İBRAHİM DEMİRKAN’LA RÖPORTAJ

(Sitemiz yazarı İbrahim Demirkan’la Süreyya dergisinin yaptığı röportajı yayınlıyoruz.İyi okumalar)

-Kendinizden kısaca bahseder misiniz? İbrahim Demirkan kimdir?

Ankara İlahiyatı bitirdiğim sene 1997’de aynı zamanda bir senaryo yarışmasından da ilk ödül aldığım sene olmuştu. Öğretmenliğe 1998’de başladıktan sonra ödüllere ve film işlerine devam ettik.2005’te Milli Eğitim Bakanlığı TV bölümünde yönetmenliğe başladım. Ta ki 2010’da Memur Sen’e bağlı Eğitim Bir Sen’de sendika şube başkan yardımcılığına kadar.Sonrasında basından sorumlu başkan yardımcılığımla sinemadan farklı bir alanda o tarihlerde başörtüsü yasağından Meslek Liselilere uygulanan katsayı adaletsizliğine kadar insan hakları bağlamında Memur Sen Ankara İl başkanı Mustafa Kır’la yoğun bir mesai yaşadık. Eğitimin ve eğitim çalışanlarının sorunları üzerine tvlerde konuştuk gazetelerde,dergilerde yazdım.Ve 2015’ten itibaren öğretmenliğe ve sinema çalışmalarına geri döndüm. Bu arada uzun zamandır yönetiminde bulunduğum ÖĞDER (Şuurlu Öğretmenler Derneği)’nde her sene geleneksel Kısa Film Senaryo yarışmalarını düzenliyoruz. Ankara ilahiyattan arkadaşım Rafet Küçük’le sinema yolculuğuna başladıktan sonra tercumaniahval.com’u kurarak internet yayıncılığına başladık.Derdimiz hakaik-i kuraniyenin tebarüz etmesine vesile olmak.

-Sinema sektörüne ilk ne zaman adim attınız? Neler düşünerek bu işe başladınız?

İlahiyatçıların(şimdi durum nedir bilmiyorum ama) memleketi ve insanlığı kurtarmak gibi bir misyonu vardır.İlahiyatta öğrenci olduğum yıllar 1990’lar da alemin kralı sinemaydı.Yani büyük perde etkileyiciydi.İnsanlığı etkileyen yemesinden içmesine ideolojik veya değerler bağlamında yönlendiren büyük bir güçtü.Yavuz Turgul’un Eşkıya filmi çıkmıştı o tarihlerde piyasada top sakallılar çoğaldı.Filmde Uğur Yücel top sakallı bitirim ama etkileyici bir karakterdi. Muhteşem Yüzyıl ve Diriliş dizileri başladı ‘Resulullahın sünnetidir sakal’ diyen onbinlerce din görevlisi,cemaatlerde sohbet yapan hocaların yapamadığını bu diziler yaptı ve sakal sünnetini sünnetle alakası olmasa da imaj için binlerce genç bıraktı ki 90’lar da sakallı olmak dinci olmaktı öyle her gençte göremezdiniz . Fakat insanlığı etkileyeceğiz diye sinema ve tvnin buna ben dramatizasyonun gücü diyeyim bu gücü ele geçirmek isterken onun aslında bizi ele geçirmesine de izin vermemek gerekiyordu.Fakat sinema alemine o tarihlerde girmeme mani durumlar vardı.İlk önce sinema alemi ilahiyatçı bir yönetmeni kabul etmeyecek derecede sekülerdi.İslami camiadan bir yönetmenin açıklamasını okumuştum bir zamanlar kendisini dışlamamaları için sinema aleminde şarap diye vişne suyu içtiğinden bahsediyordu.Bu o zaman ki baskıyı göstermesi açısından önemli. Mevlana’nın Fihi Ma Fih’inde bir söz vardır.Ben bunu sinema alemine giremeyişimizle ilgili söylerim ‘Ördek yavrusu dün doğmuş olsa da deniz suyu anca onun göğsüne gelir’diye.Hani bizde bir Boğaziçi aşireti vardır kendinden olmayanları limana yanaştırmayan.Bizde Anadolunun bağrından çıkmış İstanbul piyasasıyla alakası olmayan birisi olarak senaryoyla başlayalım dedik.Bu arada tüm bu projeleri Ankara İlahiyattan sınıf arkadaşım Rafet Küçük’le yapıyoruz. Yani yazmalar çizmeler sinemaya gitmeler. İlk önce medyanın kötülüğünü anlatan çünkü o tarihte Müslümanlar laik basından çok çekiyordu bir senaryo yazmıştım 1997’de. Şeytanla Buluşma diye. O zaman TRT’de prodüktör olan Sadık Yalzısuçanlar’a gidip ‘Ben ilahiyatta öğrenciyim senaryo yazdım,nasıl değerlendirebilirim diye Allah rahmet eylesin Sadık abide Ayşe Şasa hanıma yollatmıştı senaryomu. Ayşe hanıma da o tarihte ankesörlü telefonlar var enaryoyu yolladıktan sonra alo demiştim. O yaralı sesiyle senaryoyu beğendiğini söyleyerek yazmaya devam etmemi istedi. O sene ilk senaryo yarışmasından ödülümü aldım. Sonrasında Arıburnu sinema ödüllerinde 1999’da Son Senarist’le ikinci ödül. Kazandığım ilk yarışmanın jürisinde Osman Sınav vardı onunda yardımıyla ilk uzun metraj filmimi OYUNBAZ’ı çektim. Filmi dijital çekmiştik iyi olursa peliküle aktaracak sonra sinemada oynatacaktık ama film istediğimiz gibi olmadı. O tarihte Kanal A’da yayınlandı. Çöpe atmadan önce o kadar kötüydü ki bazı sahnelerini yeniden çekip öyle attık.Şaka,şaka filmden bazı sahneler internette var ama ilk iş fiyaskoydu sebebi de çoktu.

-Sebebi neydi?

-Anlat anlat bitmez ama bana çok şey öğretti.Bir kısa film çekmek sinema okulunun 2 yılına denk birikim sağlar bir uzun metraj çekmekte on sinema okulu bitirmiş gibi olursunuz.Bana bunu sağladı bu film.

-Sonrasında

-Sonrasında öğretmenliğe devam ederken 2005 yılında Milli Eğitim bakanlığının Ankarada TV bölümü vardı.TRT 4’e filmler çekilen.Oraya başladım ve 2010’a kadar devam ettim. Bu arada sinema üzerine yazmaya eğitime yönelik filmler çekmeye devam ettim. Hatta Rafet’le tercumaniahval adlı siteyi o zaman açtık. Film eleştirileri sinema üzerine o zamandan beri yazıyoruz. Aslında iyi bir yönetmen olmak istiyorsanız teknik konulara fazla kafa yormayacaksınız ben ustalardan bunu öğrendim. Benim o dönemde edindiğim birikim teknik alanda oldu.Çekimden kurguya kadar.İyi yönetmenliğin yolu bol okuma ve hayal kurmadan geçer. Ha sektöre kabul ettirmeniz için kendiniz evet biraz teknik bilgide isterler. Ama anlatacak güzel hikayesi olanlara kapılar açık artık sadece sabır ve inatla işin peşinden koşmaya bakacaklar. Ben Ankaranın yoğunluğundan bunalınca ilk film çalışmalarını gerçekleştirdiğimiz Kırıkkaleye bakıp eskiden imkanımız yoktu zamanımız ve hayallerimiz boldu şimdi ise imkanımız var ama zamanımız yok diyorum.

-Bulunduğumuz şu çağda herşeyin tv, telefon, internet gibi dijital ortamlardan insanlara ulaştığı bir çağda, insanlara ulaşmaya çalışan biz müslümanlar sizce neden sinema sektörüne gerektiği önemi vermiyoruz?

Önem verilmeye başlandı. Eskisi gibi sinema deyince artık ‘Caiz mi? Sorusu gündeme gelmiyor. İlk yola çıktığımızda Rafetle hiç unutmam Rafetin ilk uzun metrajı için İslami bir şirkete gitmiştik yöneticisi bize iştahla söz vermiş ama çekimlere az kala sırtını dönmüştü ama şimdi durum tersi.İslami camia gerçi o camia dediğimiz kitleyi yeniden tanımlamalı ve yeni kelimelerle tarif etmeliyiz ama neticede bu işin yolunun sinemadan geçtiğini gördü.Sinemaya önem verip birde becerememe durumu vardır.İslami camianın senaryo dramatize anlayışındaki problemler onun halkla bütünleşmesi ya da akılda kalıcı kült filmler yapmasına engel olmuştur.Acayip bir pesimist dünya hep ağıt ve gözyaşı. Halit Refig İslamcıların yaptığı filmlerde Hristiyani bir hüzün var derken haksız değildi. Ayşe Şaşa İslam sanatı neşve vermeli derdi. Yani neşe,ümit.Bediüzzamanda bu konuda fakdül ahbab ve firakül ahbab ayrımı yaparak yokluğa hiçliğe çağıran ümitsizliği aşılayan her sanatsal eseri gayr-i İslami ilan eder.

- Sizin yazılarınız yer aldığı Tercümanı Ahval sitesindeki bir yazıda ” Kurgu hakikatten bir haber verebilir mi? ” endişesi içerisinde senaristler, yapımcılar kendilerini sorumlu hissederek elini taşın altına koymaktan korkuyor olabilir mi?

Dağda evliya olmak kolay önemli olan şehirde evliya olmak.Bir arkadaşım sinemayla uğraştığımızı bildiği için hani günaha girme riskimiz çok diye ‘Kuyunun etrafında dolaşan kişiler en çok düşme tehlikesine yakın olanlar’ deyince bende ‘Kuyunun etrafında dolaşanlar olmazsa halk susuz kalır’ demiştim. Evet TV sinema zaruri bir ihtiyaç değil fakat fıkhi tabirle umumi belva suretine gelmiş. Yani zaruri olmadığı halde zaruri gibi ihtiyaç duyulan bir şey. Şimdi dramatizasyon,temsil gibi konular gerçekten başlı başına bir sorun ve halledilmesi gereken kavramlar.İslami açıdan değil sinema açısından da. Batı sineması aslında batı medeniyetinin tekrarıdır. Yunan ve Roma da fizik güçlerine göre tanrılar dizayn edilmiştir. Bu yüzyılda da sinema yoluyla güzellik tanrısı 1960’larda bir aktiris iken 80’lerde başka bir aktiris olarak sunulmuştur. Şiddeti estetize ettiği söylenen Tarantino şiddet ilahı olurken Sean Penn ‘Sinemada şefkati savunuyorum diyerek şefkat ilahı olarak arz-ı endam eder karşımıza. Fakat siz istemeseniz de eğer filminiz çok iyi başrol oyuncunuz karizmatik bir hale geliyorsa orada sizin mesajınızın önüne geçmesi kaçınılmazdır. Batı sineması böyle ikonlarla doludur. Bu yüzden batı vesileleri rab ittihaz eder örneğin Allahın mesajını getirerek bir vesile olan Hz.İsayı ilahlaştırır. Kurgu hakikatten haber verir ama her zaman bizatihi yada tamamen hakikati temsil edemez. Bunu hakkıyla yaparsanız amacınıza ulaşırsanız.Sinemada bir dildir. Siz İngilizceyi iyi bilmeden nasıl bir İngilize İslamı anlatamazsanız sinema dilini iyi bilmeden de hikayenizi derdinizi anlatamazsınız. Fakat hayat o kadar hızlı ki gelişmelerde öyle şu an kurduğunuz sosyolojik bir tez ya da durum tespiti yapan bir cümleniz bir gün ya da bir hafta sonra zir ü zeber olabiliyor. Şimdi hayat internetin içinde akmaya başladı.Dünya devleri 3D sinemayla insanları etkilemeye çalışıyor ama bunun ömrü az olacak çünkü 3D evlere de girdi.Hikaye anlatmak eski bir gelenek ve Kuranın kullandığı hatta en sık kullandığı yollardan birisidir.Kuranı takliden hikaye anlatamam beceremem diyen için belgesel var çizgi film var.

-Vizyondaki tarihi diziler hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela Diriliş Ertuğrul dizisi halktan çok güzel tepkiler alıyor. Yaşanan olaylar mı, yoksa verdiği mesajlar mı insanları etkiliyor sizce?

Medya tatmin aracıdır. TV ve dizilerde öyle.Sizin fikrinizi doğrulayan kendinize yakın buldunuz her şeyi eğer iyi ve güzel yapılmışsa beğenirsiniz.Dirilişte böyle bir dizi.Sadece şiddet sahneleri çok olduğu için bu diziye karşı çıkan öğretmen arkadaşlarım var el hak onları da dinlemeli.Tarihi film çekmek kolay değildir.Dizi de öyle.Diriliş İslami camianın tezlerini dünyaya hayata aşka,barışa ve savaşa karşı söylemek istediği tezleri bir potada eritip veriyor bu da önemli bir nokta.Yeni kanaat önderlerimizden birisi artık

-Eğitimci kimliğinizi gözönüne aldığımızda ” gençleri, çocukları sinemayla eğitmek ” hakkında ne söylemek istersiniz?

Yeni okul internet ve medyadır.Çocuktan büyüğe herkesin devamsızlık etmediği tek okul bu dijital mekteplerdir. Eskiden ilim belli merkezlerde temerküz ederdi ama şimdi google hoca diye bir şey var. Eğitimde öğrenciye direkt bilgi vermek değil bir çocuğun bilgiye giden yolu doğru bilgiyi bulabileceği kaynakları bulmasına yardımcı olacak bir bakış açısı ve teknik verilmelidirden şu an hayır inovatif,bulgucu sanat ya da teknik alanda keşif yapacak bir nesil yetiştirmeliyiz noktasına geldik.Fakat internet ortamının üretici değil tüketici olduğunu şu anekdotumla belirteyim: Ankara Üniversitesinden Kimya profesörü bir bayan hocayla aramızda özetle şöyle bir konuşma geçti: Profesöre eskiden okumanın zorluğunu, bir zamanlar bırakın üniversite hocalığını, öğrenciliğinin bile ayrıcalıklı bir konum olduğunu bahsettikten sonra sözü internete ve sosyal medyaya getirdim.‘Bilgi’ dedim ‘ eskiden hocalık, talebelik gibi uzun ve fedakârlık isteyen süreçlerden sonra elde edilirdi ve herkes her şeyin nasıl yapıldığı ile ilgili pek bir şey bilmezdi eğer bilmek istiyorsa da zahmet isteyen araştırmalara katlanmak zorunda kalırdı. Şu an tehlikeli bir maddenin bile nasıl yapıldığını liseli gençler internette videolardan izleyerek öğreniyor. Bilginin bu kadar ucuz ve kolay bulunuyor olması akademik ve bilimsel dünyanın ağırlığını, değerini düşürmez mi?’ Bayan profesör kısa ama öz bir cümle söyledi hemen ‘Ama orada bilimsel bilgi üretilmiyor ki, araştırma yapılmıyor ki?’.Sinema evet değerlerimizi öğretme ve içselleştirmede çok önemli bir araçtır.Buna dramatize edilmiş her türlü çalışmayı katabiliriz. Kültür ve sanat medeniyetlerin zekasıdır. Zekâsını kaybeden milletler başka kültürlerin istilası altında kimliklerini ve hafızalarını kaybedebilirler.Bu yüzden yerli işler yapmalıyız.Kültürümüz üstün olduğu için değil daha çok emek verildiği daha çok yüzyıllar boyunca damıtılarak geldiği için. Çocukları Recep İvedik’e teslim edersek işimiz zor.Almanyaya gittiğimde gençlere Türkiyeden hangi sinemacıyı izlediklerini hangi filmleri beğendiklerini sorduğumda aldığım cevap Recep İvedik’ti.Bırakın Türkiyedekilerini yani.

-Hz. Muhammed (sav) filmi hakkında ne düşünüyorsunuz?

İyi şeyler düşünüyorum.Takdir edilecek bir çalışma.Çağrı filmiyle karşılaştırıldığında iyi yönleride var geride kaldığı yönlerde var.Şia propogandası ise şimdilik yok çünkü bu konuda birkaç yer var filmde ama öyle bir propoganda derdi yok.Bu filme yazdığım eleştiride de belirttim:Peygamberimizin yüzünü göstermesede sırtından filan göstermesi İslam aleminin kabul edebileceği şeyler değildir. Dramatizasyondaki zirve sahneleri Haşimi-Emevi çekişmesine harcamamalı.Ve teslisi andıran üçleme yerine ikinci filmde Paygamberimizin hayatını özellikle Yahudilerle olan savaşlarını da koyarak bitirmeli. Maalesef Çağrı filminin yönetmeni Mustafa Akkadın’Holywood Yahudilerin hakimiyetindeydi onun için peygamberimizin Yahudilerle savaşını veremezdim’ dediği için Çağrı filminde yer vermediği o dönemi ve savaşları işlerse İslam alemine unutulmaz bir eser bırakabilir.Birde Tevratın ve İncilin şahitliği var.Filmde buna yer verilmesi güzel olmuş.Ama şu an Müslümanlar Tevrat ve İncil’e kendi kitapları gibi bakmıyor. Bu konuda Rafet Küçük’ün tercumanihakikat sitesindeki çalışmalarını okuyucularınıza tavsiye ederim. Orada Kuranın hakemliğinde İncil ve Tevrata bakışla ortaya çıkan bir çok ilginç bilgiyle karşılaşacaklardır.

- Müslümanlara hitap eden yapımların geleceği nasıl olacak sizce, filmlerde artış, kalitenin yükselmesi vb…

İslami camia kaliteli işler üretecektir ilk önce kaliteli adamlar yetiştirirse.Çünkü bu işin yolu şuurlu bireyden geçer.Birde bu yolda atılan adımları küçük görmemek lazım.Örneğin biz Şuurlu Öğretmenler Derneği olarak dezavantajlı ama sinemaya girmek isteyenlere kapı açmak için kısa film senaryo yarışmaları düzenliyoruz.Bir gün Okan Özbay adlı arkadaşımızın TRT’ye çektiği TV fiilminin setine ziyarete gittiğimde genç bir arkadaş geldi ve ‘Hocam beni tanıdınız mı?’dedi.Baktım bizim her sene düzenlediğimiz kısa film yarışmasının 2.sindeydi galiba ödül almış bir arkadaşımızdı.O ödülünde verdiği özgüvenle çalışıp senaryosunu TRT’ye vermiş ve kabul edilmiş. Film TRT TV kuşağında ‘Yunus Gibi ‘ adıyla yayınlandı.Ona ‘Ektiğimiz tohumların çiçek verdiğini görmek ne güzel’ dedim.Çünkü bende böyle bir senaryo yarışmasıyla bu maceraya başlamıştım.

- Son olarak eklemek istediğiniz birşey var mı ?

Dualarınızı bekleriz. 2017 bizim projelerimiz için inşallah başlangıç dönemi olacak. Bu işler ekip işi.Bizde ekipler halinde çalışıyoruz. Uzun metraj filmler ve belgeseller için hazırlıklarımızı yaptık bekliyoruz.TRT TV filmleri projesi kapsamında uzun yıllardır üzerinde çalıştığım ‘Alparslan Malazgirt 1071 ‘ adlı senaryomu 2 bölüm halinde TRT’ye verdim bekliyoruz. Yine Kültür Bakanlığından birkaç yıl önce senaryo yazım desteği aldığım 99’da film öyküsü dalında Onat Kutlar özel ödülü kazanan ‘Son Senaristi’de TRT’ye verdik. Fiili duayı yaptık şimdi gerisi takdir-i hüda.Hayırlıysa olsun.


Bu yazı Medya-Sinema kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

İBRAHİM DEMİRKAN’LA RÖPORTAJ için 2 cevap

  1. Rafet KÜÇÜK der ki:

    güzel söyleşi olmuş, benim de biraz hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Kuran atlası konusuna niye değinmedin demişim. Proje fikir o kadar çok ki o arada hatıra gelmemiş. Aslında işin özeti de biraz bu. Bizdeki üretkenliğe karşılık gelecek bir yapı yok ortada. Onun için ya tamamen kendimiz yapacağız ya da atıl kalıyor işler. İnşaAllah özellikle bu yapı değişir. O da fikriyata bakıyor, ben o kısma geçtim yani yazı ve kitap işine demişim.

  2. Serhat Şehri Karstan der ki:

    Hocam mücadeleni izliyor ve destekliyoruz Allah doğruların yardımcısıdır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 4 + 6