İBNİ FADLAN’DAN 13.SAVAŞÇI FİLMİNE 2 (VE “FİLM” BAŞLIYOR)

Seyahatnamenin günümüzdeki macerasına dönecek olursak Jurassic Park gibi kült filmlerin hem romanını yazmış hem de senaristliğini yapmış olan Michael Crichton’un 1976’da Amerika Birleşik Devletler’inde yayınladığı  “Eaters of the Dead” (Türkiyede ‘13. Savaşçı’ adıyla 2000 yılında yayınlandı) adlı romanının, ilham kaynağının İbn-i Fadlan’ın seyahatnamesi olduğunu söylemiştik. Bu roman ne hikmetse yayınlandığı yıllarda değil de çok sonra, 1999 yılında John McTiernan’ın yönetmenliğinde çekildi. John McTiernan, Zor Ölüm 1 (Die Hard 1988) ve Zor Ölüm-3 (Die Hard 3- 1995) gibi filmlerinin yönetmenidir, kısaca tanıtmak gerkirse. Filmin künyesine bakıldığında Michael Crichton yapımcı olarak yer alır. Başrolde Antonio Banderas vardır ve İbn-i Fadlan’ı canlandırır. Ömer Şerif de var kadroda, İbni Fadlan’ın yardımcısı rolünde.. 

Filme uygun mekanların bulunması için iki yıl uğraşılmış, yüzerce mil kıyı bölgeleri tarandıktan sonra Kanada’da karar kılınmış. Sadece doğal ışıkla (Gece vandalların yaktığı meşaleler ya da sadece güneş ışığı) çekilmiş. 200 marangoz, 50 bahçıvanla çalışılmış, sadece Kral Hrothgar’ın konut için 500 ton ağaç kullanılmış vs. DVD’de yer alan yapım notların göre filmin maliyeti 85 milyon doları aşmış. Gerçi internet ortamında verilen bilgilerde maliyeti 160 milyon dolar olarak gösterilmiş ama filmi izleyince bu rakamın çok abartıldığını düşünüyoruz.

 vlcsnap1486934eh3691x38re2Filmin ana hikayesine gelince, seyahatnameden izler bulmak mümkün ama neredeyse bambaşka bir dramatik çatı oluşturulmuş senaryoda. Filmin konusu kısaca şöyle; Bir aşk macerası yüzünden bulunduğu Bağdat’dan sürülen ve Vikinglere elçi olarak gönderilen İbn Fadlan yolculuğu sırasında bir grup savaşçı ile karşılaşır. Bu sırada  kuzeyden gelen bir grup da siste ve karanlıkta ortaya çıkan korkunç yaratıklardan bahseder. Tanımlanamayan ve ne olduğunu bilinmeyen yaratıklar her tarafta dehşet saçmaktadırlar. Önlerine çıkan her şeyi yok eden bu canavarların aynı zamanda insanları yediği de söylenmektedir. Ne yapacaklarını bilemeyen savaşçılar bir falcıya danışırlar. Falcı on ikisi kuzeyli ve biri kuzeyli olmamak üzere on üç savaşçının bu dehşet saçan tehlikeye karşı savaşması gerektiğini söyler. Vikingli savaşçılar İbn Fadlan’ı bu yaratıklara karşı savaşmak için birlikte gelmesi için zorlarlar. İbn Faldan savaşçı değildir ama onlara katılır. Savaşçılar gittikleri köyde ilk çarpışmada bu yaratıklarla tanışırlar. Birçoğunu öldürmelerine rağmen hiçbirinin cesedi yoktur. Kendi ölülerini götürmüşler, diğer öldürdüklerinin kafalarını almışlardır. Köylülerin ateş kurdu, ateş yılanı, ejderha dedikleri bu şeylerle tekrar savaştıklarında arkalarında bıraktıkları bir izle onları inlerinde vurmaya karar verirler. Yolda anlarlar ki bu yaratıklar ayı postu giyen, büyücüye tapan, insanüstü olmayan putperestlerdir. Ve olaylar böylece devam eder gider.


  Film tüm dünyada 61,698,899 dolarlık bir hasılat yapabilmiş. Yani biraz zarar etmiş. Televizyon gelirleriyle falan durumu kurtarmıştır. İbn-i Fadlan’ı canlandıran Antonio Banderas’ın medeni, okuma-yazmayı bilen, akıllı bir Müslüman karakter olarak verilmesi biraz antipatik kaçmış herhalde.. Barbarlar ise bir şekilde Avrupalıların ataları.. Öğreten ve üstün olan İbn-i Fadlan, evet, filmde.. Örneğin seyahatnamede de bahsedilen, Rusların sabah temizliğini kabı değiştirmeden aynı kaptan yapmaları filmde de geçiyor. Ama Vikingler tabii filmde böyle yapıyor ve İbn-i Fadlan’a gelince kap kendisine uzatılan kabı elinin tersiyle itiyor kahramanımız. Sonra İbni Faldan “sırf bir müddet dinleyerek” bir anda dillerini çözüp konuşmaya başlıyor adamlarla, şaşırıyorlar. İbn-i Fadlan’la bir Viking arasında şöyle bir diyalog geçiyor sonra bir başka sahnede ; “ Sen seslerin resmini yapmayı biliyormusun?” (Başka tercümelerde; “ -Sesleri çizebilir misin? -Sesleri çizmek mi? Evet sesleri çizebilirim.) Seslerin resminden kasıt bildiğimiz yazıdır. La ilahe illallah yazıyor mesela yere çubukla.. Bu gibi şeyler İbni Fadlan’ın üstünlüğünü bir nevi vurguluyor hep. Şaşırıyoruz, cesur film diyoruz falan.. Ama sonra finale geliniyor.

banderas

 Düşmanlarla son kez savaşa girecekleri anda Banderas’ın yani İbni Fadlan’ın yaptığı bir dua var. Ama mesele şu ki bu duayı İbni Fadlan değil hakikaten Banderas yapıyor. Bir haç çıkarmadığı eksik. Burada Banderas duasında Allah yerine İslam inancına aykırı bir şekilde ‘ Father’ yani ‘Baba’ diyerek dua ediyor. Yeni Şafak gazetesinin şu anki genel yayın yönetmeni Yusuf Ziya Cömert, önceki bir köşe yazısında şöyle demişti bu durum için. “İbn Fadlan’a, pagan bir Kuzey kavminin içinde namaz kılarken ‘Father’ dedirtmek olsa olsa bir senarist dalgınlığı veya bilgisizliğidir.”

 İşin enteresan tarafı ise dua aynen şöyledir: Allah’ım (burada Father diyor); düşünmem gerekip de düşünmediklerim, söylemem gerekip de söyleyemediklerim, yapmam gerekip de yapamadıklarım için beni bağışla…

 Bu arada 13 sayısının Hristiyan kültüründe uğursuz sayılması ama filmin bu sayıyı cesurca öne çıkarması önemliydi. Bu sayının uğrusuz sayılmasını 571’in ya da 1453’ün rakam toplamlarının 13 olmasıyla ilişkilendirenler vardır. Bir de “13’ü ve Cuma..” diye geçer hani.. İbni Fadlan’ın zekası ve medeniliğiyle vurgulanması da önemliydi dediğimiz gibi.. Ama bu sonunda Allah’a “father” dedirtilmesi bütün artıları alıp götürüyor adeta.. O Ehl-i kitapla ilgili geçen “İçlerinden bir kısmı şöyle der: Onlara indirilene sabah inanın akşam inkar edin ki belki dönerler..” noktasına getiriyor işi dön dolaş.. Ve ben Yusuf Ziya Cömert kadar iyi niyetli bakamıyorum olaya. İbni Fadlan’dan bile haberi olan birisi, nasıl olur da İslam ile Hristiyanlığın en temel farkını bilmez. Dalga mı geçiyorsunuz…

Bizim açımızdan en düşündürücü şey ise tabii, kendi kültürümüzü anlatması için yabancılardan adeta medet umacak bir duruma düşmek olsa gerek.. Ama kitap Moskova’da tercüme edilir, Almanya’da basılır, Amerika’da da filme çekilirse olacağı bu. Komple bir uyanış ve silkiniş lazım. Her alanda.. Ve bu sözleri yazarken birden aklıma yukarıda bahsettiğimiz, İbn-i Fadlan’ın savaşa girmeden önce yaptığı dua geldi. Doğrusu tarihimizdeki bir çok önemli olayı henüz sinemaya aktaramamış bir milletin çocukları olarak mahcubiyetimizi filmdeki bu anlamlı duayla ifade etsek, yeridir derim; “Merhametli Allahım…Günlerimi pek çok şey planlayarak geçirmiştim.Bu planladıklarımdan biri değil. Ama şu anda…Son anlarımın iyi geçmesi için sana yalvarıyorum. Vakit geldiğinde onu almalarına izin verme. Düşünmemiz gerektiği halde düşünmediklerimiz için… Bütün söylememiz gerekenlerden söylemediklerimiz için… Bütün yapmamız gerekenlerden yapmadıklarımız için… Beni bağışlamanı istiyorum.”

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

FACEBOOK HESABIMIZ