INGLORIOUS BASTARDS (SOYSUZLAR ÇETESİ)

Eskiden beri duyarız Tarantino Inglourious Basterds’ı çekecek, yok erteledi yok çekecek diye.. sonunda çekti. Geçen zaman içinde ne demek bu inglourious basterds diye merak bile ettim ve baktıydım. “Soysuzlar Çetesi” baya naif bir çeviri olmuş. Ne anlama geldiğini söylemeyeceğim herkes sözlüğe bakabilir.

Gerçi bir basterds bastards meselesi var; o “e a” ne farkettiriyor o kadarını bilemeyeceğim. Aksan mıdır yine…orasını çözemedim.

inglorious-basterds

Filmde tarihin değiştirildiğini duymuştum sonra. Ne idi bu değiştirilen şey.. Söyleyelim Hitler öldürülüyor. Yani intihar etmiyor. Tarantino’nun bir sansasyon merakı mı sadece… Yoksa intiharın hazmedilmeyip zevkten gözü dönmüş bir şekilde “öldürülmesi” meselesi mi. Bunca yıl sonra bu hazzın Amerikalılara yaşatılması mı, o mu eksik kalmıştı.. Yoksa “sinemada öldürülüyor” espirisi mi?….. Saddam’ın idam edilirkenki asil duruşu da dokunmuştur o zaman bunlara.. Bir dahaki sefere onu da salya sümük yalvarırken çekerler. Filmde bu anlamda öylesine dozu kaçmış bir kin kusma var ki, sanırsınız Hitler ölmemiş, naziler kazanmış.. filmde bari intikamımızı alalım havası adeta.. Bu haleti ruhiyyeyi anlamak mümkün değil. Üstelik de Tarantino… Ne alaka… Sanırsınız ki hayatını buna vakfetmiş birisi.. Spielberg bile bu kadarını yapmazdı, özellikle de şu zamanda.. Akla gelen tek ihtimal, yahudi yalakalığı oluyor o zaman. Filmde de bir replikte vurgulandığı gibi, “Hollywood yahudilerindir” çünkü. Söylenince sanki bu şık elenmiş oluyor(!) Dıtttt. Bu kadar mı yani.. Sinemanın dahi çocuğu vesaire.. Sonsuza kadar film çekebilir falan.. Çünkü çok ucuza mal ediyormuş. Daha doğrusu ne yapsa izleyecek bir kitle oluşturmuş… Bunca isim misim yaptıktan sonra böylesi bir ucuzluk.. Gülünesi gerçekten… Yoksa bir diyet mi acaba…..

 

 

Özellikle de; şu başarısız Hitler suikastını konu alan Valkyrie’den sonra gelmesi filmin bu arada, çok düşündürücü.. Bari sine-masal anlamda filme bir taban, bir tansiyon sağlanmış bu şekilde hani.. Başarısız Hitler suikastı dramatikti.. Alın size başarılısı o zaman… Gerçeklik inşası diye işte buna denir!…

Yoksa o Kill Bill’de geçen baba oğul Bush’ları çağrıştıran eleştirimsi duruşu mu savurdu bu yana adamı.. Aman, ben yahudilere karşı değilim ha!.. Zencilere karşı değilim diye de Jackie Brown’ı çekmişti hani(!)…. Filmin kahramanı süzme Ameri-kancı (nazi avcısı) albay.. Biraz karikatürize ama sonuçta kahraman. Sürekli şaşırtma politakası adamı döndürüp dolaştırıp en sonunda kendini inkar noktasına mı getirdi nedir. Üstelik de dünya bambaşka bir noktaya “gitmek üzereyken..” Bazıları böyledir, ille de dünyanın tersine gidecek.. Bush varken Bush’a karşı gibiydi, Bush gitti şimdi adeta Bushcu kesildi. Tuhaf…

Film bir yandan da Amerikalılara “bakın dünyada herkes İngilizce konuşmuyor” diyor. Hollywood’a da bu anlamda bir gönderme. Filmde en dikkat çekici noktalardan biri Almanların Almanca, Fransızların Fransızca konuşması.. Hatta Alman subay Landa, Fransızca, İngilizce ve nihayet İtalyanca konuşuyor. Avrupa Birliği mübarek.. Bu dil olayı giriş sahnesinde dikkatimizi çekiyor ilkin, Landa (Cannes film festivalinde ödül alan oyuncu) Fransızcam pek iyi değil diyerek birden İngilizce konuşmaya başlıyor muhatabıyla. Halbuki Fransızcası iyi.. Sonra asıl meselenin başka bir şey olduğu ortaya çıkıyor.. Ama sonraki bir sahnede Alman aktrist “siz Amerikalılar İngilizceden başka dil bilmez misiniz” deyiveriyor. Ve mesele “anlaşılıyor…”

Aksan olayı bir sahnede Amerikalıları ele veriyor. Bir başka sahnede yine dil aksan üzerine artık suyu çıkan bir paçayı ele verme var. Ve gittikçe şunu farkediyoruz ki bu Tarantino tam postmodern kültür çocuğu.. Ama tabiri caizse modası geçmiş bir postmodernizm.. Matrix’ten sonra V for Vendetta çekildi yahu, insaf. Amerikan Başkanı Selamün Aleyküm dedi.. Ama yoo, Kill Bill’de Çince, Japonca sahneler yoğunken, burada da Almanca, Fransızca ve biraz İtalyanca var. Doğu-batı işte evrensellik.. Arada Türkmüş, Arapmış, onlar da ne?…. demeden demek işte bu olsa gerek… Nazilere -sanki hala yaşıyorlarmış, en büyük tehlikelermiş gibi- atıp tuttun muydu “demokrat” kimliğini de ortaya koymuş olursun. Hem faşist de olmazsın, “faşizme karşı savaşıyorsun ne de olsa..”  Zaten diktatörleri sevmediğini Kill Bill’de göstermiştin. Dediğim gibi gülünesi.. Altını çizdiğin şeyleri tam tersine şimdi “başkaları” temsil ediyormuş falan… hatta sen yapıyormuşsun, bir anlamda.. kim farkedecek?????….. İşte mananın boşaldığı maddenin tavana vurduğu nokta.. Çok sıkıştırdın mıydı da “ya ben 70lere hastayım biliyorsunuz” deyiverir adam, ne olacak.. O onun ironisiydi, bu bunun ironisiydi.. Yahu mal ortada..

Yoksa tarihi değiştirme fikrini bizim Osmanlı Cumhuriyeti filmini yapan Gani Müjde’den mi aldılar.. Şimdi de bir Osmanlı filmi yapacakmış zatı muhterem. Ne kadar doğrudur bilinmez, bir yerde gözüme çarptı. Hiç ihtimal vermiyorum ama öyleyse arada lafı gelir yine..

…………………

Filmde sinemasal açıdan etkileyici şeyler de var tabii, işin o yanına gelirsek. Bir kaç yerde sakin diyalogların arkasında gittikçe yükselen gerilim iyi verilmişti. Özellikle giriş sanhesindeki.. Referans sineması üstadı Tarantino’nun yine göndermeleriyle dolu film. Bazı yerlerde western havası var. Apaçi lafları, kafa derisi yüzme falan.. Lakaplar.. Tabii ikinci dünya savaşı filmleri.. Dil olayı.. Ama benim en dikkatimi çeken, Charlie Chaplin’in The Great Dictator filmine yapılan endirekt gönderme.. Hitler ilk göründüğü sahnede karikatürize Charlie Chaplin’in Diktatör’ünü çağrıştırıyordu. Hemen sonra bir sahnede ise ismi geçiyor Charlie Chaplin’in.. Alman bir subay “onun filmlerini sevdiğini” söylüyor.. Belki de ağız yoklamak için(!)..

Peki dönelim; Charlie Chaplin ne zaman yapıyor bu filmi. 1940.. Daha Hitler yeni ortaya çıkmışken yani.. İşte yazıda söylemeye çalıştığımız şey de tam olarak bu.. Kimi kandırıyorsun sen be adam?!….

 

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 5

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız