İBNİ ARABİ VE FÜSUS-UL HİKEM

İbni Arabi’nin Füsusul Hikem adlı kitabına bir göz atayım dedim, son zamanlarda baya bir popüler. Dikkat ilk sayfada karşılaştığım bir kaç cümle.

Peygamber, kitabın yayınlanmasını emrediyor. (Bu arada rüya ilmine göre şeytanın kılığına giremediği tek kişi Hz Muhammed’tir. Allah dahil)

Kitap ona indirilmiş………. Neredeyse vahiy..

“Kolaysa eleştir” şeklinde başlamış. Böyle kitapları okumam. Başlamadan bıraktım.

Eleştiremeyeceğimden değil, bu kitapları gitttikçe daha popüler yapar başka bir işe yaramaz. Mecbur kalmadıkça gerek yok.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

İBNİ ARABİ VE FÜSUS-UL HİKEM” için 5 yorum

  • 28/05/2012 tarihinde, saat 23:58
    Permalink

    İyi yapmışsın.Çünkü eleştirilemeyecek tek kesin olan kuranı kerimdir.Hadisler eğer sahihse tamam yoksa onlarada güven olmadığı gibi, zamanında peygamberimiz yazılıp kaydedilmesini de yasaklamış…Kuranın kesinliğini bozacak hertürlü şey battaldır.İlhamen aldığı şeyi hiç kimse bir başkasına uygula diye sunamaz.En küçükten en büyüğe kadar tüm yaratılanlar ilham alır.Herkes alır ve alıyor, ama bu ancak o kişiyi bağlar.Bizden istenen kurana ve peygamberin uygulaması olan yine kuranın ahkamına riayet etmek.O kadar…Hiç kafanı bulandırma bu gibi kabalizim-hinduizim ve mistisizim karışımı fikir ve görüşlere…Bunların yaptıkları işleri ve kerametleri, imansız kafir budistler, papazlarda yapıyor…Amaç ALLAH kelamı kuranı kerime ittiba etmek gerisi sapmaktır…

    Yanıtla
    • 29/05/2012 tarihinde, saat 00:05
      Permalink

      yok, ben belli bir akıl mantık çerçevesinde görüşlerini beyan ediyor sandım. konuşanlar hep öyleymiş gibi bahsediyor. ama daha bismillah başlarken yok peygamber emretti, nazil oldu falan filan okumadım ben de. böyle başlarsan tabii görüşlerin “güçlü” olur. akıl ötesi bir şey oluyor sonuçta.

      Yanıtla
  • 31/05/2012 tarihinde, saat 00:07
    Permalink

    “Halık ile mahluk tek birşeydir” İbni Arabi / Fususil Hikem, 78

    O’ bana hamdeder, be de O’na, O’ bana ibadet eder, ben de O’na. Bir hal içinde O’nu ikrar eylerim, a’yanda ise O’nu inkar eylerim.” [Muhyiddin İbn Arabi, Fususu’l-Hikem, 83. Bosnevi, 1, 384-385]

    Vakit olur ki kul Rabb olur şüphesiz, vakit olur ki kul kul olur şeksiz.” [Muhyiddin İbn Arabi, Fususu’l-Hikem, 90. Bosnevi, 1, 433]

    Tarih boyunca hiç bir topluluk yoktur ki, gelen doğruları olduğu gibi kabul etmiş olsunlar. Tahrif etmeden, değiştirmeden, yeni şeyler ekleyerek Hak olanın hükmünü yok etmeden kabul edememişler. Büyün peygamberleri öldürmeye hep bu sebeple kalkışmışlar…

    Hak olan Allah’ın tek bir varlık olduğu ve tüm yarattıklarında beri'(ayrı) olduğu ve tüm eksikliklerden münezzeh olduğudur. Oysa Mevlana mesnevisinde Allah(c.c) için “Neliksiz, niteliksiz” diyor. Bu; “Niteliksiz, isimsiz, sıfatsız…” demek haşa… Sapıkça hikayelerden bahsetmiyorum bile mesela “kabak hikayesi” gibi… Mesnevinin özünde anlattığı Allah’ın yarattıklarından beri’ olmadığı, herşeyin bizzat Allah olduğu… Yani bu insanlar, herşey herkes Allah’tır diyorlar. Aşağıda açıklıyor tarikat, tasaffuf mantığını. Bu insanlar köle edinmek için bu yöntemi uygulamışlar maalesef. Çünkü nefs terbiyesi zorunluluğu tutsaydı Allah, tüm sahebeler yogo yapar, bunlar gibi sıkı nefis terbiyesine girer ve bazı insanüstü özelliklere kavuşurlardı.(Şu tararruf sahibi sanılan Şeyhlerin özel güçlerine) Oysa ne yogo yaptıklarını, ne de rabıta yaptıklarını okumadık, duymadık…

    Mevlana; üzeri pisletilen toprağın, çöp yığınlarının, farelerin, hayvanların,tabağın, kaşığın, putun, insanların… hepsinin toplam olarak Allah olduğunu, o sebeple Allah’ın kendisine ait bir varlığının olmadığını iddia etmiş.

    Hele ki İbni Arabi, putlara tapmanın çok yerinde bir karar olduğunu, zira putların da zaten Allah’ın ta kendisi olduğunu, Firavunun cennetlik olduğunu….vs.. yazmış “fususul hikem” isimli eserinde. Araştırırsanız gerçeklere uşalabilirsiniz… Bunlar tümüyle sapkınlıktır. Dinimiz sadece Kuran’ı Kerim’de asil ve adaletli. İşte bu sebeple şeriat, tarikat ve hakikat diye üçe ayırmışlar. Bu insanlar öyle saptırmışlar ki, öylesine içinden çıkılmaz bir hale koymuşlar ki, olmadık şeylere haram demişler ve Allah’a iftira atmışlar… Selam ve dua ile…

    Yanıtla
    • 31/05/2012 tarihinde, saat 01:27
      Permalink

      öncelikle ilginize teşekkürler. Allah razı olsun. ben de başka bir cepheden bakmak istiyorum. aslında kitabı okurken de karşılaşmak istediğim şey buydu ama iş başka tarafa gitti. mesele şu, bence isim tecillisi şeklinde serdedilen görüşler doğru ve bir tamamlayıcı tarafı var. mesela Mudil isminin tecellisi delalette olanlar, Hadi isminin tecellisi hidayette olanlar. Ve bu ikisi de olacak Tevhid gereği. yani iş sadece bizim irademizle olmuyor. bu önemli, çünkü günümüzdeki asıl tehlike bence kaderin inkarı, insan iradesine yüklenen aşırı anlam vs. Tevhid sanki bizim büyüklük taslamamız için olan bir şeye dönüştürülüyor. Bahaneler.. Halbuki Tevhid Allahın büyüklüğü konusuna yönelen bir inançtır. O anlamda bunlar aşırı giderken dengeledikleri bir şey de var yani karşılarında. Full akılcılar.. Aşırı sistematize edilmiş dondurulmuş ilim vs. Yani buradan da Tevhid çıkıyor diyebiliriz.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız