HALK DÜŞMANLARI (PUBLİC ENEMİES)

Amerikalı yönetmen Michael Mann ismini bilmem duydunuz mu ama büyük ihtimal onun çektiği Son Mohikan, Heat,Ali, İnsider yani Köstebek ve Collateral gibi filmleri izlemişsinizdir. (Aynı zamanda TRT’nin tek kanallı döneminde izlediğimiz dizi film Miami Vice’ın da yapımcısı yönetmeni olduğunu aynı adla çektiği sinema filminden dolayı öğrenince bayağı şaşırmıştım)

Özellikle Heat filmindeki banka soygunu ile soygun sonrası yaşanan sokak çatışması herhalde sinema tarihinde çekilmiş en iyi “Banka Soygun” ve çatışma sahneleridir. Heat’ten sonraki sinematografisinde ise şaşalı ve nefes kesici işlere imza atmadı ama hayatın içinden gerçeklere dikkat çekmek istediğini bizlere sigara kartellerinin acımasızlığını anlattığı gerçek bir olaydan yola çıkan “Köstebek” ile Muhammed Ali’nin hayatını anlattığı “Ali” de ispatladı. Michael Mann tarzı olan bir yönetmendir. Kendine özgü bir atmosferi vardır filmlerinin. Geceyi sever, kötü adamlara acımamızı ister. Kullandığı müzikler ile (Özellikle Elliot Goldenthal’ın çalışmaları) filmlerinin atmosferini daha da sağlamlaştırır. İyi işler çıkartır. Son çalışması Halk Düşmanları (Public Enemies)’e gelince filme bir hayli önyargılı yaklaştığımı belirteyim. Sebebini kısaca açıklamaya çalışayım; Malum 11 Eylül’den sonra Amerikanın alı pulu dökülünce sineması da hızla bir çöküşe geçti. Artık bize anlatılan parlak neonlar altındaki aşk maceralarına veya olağanüstü kahramanlık hikayelerine inanmıyorduk. İkiz kulelerin çöküşü ve çöküş sonrası gelişen olaylarla Amerika masalının, kelimenin tam anlamıyla bir masal olduğunu öğrenmiştik. Zerre kadar ilgimizi çekmiyordu artık oradaki yaşamdır, sinemadır, müziktir, ödül törenleridir. Peki ya bir zamanlar bizler için efsane olan yönetmenler ve oyuncular. Örneğin Oliver Stone. İlgimizi çekmez oldu ve gişelerde çöktü. Ya Rambo ve ya Rocky lakablı Sylvester Stallone ? Benim listemde artık acaba ne çekmiş diyerek merak ettiğim sadece birkaç yönetmen kaldı. Bunlar da Ridley Scoot, Michael Mann ve Martin Scorses. Oyunculara gelecek olursak başta R.de Niro ve Al Pacino olmak üzere artık hiç biri dikkatimi çekmiyordu. Acı ama gerçek. Amerikan sinemasından elde avuçta kalan sadece birkaç isimdi.

 

Halk Düşmanı (Türkçe Altyazılı Fragman)

 Şimdi gelelim filme. İşte bu ahval ve psikoloji içerisinde Michael Mann’in HD yani yüksek çözünürlüklü dijital kamera ile çektiği Halk Düşmanları’nın fragmanlarını izledim.(Collateral filmini de HD çekmiş. Bayağı şaşırdım çünkü film 35 mm. havasındaydı ve ‘Halk Düşmanları’ndan daha iyi görüntü kalitesine sahipti) Public Enemies yani ‘Halk Düşmanları’ ülkemizde de gösterime girdi. Fragmanlarda HD videonun çiğliği hemen dikkatimi çekmişti. Eyvah dedim artık M. Mann’de listeden çıktı bundan sonra filmini heyecanla bekleyeceğimiz, seyredilecek yönetmen de pek kalmadı diye düşünüyordum. Hem filmin konusu da eski Amerikan rüyasından ağızlara bir parmak bal çalan bir hikayeye benziyordu. Neticede bu kadar ön yargıya rağmen filmi oturup izledikten sonra yanıldığımı anladım.

 Amerikan sinemasının çöküşü, efsane yönetmenlerin birer birer silinmesinden sonra artık bu filmde de iş yoktur düşüncesiyle öylesine ilk yarım saatine bakayım sonra atlaya atlaya izlerim diye oturmuşken tam tersi film beni ekranın karşısına mıhlamayı başardı. İzledim. Evet Halk Düşmanları umduğumdan iyi çıktı.

Gelelim bu tebrik ve takdir hislerinden sonra filimden sonra yaşadıklarıma. Bir defa film gerçek bir hayat hikayesini anlatıyormuş. John Dillinger’in hayat hikayesi. 1930’lar da banka soygunlarıyla Amerikayı kasıp kavurmuş ve filmde anlatıldığı gibi sinema çıkışında vurulup öldürülmüş. Öldürülünce cesedi halka ibret için gösterilmiş. Sitede göreceğiniz bu fotoğraflara bakınca bende filmden kalan o tat o hava birden yerini ölümün soğukluğuna ve sözde yaşamıyla bir film kahramanı çıkartan bu adamın en sonunda hayatın en önemli realitesi karşısında nasıl un ufak olup, ezilip gittiği düşüncesine bıraktı. Evet Michael Mann’in anlatımı, John Deep’in oyunculuğuyla sempati duyup sıcak ve samimi bir şekilde yanaştığınız John Dillinger’in, o gerçek hayatından alınmış fotoğraflardaki halini görünce en ufak saygı duyasınız gelmediği gibi buz gibide aniden soğuyorsunuz.

sergilenencenazesi

Tam bir acziyet ve zavallılıkla ölüme teslim olup öylesine iki seksen uzandığını görünce aklınıza artık bambaşka sorular üşüşmektedir. İlk başta ahiret düşüncesi. Sonra benim aklıma şahsen 1934’de bizde neler oluyordu o tarihlerde sorusu gelmişti. Malum Türkiye’de Atatürk’ün tek adam olduğu dönem. Şöyle bir araştırdığımda ilk gözüme çarpanlar şunlardı;1934’de Nazım Hikmet, Nail Vahtedi, Tosun Ömer ve Yonga Ömer beş yıl hapis cezasına mahkûm edilmiş. Üsküdar-Kadıköy tramvay hattı ilk denemesi yapılmış. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, “Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikîde değişikliği kavrayabilmesidir. Bugün dinletilmeye yeltenilen musikî yüz ağartacak değerden çok uzaktır” demiş. Bu beyanat üzerine İçişleri Bakanı Şükrü Bey (Kaya), radyo programlarından alaturka musikiyi kaldırmış. Bizde neler oluyor elin Amerikalısından neler yaşanıyordu. İlginç bir tarih yolculuğuydu.

Sadede gelecek olursak halet-i ruhiyemde inişli çıkışlı seyirlere sebeb oldu Halk Düşmanları. Bu filmi sinematografisiyle, müziğiyle, oyunculuyla değil ama bende yaşattığı bu duygusal gel-git’lerle hatırlayacağım herhalde. İşin aslı bu tip yönetmenlerin doğu – batı arasında ki İslam eksenli ezeli rekabete odaklanmasını bekliyor insan. Çünkü aynı zamanda The Kingdom’ın yapımcısı (Suudi Arabistan’da geçen İslam, Terör ve el-Kaide konulu bir film) ve Ali filminin senarist ve yönetmeni Michal Mann’in İslamiyet’e bigane kalması düşünülemez. Tıpkı Selahaddin Eyyübi’nin de başrolünde olduğu “Cennetin Krallığı”nı ve ya L. Di Caprio’nun başrolünde oynadığı İslam ve terör eksenli bir konu etrafında Irak’ta geçen “Body of Lies”ı çeken Ridley Scoot gibi ama R. Scoot’ tan nasıl İslam’la ilgili asıl düşüncelerini öğrenemiyorsak M. Mann’in de bizimle ilgili düşüncelerini bilmiyoruz. Günümüz dünyasında yaşanan sorunlar özellikle Amerika’yı can evinden vurduğu söylenen el-Kaide ve İslamiyet konusu 1930’lar da öldürülmüş bir banka soyguncusundan daha fazla ilgi duyulması ve üzerinde düşünülmesi gereken konular değil midir ? Ve bizler gibi tüm dünyaya ve hakikate karşı sorumlu olan bu insanların gerçek düşüncelerini samimi bir şekilde garp kurnazlığına kaçmadan söylemeleri gerekmiyor mu?

YÖNETMEN MİCHAEL MANN’LE FİLMLE İLGİLİ YAPILMIŞ BİR RÖPORTAJDAN İLGİMİ ÇEKEN BİRKAÇ YER;

– 1933-34 Amerika`nın Büyük Bunalım yıllarında suç patronlarına karşı başlatılan savaş ile günümüzün terörle savaşı arasında nasıl paralellik var?
– Haber alma kaynakları arasındaki iletişimsizlik 11 Eylül trajedisinden sonra daha da barizleşti. O devirde yöresel yasal kuruluşlar bilgilerini paylaşmıyordu. Tabii birçok kişinin bankalar yüzünden her şeyini yitirme hikâyesi günümüzde de tekrarlandı. Bunalım yıllarında banka soyan Dillinger çok tutuluyordu.
– Collateral(Tetikçinin Gecesi) filminden beri yüksek çözünürlükte kamera kullanıyorsunuz. Gangster filmleri geleneksel olarak filme çekilir. Filme dönmeyi düşündünüz mü bu projede?
– Başta filme çekmeyi planlıyordum. Film ve yüksek çözünürlükte high-definition ile test yaptık. Filme baktığımda uzaklaştırıcı, 1933`e bakan devir filmi gördüm. Yüksek çözünürlükte beni 1933`teymişim gibi hissetirdi ki ben de bunu istiyordum.
– Dillinger bugünün toplumunda nasıl bir başkaldırıcı olurdu?
– Cani olduğuna göre bankacı olurdu herhalde.
– Bernie Madoff onun reenkarnasyonu mu?
– Kesinlikle değil. O ne Dillinger kadar cesur ne de o kadar yakışıklı. Belki Dillinger bir CEO olurdu.

(Bernie Madoff; 11 Aralık 2008’de sermaye piyasalarına büyük şok yaşatan Amerikalı yönetici. Securities Investment şirketini kuran ve 48 yıldır yönetim kurulu başkanlığını yapan Madoff , şirkette üst düzey yönetici olan oğullarına yaptığı açıklamalardan dolayı tutuklanmıştır. Başarılı işadamı bu yakın çalışma arkadaşlarına(!) “Yaptığımız iş üçkâğıtçılıktan başka bir şey değil, buna yalnızca Ponzi finansmanı denebilir” demişti. Oğulları da haberi hemen yargıya uçurunca Amerika ve Avrupa ekonomilerin de büyük bir deprem yaşanır.)

FİLMLE İLGİLİ İLGİNÇ NOTLAR

-Senaryosunu Michael Mann ile Kevin Misher’ın birlikte yazdığı Halk Düşmanları filminin ana karakteri olan 1903-1934 yılları arasında yaşayan banka soyguncusu John Herbert Dillinger`ın hayatı, (Amerikan `yeni sağ` hareketinin önde gelen yönetmenlerinden John Millius`un 1973 yapımı `Dillinger`i başta olmak üzere) bugüne kadar pek çok polisiye filme konu oldu. M. Mann imzalı filmin konusu da Amerika’nın ‘Büyük Bunalım’ yıllarında geçer ve FBI ajanı Melvin Purvis’in (Christian Bale canlandırıyor) o dönemin en ünlü suçluları John Dillinger (Johnny Depp canlandırıyor) ve suç makinesi arkadaşlarını yakalama çabasını anlatır.

-Filmin yapım hikayesi öyle uzun ki ilk önce, Brian Burrough’un “Public Enemies: America’s Greatest Crime Wave and the Birth of the FBI, 1933-34” adlı belgesel kitabı temel alınmış. Burrough bu fikri aslında HBO televizyon kanalında mini dizi yapılması şeklinde getirmiş sonra Robert De Niro’nun sahibi olduğu Tribeca Films ile birlikte yapılması planlanmış. Projeye Leonardo Di Caprio da dahil olmuş. Fakat 2004 yılında Di Caprio’nun bu role iştahı ile Michael Mann’in projeye dahil olması sürecin tamamlanmasına yetmemiş. Di caprio yönetmen M. Scorses’in bir filmi için projeden ayrılmış. Neticede 2007 yılına gelindiğinde Universal Pictures desteğinde çekim gündeme gelince Michael Mann projeye yeniden ilgi duymaya başlamış ve en nihayetinde de filmi çekmiş. Bütçesi 80 milyon dolarmış.
-Film Türkiye’de 2009’un Temmuz ve Ağustos’un da gösterimde kalmış ve 120 bin civarında seyirci gelmiş. Tüm dünyada ki hasılatı ise boxofficemojo’nun verdiği rakama göre 195,911,962 dolar olmuş.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

HALK DÜŞMANLARI (PUBLİC ENEMİES)” için bir yorum

  • 18/11/2009 tarihinde, saat 23:11
    Permalink

    garp kurnazlığı lafına bittim. hep şark kurnazlığı denir ya.. ayrıca ölümü de gerçekten hissettiren bir yazıydı, kutluyorum

    Yanıtla

rafet için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız