İMAN VE İZAHAT 4-ELEŞTİRİNİN ÖNEMİ

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla..

İnsanların iyi anlamadığı bir şey var. İman, kabulden değil eleştiriden başlar. Yani şirki red ve Tevhidi kabuldür iman. Şirki reddetmeden bir kabul olmaz. Şirki red ise eleştiri demektir, eleştirel akıl demektir. Ve buradaki eleştiri de; başkasını eleştireyim, puta tapanları eleştireyim değil, kendinde olan şirki bulup eleştirmendir. Sonra başkasını eleştirme hakkı kazanırsın.

İnsanlar ise “ben müslümanım, yaşar giderim” havasında. Şirki eleştirmekmiş, özeleştiriymiş, bunlar çok lüks, hatta fitne fesat nerdeyse. Halbuki cennetin birinci şartıdır, imanın birinci şartıdır. Bknz Kelime anlamını bile bilmez belki çoğusu. Böylesine bir gaflet olabilir mi, bin yıldır müslüman olan bir toplumda. Yoksa mesele uzun zaman geçmesi mi acaba?

Aslına bakarsanız din bizde sürekli “küffarla savaş” olarak algılandığı için tarih boyunca “şirk” kavramı, düşünme, eleştiri hep ikinci üçüncü planda olmuştur. Düzen, itaat, iktidar, güç gibi kavramlar hep ön planda olmuştur. Bu ise şirki “görünmez kılan” bir atmosferdir. Boşuna 500 yıl önceki meseleler bile hala üstü kapalı durmuyor. Ya da bir şekilde hala diri, canlı değil. İnsanlar hala ne zaman güçleneceğiz, batıyı altedeceğiz derdinde çoğu zaman. Hayır, önce bu duruma niye geldik onu anlamak lazım. “Düşünelim diye geldik” Hala dinin aksiyon, ritüel, şekil kısmı ön planda. Camiler, minareler gözümüze gelsin, ezan okunsun, kurban kesilsin. Bir de yaşlanınca Hacca gittin mi, tamam. Ya da İsrail’i telin, Amerika’ya küfür yeterli. İyi de tefekkür, düşünme, aklı maad?.. Bağlayacaksın ki durup düşüne.. Böyle çok fazla insan var.

Mevlana’dan iki söz, Yunus Emre’den iki mısra düşünce alemimiz hala. Ya da batı felsefesine gireceksin; Niçe’dir, Sartre’dır, şudur, budur. Olmadı Aristo, Sokrat, Eflatun. Aklı maaş nereye yönlendiriyorsa oraya. Kariyer ya da çevre, ikbal. Bir defa, aklı maaşı aşmadan gerçek bir düşünce-düşünme sözkonusu olmaz, bunu anlayamadık bir türlü. Kurana yönelenlerde bile bir aklı maaş, “ayetleri nasıl modernlikle uzlaştırırız” Ya da “ayetlerle nasıl düşünmenin önünü keseriz”

İnsan şunu iyi anlamalı, düşünme dediğimiz iş bir şeyin onayı için yapılmaz, onay işin sonunda gelir. Düşünme, aklın sorulması gereken soruları sorup kani olacağı cevaplara ulaşması işidir. Öte yandan çıkabileceğin en üst noktaya çıkmaktır asıl, düşünürken. Başkasına bunu kabullendirmek ikinci meseledir. Çünkü onu birinci mesele yaparsan çıkabileceğin en üst noktaya çıkamazsın. Ve bu öylesine mühim bir meseledir ki, bazen insanı Ekvator yerine Antartikaya götürür.

Velhasılı kelam, şu düşünme işine girmemiz lazım artık. Hatta neredeyse çıkmamasına. Çünkü o derecede çıkarsın. Çünkü o derece birikmiş. Çünkü o derece imkan sahibisin.

…………….

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 1

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız