geçti ve muradı ilahi nedir meseleleri var.

Bu noktada eğer iyice düşünürsek,asıl kurtarılması gerekenin Allah’ın mutlakiyeti inancı olduğunu görürüz. Çünkü tarih boyunca insanlar bir şekilde bir “üstün tanrı”ya inanmıştır ama onun yoğun varlığı, dünyada egemenlik ya da keyif sürmek isteyenlere manidir. Çünkü eğer yoğun varlığı olursa buna karşı zorluklar oluşur. Nitekim ayette denilir ki
 “Fakat insan önündekini inkar etmek ister/ilerisini günahla geçirmek ister.” (Kıyamet 5)

Yani kıyameti inkar etmek ister, çünkü günah üzere devam etmek ister kişi. Kıyamete inansa böyle olamaz çünkü. Kıyamet Suresi’nin başında ise yine buna dair bir ipucu vardır. “Kıyamet gününe andolsun. Ve kendini kınayan nefse andolsun” (Kıyamet 1-2) Burada hakikat ile kendini kınayan nefs arasında bir bağlantı kurulması dikkat çekiyor. Çünkü hakikatin inkarı, aslen akli mantıki bir inkar değil, nefsi özellikleri ağır basan bir inkardır. O yüzden de hakikate gelme salt akli mantıki bir durum değil nefsin eleştirisine de bakar.

Burada Tevhid dediğimiz şeyin Allah’ın yoğun varlığı olduğunu ve ahiret inancının da böyle olunca olabildiğini farketmeliyiz. Çünkü firavuna bile Allah imkan vermiştir (bknz Yunus 88), dünya hayatında yükselten ve alçaltan Allah’tır, (bknz Necm 48, Zuhruf 32-35, Rum 1-7, Ali İmran 26 vb) Beri yandan Allah, bütün dinlere üstün gelsin diye ve bunca yol gösterici kitabı indirmiştir. O zaman dünya hayatına bakıp da aldanmamalıdır, velakin Allah’ın yoğun varlığı anlayışından da uzak olmamalıdır. İşte bunun sağlanması lafta kolaydır, gerçekte ise zordur. Çünkü insan nefs sahibidir, şeytan her türlü kandırabilmekte, zaten propagandalar var. İşte bütün bunlara karşı Allah’ın yoğun varlığı anlayışı beslenmeli. Elbette bu gerekiyor diye uydurma şeylerle besleyelim demek de yanlış.  Fakat Kuran Levhi Mahfuzdan ve bugün anlaşılan boyutları sık sık gündeme getirilirse bu besleme işi de gerçekleşir. Beri yandan, buna uzak durmak, buna gelir olmak gibi durumlar da kritiktir, belirtmek lazım. Çünkü davaya müteallıktır.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız