HAKİKATSİZ HAYATLAR, BOŞ UMMANLAR

Bunca okuma seansından geriye kalan ne? Anlam ülkesinde çıktığımız onca yolculuktan insanlığımıza ne ekleniyor? Neremize dokunuyor insanlık kaygısıyla kaleme alınmış onca derin ifade? Neyi değiştiriyor hayatımızda bunca sarsıcı cümle, neyi götürüyor olduğu yerden daha iyiye doğru? Nasıl çıkıyor bu kütüphaneler dolusu gerçekten, bu şehirler dolusu yalan?

Kişi başına adeta yüzlerce hikmetli sözün düştüğü bir zamanda, yüz kişiye neredeyse bir tek hikmetli davranışın bile düşmüyor olmasını nasıl açıklayabiliriz?

Eriştirildiğimiz her mana bir nimettir, idrakimize eklenen her mânâ için bir şükür borcumuz var. Lütfedilen her bir yeni mânâ ile bir basamak daha yukarı çıkıyoruz insanlık merdiveninde. İnsan ancak idraki kadar çünkü.

Sadece sonuçlara odaklanmaya başladığında sebepleri unutuyor zamanla insan. Olmasını istediğimiz şeylerin bir çoğunun olmasını neden istediğimizi hatırlamıyoruz artık. Oysa bir sebepten doğdu hayat ve insan!

Hazreti Mevlânâ’nın her nefse lazım şu hikayesini kulağımıza küpe olsun diye buraya kayıtlayalım: “Bin sene evvel Cenâb-ı Hakk’ın sahillerinden birinde bir öküz yaratılmıştı. Bu öküz, her sabah uykudan uyanınca; ucu bucağı görünmeyen aynı sahildeki sahrayı yemyeşil ve kendisini gizleyecek kadar yüksek otlarla dolu görürdü. Öküz, yalnız başına ve hiç zahmet çekmeden sahraya giderek otları tamamıyla yiyip bitirirdi. Akşam olunca otlar tamamıyla yenmiş ve öküz de anlatılamayacak derecede şişmiş bulunurdu. Akşamdan sonra sahrada bir demet ot kalmadığını gören öküz, kendi kendine: ‘Yarın ne yiyeceğim?’ diyerek o kadar feryad ederdi ki, bu keder onu sabaha kadar zayıflatıp yine eski hâline getirirdi. Öküz, Cenâb-ı Hak onun zannı hilâfına olarak sahrayı senelerce taze ve yeşil otlarla doldurduğunu hiç hatırlamazdı.”

Hem hayat boyu yaptığı her şeyi bir ölçüyle yapan, hem hayatıyla başkalarının insanlığına ölçü olan insanlar da var.

Bütün hikaye tohumun içindedir; ağaç o hikayede paragraflardan bir paragraf yalnızca.

“İçtik biz ezelden kudret meyini/ Deniz de bir, umman da bir, göl de bir/ Okusan ger Hak’tan gelen fermanı/ Yazan da bir, kalem de bir, el de bir” diyor Aşık Sümmanî, rahmet olsun.

Hayy’dan gelen Hû’ya gider, sen kenarda boş yere ellerini ovuşturup durma!

“Bil ki aldığın her nefeste” dedi meczup, “nefsinin gözü var!”

Gökhan ÖZCAN

FACEBOOK HESABIMIZ