İDEALİZME YAKILAN BİR AĞIT


Yazar Yönetmen Yılmaz Erdoğan’ın yazıp yönettiği ve filmdeki ünlü şairimiz Behçet Necatigil’i de canlandırdığı ‘Kelebeğin Rüyası’ idealizme yakılan bir ağıt olarak karşımızda duruyor.

Film Türkiyeden oskar aday adayı olarak batılılar için kurgulanmış şekilde sinemalarda yeniden gösterimde.

Şiirin öldüğü söyleniyor bu günlerde. Kimi popüler kitap mağazalarında şiir temalı köşelerin bile kaldırıldığı haberleriyle karşılaşıyoruz.

Yılmaz Erdoğan bir şair olarak bu acıyı bizlere iyi hissettireceği bir konuyu seçmiş; Zonguldakta yaşamış ve genç yaşlarda veremden ölmüş iki idealist genç şairin gerçek hayat hikayelerini .

Filmin konusu kısaca şu; İki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu şiir ve aşk üzerine günlerini geçirmektedirler. Zengin bir ailenin kızı olan Suzan Özsöy (Belçim Bilgin)’un Zonguldak’a gelmesiyle olaylar değişir. Rüştü ve Muzaffer Suzana ilan-ı aşk için iddiaya girerler. Suzan kimin yazdığı şiiri beğenirse o ilan-ı aşk edecektir. O dönemde Zonguldak’ta Lisede edebiyat öğretmeni olan Behçet Necatigil’de kendilerine her alanda rehberlik yapmaktadır.

(Necatigilin EVLER adlı şiir kitabından uyarlanan Cafer Özgül’ün yönettiği TRT yapımı yarı dramatik EVLER adlı yapımda yardımcı yönetmen olarak çalışmıştım. Güzel ve yetkin bir çalışmadır. Bu yüzden ne zaman Necatigil ismi geçse o işe ayrı bir ilgim olur)

Filmde duygusal yoğunluk son yarım saatte yükselerek bizleri hüzünlendiriyor.

Filmin geçtiği dönem olan 1944’lerde Tek Parti döneminin acımasız uygulamaları yorumsuz olarak verilirken şiirle heyecanlanan iki genç karakterin bu tutkuları herhangi bir ideolojik söyleme kurban verilmeden güzel ve sade bir dilde işlenmiş.

Filmde Suzan karakterini oynayan Yılmaz Erdoğan’ın aynı zamanda eşi olan Belçim Bilgin ise lise öğrencisi rolüne hiç uymamış. Yaştan kaybediyor ilk önce.Karakter olarakta gel-gitleri olmayan düz ve sadece konu mankeni olarak araçsal bir konuma mahkum edilmiş.

Filme dönem sinemasına meraklı olan başta şiir gibi edebi konularda uğraşı verenlere tavsiye olunur.

Sıradan bir seyirci içinse film sıkıcı olabilir.

Zonguldak bölümü iyi anlatılmış ve o dönem güzel yansıtılmış ama kendi adıma İstanbul sahnelerinde beklediğim sinematografiyi bulamadım. Film oskar alabilir mi derseniz kötü olduğu için değil ama dünya standartlarında bu alanda ödül almış diğer filmlerin konularına ve karakter işleyişlerine baktığımızda pek şansı gözükmüyor.

Birde kafatasçılığın had safhada olduğu o dönemde sistem muhalifi olarak bildiğimiz yönetmenin seçkinler sınıfına karşı birkaç cümle yada birkaç sahne göstermesini dilerdik.

Çünkü bu filmde ‘dinsiz-imansız’ bir dönemin kurbanlarını izliyoruz. İyi bir film ümitsiz bitse bile ümit vermeli. Ruhlarımıza ve damarlarımıza sonsuz bir ümitsizlik ve yokluk zerkeden bu film kaybederse bu sonuçsuzluğundan kaybeder. Adresi ve önermesi(Lajos Egri’nin Piyes Yazma Sanatında işi basitleştirip anlattığı bir ölçüdür) belli değil. Daha üniversal olan Nuri Bilge imzalı ‘Bir Zamanlar Anadolu’nun bile nefesi oskara yetmediğine göre bu filminde ödülü alması zor gözüküyor.

Bu film artık Türk sinemasının bir türlü beceremediği dönem ve tarihi filmler dahil her türlü hikayeyi ustalıkla anlatabileceğini gösteren bir dönemin başlangıcı olarak anılacaktır.

Zeki Demirkubuz’un Kıskanmak’ı da Zonguldak’ta çekilmişti. O da başarılıydı ama seyirci gitmedi. Hakikati kendi kozasında anlatmaya çalışan ama seyircisini bazen bunaltan Kelebeğin Hülyası ise pardon Kelebeğin Rüyası ise çok iyi reklamı yapılarak ön plana çıkmayı başardı. İlk gösteriminde bayramda ilçelerde bile gösterildi. Bu da Box Office için önemli bir etkendi.

Oyunculukla ilgili son bir not Muzaffer Tayyip’in tırnak yemeleri bizim ilgimizi çeken ve karakteri kuvvetlendiren bir ayrıntı olmamış. Genelde oyuncu iyi değilse her sahnede elinize tutuşturacağınız bir şeylerle performansını yükseltirsiniz çünkü bu sayede daha sahici bir görüntü verir.Gözlerinizle omuzlarınızla yapamadığınızı tırnak yemekle yapamazsınız.

Son Not:Hikayede ve teknikte batı sinemasını yakaladık derken bu sefer başımıza 3D filmler çıktı. Uyuşturucu batı fantezilerine bir yenisi daha eklendi. Bu propaganda silahını ne zaman ele geçiririz? Bir 10 yıl sonrada biz 3D filmlere başlarız herhalde.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

İDEALİZME YAKILAN BİR AĞIT” için 5 yorum

  • 14/10/2013 tarihinde, saat 05:28
    Permalink

    Her yıl bir oskar adayı oluyor da kendi kendimize gelin güvey oluyoruz. Yıllardır bir halt olduğu yok.

    Yanıtla
  • 14/10/2013 tarihinde, saat 15:43
    Permalink

    Yeni atanan öğretmenlere hediye ettiğimiz ‘Kelebeğin Rüyası’öğretmen hatıraları kitabımızda filmle aynı idealizmi paylaşması çok hoş.Kitapta filmde çok güzel.

    Yanıtla
  • 14/10/2013 tarihinde, saat 17:03
    Permalink

    şu ülke torpilden bi türlü kurtulamadı karısına torpil yapmış oynatmış

    Yanıtla
  • 31/10/2013 tarihinde, saat 16:28
    Permalink

    Hikayede ve teknikte batı sinemasını yakaladık derken bu sefer başımıza 3D filmler çıktı.))))))))))))))))))))))

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız