“HALE”SİNİ YİTİREN MODERN İNSAN 2

Kültür Endüstrisi ve “Endüstriyel” Ürünler

 Kültür endüstrisinde “kültür” ürünlerinin sonunda endüstriyel ürünlere dönüşmeye başlaması kaçınılmaz bir gerçekliktir. Yaşanan anı kâra dönüştürme hedefi olan kapitalizm sinema dâhilinde; müzik, tiyatro, resim, kitap gibi sanatsal yapıtları ve gazete, televizyon gibi iletişim araçlarını da endüstriyel ürünler haline getirmede son derecede başarılıdır.

Evlerimizin başköşesine yerleştirdiğimiz televizyon kültür endüstrisinde “ticari” anlamda popüler kültürün en önemli üretim kaynağı ve yönlendiricisi konumdadır ve bundan dolayıdır ki televizyon yayıncılığı paraya bağımlı bir endüstri koludur. Bu özelliğiyle normalde bilgi kaynağı olması gereken, dünyayı anlama ve algılamada pencere işlevi görmesi gereken, toplumda ki değer, inanç ve davranışların birey tarafından benimsenme süreci olan toplumsallaşma sürecini işlemesi gereken televizyon tüm bunlardan soyutlanarak kapitalist tüketime hizmet eden boş zaman eğlencesi haline gelmiştir. Televizyon aracılığıyla evlerimize giren söz konusu eğlence ne yazık ki göründüğü kadar masum değildir çünkü kitleleri eğlendiren bu tarz programlar ile bireylerin gerçek yaşam koşullarını düşünmeleri ve bunu değiştirmek için bir şeyler yapmaları engellenmekte dahası geçici bu keyif anlarıyla kapitalist sistemin olumsuzlukları fark ettirilmeden kitleler uyuşturulmaktadır.

Televizyonun giderek etki alanını genişletmesi ve insan yaşamının her anına nüfuz etmesinin en büyük araçlarından biriside dizilerdir. Kendi yayın politikalarına göre tek yönlü yayın yapan televizyon kuruluşları dizilerle insanları adeta ekranlara kilitlemektedir. Aile fertlerinin bir arada olduğu akşam saatlerinde genellikle diziler izlendiğinden aile içi etkileşim giderek azalmakta ve bu durum fertlerin toplumsallaşmasını olumsuz etkilemektedir. Bu dizilerde ki sözde kahramanları rol-model alan gençlerimiz şiddeti benimsemekte ve şiddete çok kolay başvurmaktadır. Toplumu birbirine bağlayan, kültürü gelecek kuşaklara aktaran “dil” ise dizilerde önem verilmeden hoyratça kullanılmakta ve yozlaştırılmaktadır. Dil ile düşündüğümüzün ve dil ile ürettiğimizin idrakiyle kültür endüstrisinde televizyonun gücünü kavrayabiliriz. Son dönem televizyonlarımız da örneklerini çok sık gördüğümüz sit-com tarzı diziler ise kültür endüstrisinin bize ulaşan bir başka etkisidir. Amerikan televizyonlarından devşirdiğimiz bu diziler batılı aile hayatını ön plana çıkaran, bireyselliği destekleyen yapısıyla ekranlara gelmektedir. Özellikle aile hayatının ve eşler arasında ki diyalogların değerlerimizle uyuşmadığı bu dizilerin etkisinde kalanların ruhsal çöküntüler yaşaması kaçınılmazdır. Türkiye’de yaşayan bir Türkiyeli olarak Amerika kültüründe oluşmuş karakterleri ve espri kalıplarını izlemek kapitalist sistemin bizi her alanda kuşatmaya almasının bir sonucu olduğunu söylemek her halde yanıltıcı olmaz. Medyayı zapturapt altına alan tek-elci medya patronları ise içeriği kültür endüstrisi ideolojisi tarafından doldurulup biçimlendiren eğlence programları ve dizilerle izleyici sayısını artırmanın ve bu yolla kasalarını doldurmuş olmanın keyfini yaşamaktadırlar.

Sanatın pazarda satılmak için ve kazanç getirecek her şeyin üretildiği kapitalist sistemde kitap da bu çarkın dişlileri arasına girmiştir. Son dönemde çok okunanlar veya çok satanlar listesine baktığımızda edebiyat üretme kaygısıyla yazılanlarla kültür endüstrisi arasında ki sınırların hızla ortadan kalktığını görebiliriz. Bunun en güzel örneği kitap satışlarının kitapevlerinden marketlere doğru kaymasıdır. Kültür endüstrisinin kendini en çok gösterdiği böyle mekânlarda kitabın satılıyor olması ve anlık tüketilen ürünlerle aynı raflarda sergilenmesi, o ürünlerle aynı sepete girmesi kitaba simgesel olarakta değer kaybettirmektedir. Çünkü kültür endüstrisi için kitabın bir çikolatadan farkı yoktur onun için aslolan “tüketim”dir.

 Edebiyata edebiyat dışı etkenlerin (Pazar, piyasa, reklâm gibi) yön veriyor olması ve müdahalesi hem gerçek yapıtların ve yazarların halka ulaşmasına engel olmakta hem de yayınevlerinin kar güdüsüyle hareket etmelerine neden olmaktadır. İnsanların sır, gizem gibi belirsizlikler içeren ve kolay yoldan bilgi, başarı, zenginlik kazandırdığını vaat eden kitaplara gösterdiği eğilim kültür endüstrinin kitaplarda ki hâkimiyetini göstermektedir. Eleştirmenler Türkiye’de edebiyat ürünlerinin kitle kültürüne uygun bir pazarlama ve tüketim sürecine girmesiyle birlikte yazarlığın da, eleştirmenliğin de asli işlevini yitirmeye başladığı görüşünde birleşiyor.

Kültür endüstrisinin etkisiyle var olan günümüz sanat tüketicisinin gerçek bir okur, resim, tiyatro, sinema izleyicisi ve müzik dinleyici vasfında olmadığını; donanımı yetersiz ve yüzeysel kaldığını kabul etmek durumundayız. Buraya kadar yazmaya çalıştığımızı Adorno çok iyi özetlemiş “…sanat da kültür endüstrisinin denetimine girip tüketim malları arasına karıştığından beri; yapay, sahte ve efsunlu hale gelmiştir.”

 YAZAN: LEVENT KOTAN

…………

Bu çalışma İKİNDİ YAĞMURU adlı dergide yayınlanmıştır.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

FACEBOOK HESABIMIZ