İNSAN DAVRANIŞI ÜZERİNE

Pedagoji üzerine yapılan konuşmaları duydukça öğretmenliğe ilk başladığım yıllar canlanıverir gözlerimde. Hep batı kaynaklı devşirdiğimiz bilgilere hiç doğu cephesinden bakamadığımızı, ya da din konusunda, dinin kaynağı konusunda hep batı eksenli, animizme, natürizme endeksli kaldık. İslâm dünyasında bir insan psikolojisi anlayışının geliştirilememesi, kendi kültürel değerlerimizi Batılı psikoloji anlayışlarının kucağına bıraktık. Doğudan batıya geçen, batı düşüncesiyle yoğrulup tekrar önümüze konan, içerisinde yaşadıkları kendi toplumsalve bireysel sorunlarına çözüm bulmaya yönelik teorilerinin bizim yaşadığımız sorunları da ortadan kaldıracağına inandırıldık. Burada din ve psikoloji kavramları üzerinde durup uzun tahliller yapmaktan çok kabuğun meyveden ayrı olduğunu kabullenemeyen, her alanda dem vurmayı kendilerine vazife sayan bu insanlar aslında otomatik bir düşünce makinesinden başka bir şey olmadıklarını anlatmak istedim. Tahlille her şeyin hakikatine varacaklarını sanan zavallıları tanıdıkça, bu konuda önümüze konan, hakikat sadece bunlardan ibaretmiş gibi öğretilenin dışında aşkın madde değil can olduğunu, önemli olan göz renginin değil manasının olduğunu, elin şeklinin değil davranışının önemli olduğunu unuttular.

Öğrencilerin davranışları konusunda bir kitap yazmak isteyen okul rehber öğretmenleriyle sohbet ederken, ellerinde fazla kaynaklarının olmadıklarından yakınıyor, bu alanda yeni şeylerin yazılmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyorlardı. Size bir olay anlatayım belki bu konuda size bir fikir verebilir dediğimde memnun olacaklarını belirttiler.

-Bir kabile reisi çöl yolculuğundan dönerken, açlık ve susuzluklarını gidermek için mola vermişler. Etrafındakiler hemen bir sofra hazırlayıp buyur etmişler. Kabile reisi ve etrafındakiler sofraya kurulmuş yemek yerken, kabile reisinin gözü yakınlarında sürüsünü otlatan bir çobana ilişince sofrasındaki yemekten bir dürüm hazırlatıp onu çobana götürmelerini ister. Bu ara konakladıkları yerden bir başka kabile reisi geçiyorken hemen onu sofrasına alıp ağırlayınca, etrafındakiler sayın reisimiz çobana dürüm gönderip, kabile reisini sofranda ağırlamanı size yakıştıramadık, oysaki siz çok adil olarak bilinen birisisiniz, böyle bir ayrıcalık size yakışır mı?

Kabile reisi cevap olarak; Eğer çobanı soframıza davet etseydim o saframızdan aç olarak kalkacaktı, çünkü o yemeğini hep o şekilde yemeye alışkındı. Kabile reisine de dürüm gönderseydim oda aç kalacaktı, çünkü o da yemeğini hep sofrada yemeye alışkındı deyince etrafındakiler sustular.

İşte size insan davranışları üzerine bir hikaye deyince öğretmen arkadaşlar hocam gerçekten güzel bir hikaye insanı tanıma ve ona yönelik davranma için örnek bunu kitabımızda kullanabiliriz deyince;

Ben hocam bu kabile reisi olarak ifade ettiğim kişi Peygamberimiz ve onun etrafındakilerde sahabesidir bu bir hikâye değil yaşanmış bir olaydır deyince o kaynak bulamıyoruz diyen öğretmenin yüzündeki sevinç birdenbire dondu, dudaklarından ‘hocam bunu kitabımıza alamayız’ sözleri dudaklarından döküldü ki o sözü hala kulaklarımda. Eğer söylediklerimi bilmem batılı hangi psikologun değerlendirmesi olduğunu söyleseydim sonucun nasıl olacağını varın siz düşünün.

Fahmettin AYDIN (Sendikacı-Yazar)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 0

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız