HAVA ÇEKİMLERİNİN KISA TARİHİ

İki silüet yan yana dizilmiş, uzaktan kumandalar ellerde.

Vakit, altın saat ve adamlardan biri kontrolüne bağlı monitöre bakarken, diğeri uçan kamerada gözlerini kısıyor.
Ultra Prime lens bağlanmış RED Weapon, saatte yaklaşık 30 mil hızla 800 feet’de uçarken o iki adam tişörtlerinin sırtlarında “Aerobo Drone Crew” kelimelerini taşıyor.

Bir saat içinde, filmlerinin anlatımına sorunsuz bir şekilde etkili bir katkıda için çarpıcı bir çekim yapacaklar.

Ancak hava çekimleri film yapımcıları için her zaman bu kadar cafcaflı ve kolayca erişilebilir değildi.

Bir zamanlar aynı çekim en az 50 bin dolara ve sık sık ekiptekilerin hayatlarına mal oluyordu.

Sinemacılar, Jet uçakları, helikopterler, insansız uçaklar aracılığı ile, sinemanın şafağından beri kameralara kanat takmaya çalışıyorlar.

Kamerayı 3B alanda akıcı bir şekilde hareket ettirebilmek, film yapımcılarına hikayelerini nasıl anlattıkları konusunda daha fazla özgürlük veriyor.

Uçan bir kamera sinemacılara
daha uzun mesafeler, benzersiz perspektifler ve hızlı hareket etmelerini sağlar.

İşte hava sinemasının şaşırtıcı tarihinin bazı önemli noktaları.

” HAVA SİNEMATOGRAFİSİNİN İLK UYGULAMASI, İZLEYİCİYİ
SAVAŞ EYLEMİNE SOKMAKTI ”

▪️FİLMİN VE UÇUŞUN DOĞUŞU

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD’de binlerce uzman, işsiz pilot ve hala zihninde savaşın acı zafer anıları olan yaklaşık 100 milyon insan vardı.
Kısacası, gelişen film endüstrisi, iyi bir savaş hikayesi anlatmak için gereken her şeye sahipti.

Doğal olarak, hava sinematografisinin ilk uygulaması seyircilerini savaş eylemine sokmaktı.
Uçan kameralar, uçan konuları yakalamak için gerekliydi.

“Wings” (1927) bu filmlerin ilklerinden birisidir. (ve çoğu sinemasal tarihte hala en iyisidir.)
Cesur hava kameramanları sahneye çıkmak için dublörlerle birlikte uçmak zorunda kaldılar ve “En İyi Resim” kategorisinde Oscar ödülünü aldılar. (Bu ödül sinema tarihinin de, ilk Oscar ödüllerinden birisidir.)

Sahneler, ikna ediciydi çünkü tehlikeliydi.
Aktörler, çarpışan bir uçağın kanatlarından fırlayıp havada uçuşuyor ve kameramanlar eylemin hemen yanı başında yer alıyorlardı.

Bu sahneler, filmin çekimleri sırasında bir pilotun trajik ölümüne ve bir başkasının hastaneye kaldırılmasına ve ömür boyu sakat kalmasına yol açtı.
Böylece, tarihin ilk Oscar ödülü kanla yıkanmış oldu.

Film büyük bir başarıydı ve o dönem için benzer savaş filmlerini ateşlemekteydi.
Ve hem hava dublör aktörleri hem de kameramanları için talep artışı, film endüstrisi için havacılık alt sektörünü kurdu.

” FİLM YAPIMI İÇİN ÇİZGİYİ YÜKSELTEN GİMBALIN İCAD EDİLMESİYDİ ”

▪️İLK UÇAN KAMERA PLATFORMU

Bir uçak, hava sinematografisi için kullanılan ilk cihaz iken, kendi başına bir kamera platformu olarak kabul edilmedi.
Hızın, motorun ve rüzgarın neden olduğu sarsıntı, yerdeki eylemi yakalamanın elverişli olmadığını gösteriyordu.

Hava çekimleri için çizgiyi gerçekten yükselten gimbalin icadıydı.
Onu beklemek gerekiyordu.

Sivil helikopter 1946’da icat edildi.
Ancak, parasını verip satın almadan 1 yıl önce helikopter bir filmin çekiminde kullanılmıştır.
The Hollywood Reporter’ın 1945 tarihli sayısında, Alberto Lattuada yönetmenliğinde başrollerinde Anna Magnani ve Amadeo Nazzari’nin oynadığı İtalyan,Amerikan yapımı olan “The Bandit” (1945) adlı filmde kalenin üstünde esen fırtınaları çekmek için kokpitte kamerası olan özel bir helikopter kullanıldığı yazılıdır.
Ama, montaj sürecinde teknik yetersizlik nedeniyle hava sahneleri filmlerden çıkarıldı.

Bir avuç yönetmen 40’ların sonlarında ve 50’lerde repertuarlarına bir hava sahnesi koymaya çalışsa da, görüntü neredeyse her zaman işe yaramaz olarak görülüyordu.

En iyi pilot bile, helikopterin sarsıntıları ve hava çekimlerini tehlikeye atan ani hareketler karşısında, görüntülerin kullanılabilir olması için hiçbir şey yapamadı.

Roger Monteran adlı bir Fransız kamera operatörü başrollerinde John Wayne, Henry Fonda, Sean Connery, Richard Burton gibi devlerin yer aldığı, Ken Annakin, Andrew Marton, Gerd Oswald, Bernhard Wicki, Darrly F. Zanuck gibi 5 ayrı yönetmen tarafından çekilen ve en iyi görsel efekt ödülü almış 1962 yapımı “The Longest Day” filmi ile durumu kurtarmaya soyundu.
İlk kamera sabitleyicisini tasarladı.
Kamerayı monte ettiği, huniden gelen titreşimleri aza indiren yaylardan oluşan basit bir mekanik cihazdı yaptığı.
Aşağıdaki sahne, bir helikopterde stabilize edilmiş bir kamera tarafından yakalanan en eski görüntülerden biridir, ancak erken dengeleyicinin hala titrek olduğunu söyleyebiliriz.
https://youtu.be/3eZMkleDjWI

Monteran’ın tasarımı, Nelson Tyler’ın benzer titreşimlerden bağımsız, aynı zamanda kameranın açısı ve ayrık hareketi üzerinde daha fazla kontrol sağlayan daha sofistike sabitleyici için örnek bir prototip görevi gördü.
Helikopterin yanından asılı olan operatör, artık sabit bir kamera çekimi yapabilir, eğebilir ve çeşitli yönlere doğru yönlendirebilirdi.
İlk başarılı sayabileceğimiz uygulamasını 1966 yapımı “Batman” filminde görebilirsiniz:
https://youtu.be/CjRphRTk6EM

Ve, en ünlü “Funny Girl”ün (1968) uzun süren çekimlerinde:

Tyler Camera Mount, sinematografinin bir parçası olarak hava çekimlerinin vazgeçilmez sistemi haline geldi.
Bir hava çekimi artık ölüme meydan okuyan havacılık şovları ve heyecan arayan yetenek gerektirmiyordu.
Film yapımcıları artık bir kameranın havada nasıl uçtuğuna dair daha fazla seçeneğe sahipti.

” HOLLYWOOD ASKERİ UÇAKLARLA İLGİLİ OLARAK TEKNOLOJİK İLERLEMELERE KAPILINCAYA KADAR FİLM ÇALIŞMALARINDA HAVA ÇEKİMLERİ BİR LÜKS KALACAK GİBİ GÖRÜNÜYORDU ”

▪️KAMERA UÇUŞLARININ YAYGINLAŞMASI VE GELİŞMESİ

60’lar ve 2000’lerin başında, düzinelerce filmde kamera platformu olarak helikopter kullanmıştır.
Ancak bu, her yıl Hollywood’dan çıkan filmlerin sadece % 1’i kadar bile değildi.
Birkaç yüksek bütçeli prodüksiyon, beş saniyelik bir hava çekimi için bir helikopter kiralayabiliyordu.
Geriye kalan yapımlar,teknik sınırlamaların hava çekimi vizyonunu neden engellediğini bulmak için uğraştılar ve sonuçta alternatif yaratabilmek adına, çoğu zaman hayal kırıklığına uğradılar.

Filmlerde, hava çekimi bir lüks olarak kalacak gibi görünüyordu Hollywood askeri uçaklara karşı teknolojik ilerlemelerin cazibesine kapılıp, bu konuda senaryolar yazılana kadar da yüksek harcama gerektiren bir lüks olarak kaldı.

2000’li yılların ortasında, kameralı uçan robotlar, İsrail’in keşif misyonları ve Amerika’nın Usame Bin Ladin’i ele geçirme girişimleri manşetlere çıkıyordu.
Takip eden yıllarda, teknolojik gelişmeler bu insansız hava araçlarını (Drone) diğer sektörler için de daha erişilebilir hale getirdi:

▪️LiPo teknolojisi, dronların pil ömrünü iyileştirdi
▪️GPS konumlandırma teknolojisi bir drone üzerinde hassas kontrolü geliştirdi
▪️Akıllı telefon teknolojisi, ucuz sensörlerin ve bilgi işlem gücünün kalitesini artırdı
▪️Fırçasız motorlar, dronların dayanıklılığını ve güvenliğini artırdı.

Birden bire, sanki bir peri çubuğunun eseriymiş gibi, bir kamerayı uçurmak hiç olmadığı kadar kolay hale geliverdi.

“Skyfall”, “Oblivion”, “Star Trek” gibi filmler drone’ları kamera platformları olarak ilk kullananlar arasındaydı.
FAA (insansız hava araçları için dünya genelinde ana oterite kurum), Amerika Birleşik Devletleri’nde ticari drone uygulamaları için izin verdiğinde, gökyüzü her tarafa uçuşan drone’lerle doldu.
https://nofilmschool.com/…/how-prepare-faa-new-drone-pilot-…

2015 yılı sonunda 1000 ticari izin ve bir yıl sonra yani,2016 yılı sonunda 20.000 ticari amaçlı lisans sahibi vardı ve hobi amaçlı amatör drone pilotlarının sayısını kimse bilemiyordu.

Başlangıçta, drone, helikoptere göre daha ucuz, daha güvenli bir alternatifti, ve setlerde onun için tercih ediliyordu, ancak son zamanlarda teknoloji çok daha fazla gelişti.
DJI’nin Inspire 2 dron’larında bulunan kameraların kalitesi ve Freefly gibi üreticiler tarafından üretilen stabilizasyon ekipmanı, “bir kamera uçurma” nın ne anlama geldiğini önemli ölçüde değiştirdi.

Bir drone sadece yüksek ve geniş hava çekimleri yapmak için kullanılmaz.
Bir karakterin peşinden koşarak, bir uçurumdan dalıp ya da bir sirk çadırının çevresini çizerek veya crane hareketi yerine olmak gibi sonsuz seçenekler için kullanılabilir.

Aerobo drone şirketinin baş pilotu Dexter Kennedy şöyle açıklıyor:
“Bir film yapımcısı artık 3 boyutlu alanda bir kamera yerleştirebiliyor.
Bir vinci, bir dolly’i ve bir Steadicam’ı drone ile değiştirebilirler.
Ve bunun için çok para ve zaman harcamaya da gerek yoktur.

Drone teknolojisi geliştikçe, teknik ve düzenleyici engeller azalacak ve daha fazla insan uçan bir kamerayla filmini çekmeyi deneyecektir.

Aerobo’nun CEO’su Brian Streem’e göre, dronlar bir gün herhangi bir görüntü yönetmeninin araç setinin standart bir parçası olacaktır.

“Çoğu film yapımcısının kameralarının ve objektif kitlerinin yanında bir quadcopter çantası olacak”

🔻Bu makale,No Film School’un isteği üzerine Aerobo Drone şirketinden Sasha Rezvina tarafından yazılmıştır.

🔻Aerobo drone şirketi, Amerika’da 40 eyalette ve üç ayrı ülkede çalışan, üst düzey hava video ve fotoğrafçılığının en büyük sağlayıcısıdır.

Kaynak : NoFilmSchool
Sasha Rezvina
Çeviri/Düzenleme : Ali Utku

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız