HAYAT KUMAŞIMIZI DOKUYANLAR

(Anneler günü münasebetiyle)

Fotoğraflarını başucundan eksik etmeyen, her gece uyumadan önce hepsine bir bir bakarak doğum sancılarını hatırladığı, şimdi hasret ağrılarını yaşadığı günlerde bile onları dualarında unutmayan annelere…
Hayat kumaşının örüntülerini ilmik ilmik örerken renk ve desenleriyle motifler oluşturan annelerimizi önce alayvari tebessümlerde bulunarak hafife almış olsak da şimdi anlıyoruz ne denli güzel ve solmayan renklerden hayatımızı renklendirmek istediklerini. Pişmanlık duygularıyla sesleniyorum: “Anne keşke seni dinleseydim duy sesimi.”
Gelebileceğimiz noktayı önceden hesaplayıp, bizlere tavsiyelerde bulunurken, kahvaltı tabağımızı kendi elleriyle hazırlayıp, bitirmemiz için ısrar eden annemizi, azarlarcasına “aman anne sen de, ben artık büyüdüm” havalarına girdiğimiz günleri hatırladığımızda, onun sağlığımız için ne denli çaba harcadığını şimdi anlıyoruz. Her kahvaltı tabağımı bitirdiğimde “Anne üzülme tabağımı bitirdim” deyip sofradan kalkıyorum şimdi.
Okul yıllarımızı unutmadık ama annemizin okul hazırlığımız için çırpındığı günleri unuttuk. İlkokul önlüğümüzden ortaokul formamıza, lisede ütülü pantolonumuz, eteğimiz ve beyaz gömleğimize varıncaya kadar tertemiz halde okula gönderip eve dönünce kirlenmiş, kırışmış hatta yırtılmış olsa dahi ertesi gün yine aynı temizlikte ve düzende bulurduk. “Anne eline sağlık diyemediğim o günler için şimdi desem kabul eder misin?”
Hiçbir annenin tahammül edemediği anlardır evladından ayrılması. Liseyi bitirip de üniversiteyi bir başka şehirde okumak yok mu? İşte anneler için dayanılmaz acılar bu günlerde başlar. Mutluluğunu bebekken ninnilere yansıttığı sesiyle şimdi içinde kopan ayrılık fırtınasıyla dilinden hasret türküleri dökülmektedir.
“Hasretinle yandı gönlüm
Yandı yandı söndü gönlüm
Evvel yükseklerden uçtu
Düze indi şimdi gönlüm”
Ya da! Diline bir şarkı dolanmıştır içli içli söylediği;

“Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun, gelmiyorsun
Çünkü seni çok sevdiğimi biliyorsun, gelmiyorsun
Mevsimler gelip geçiyor, sen gülüyorsun, gelmiyorsun
Çünkü seni çok sevdiğimi biliyorsun, gelmiyorsun”

Bizi uğurlarken sitem dolu sesiyle: “Ayrılık korkusu ta içimdeyken, bekle , sınavlarım biter bitmez döneceğim diyorsun.” demesi kolay cümleleri dökülüverirdi dudaklarından. Sınavlar biter gezmelerimiz başlardı, annemize verdiğimiz sözler hep ertelenirdi. Anne, bedenin bekliyordu beklemesine ama bensiz geçen günlerine kan damladığını şimdi anlıyorum. Yüreğin sevinçle çırpınsın şimdi kapını çalıyorum, kucağını aç ben geldim yılların verdiği yorgunlukla güçsüz kollarınla sar beni anne.
Hayatta en mutlu olacağın şeylerden biride mürüvvetimizi görme arzundu. Bazen ağzımızı yoklar, bazen gözlerimizden anlamaya çalışırdın biri var mı diye. Bazen evlilik konularını gündeme getirir, düşüncelerimizden yorumlar yapardın. Bir gün beni bir aşka başlıyorum sanmıştın, heyecanlanmıştın. Bir an önce gelinimi göster demeye başlamıştın. Bir tatil günü tanıştırdığımda gözlerinde bin pişmanlık, sözlerinde acılık vardı. Bu aşkın sonunda ayrılık olacak ve yaşadıklarım geride kalacaktı. Geriye acı ve güzel hatıralar kalsa bile, senin mutlu olduğunu görmenin; ayrılık kadar acı olmadığını şimdi anladım anne.
Akşamın hüzün rengine büründüğü saatte sokak lambaları tek tek yanmaya başladığında, içimde sessizlik, içimde kış gecelerinde esen rüzgâr uğultusu bir çığlık, gök gürültüsü ürpertilerinde kucağına koşup korkumu teskin için sarıldığım günler, ateşli hastalıklarımda endişe dolu bakışların, bir kuş gibi çarpan deli yüreğinle sabahlara kadar başucumda uyumadan sabahladığın geceler… Ancak anneler yapabilir bu fedakarlıkları şimdi anladım. Geçte olsa haykırıyorum “Anne seni özledim !” özlemeye değer ne kaldıysa…
“Mazide kalan hatıra gibi
Şefkatli kollarını aç bana anne
Geceler soğuk, sessiz ve karanlık
üşüdüm üstümü örtsene anne.”
Neden bu kadar zor seni bulamamak, dokunamamak ? Düşündükçe isyana dönüşür gecelerim. Ve sen o munis çehrenle şefkat dolu bakışlarınla gecenin fecrini yarıp saçlarımı okşadığın o eli öpememek ne acı verici be anne. Zaman yüzünde evlatlarının hayatı okunacak kadar derin çizgiler bırakmış olsa da, tenin diriliğini, bakışların eski parlaklığını, vücudun eski dinçliğini korumasa da, kapının her çalınışı geliş heyecanlarını yeniden yaşatıyor sana. Hüzünlü görünüp de üzüldüğünü bizlere göstermeyen annem yüzündeki tebessümü bizlerden esirgemediğin günler anısına;
……
“Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da”
…..Tüm günler Annelerindir.

Fahmettin AYDIN
Egitim Yöneticisi/Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız