HAKİKATİ SİYASETÇİLERİN KURMASI MESELESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Uzun zamandır yaşanan bir gerçeklik var; hakikati siyasetçilerin kurması. Belki de meşhur üç mesele (Batıcılık, Osmanlıcılık (İslamcılık), Milliyetçilik) zamanından beri. Hatta daha önceki sünnilik-şiilik-haricilik akımları da belli ölçülerde siyasi duruşlardır, hakikat bir nevi payandadır. Denilebilir ki, mutlaka dünyevi-siyasi bir iddia olacak, o zaman her durumda hakikat payanda mı olacak?

Öncelikli soru insanın tanımında gizlidir; insan siyasi bir varlıktır, bu dünyada güçlü olmalıdır, etkin olmalıdır/hissetmelidir derseniz başka bir yere çıkar, insan anlayan varlıktır, anlamalıdır derseniz başka bir yere çıkar. Buna göre hitaplar, edebiyatlar, rakipler, algılar oluşur/oluşturulur ve öyle yaşanır. İşte buradaki ilk tanım, ister istemez hakikate karşı sorunludur, çünkü abartı, yalan gibi şeyler olacaktır işin içinde, hakikat ise bu tarz şeyleri yok edicidir.. En azından önemsenen kavramlar, işler, dolayısıyla isimler değişecektir, bu ise ayrı bir statüko demek. İnsanlar, belli kavramlar, isimler ve ilişkiler içerisinde, belli bir atmosferde yaşar. Başka bir atmosfer yabancı ve düşmandır.

Mesele ise şudur, iş hakikat değilse nasıl Tevhid olabilir? İş anlam değilse nasıl hakikat olabilir? Ve dünyevi yapılar, kaygılar insanı buna ne kadar odaklayabilir, ne kadar mani olur? Düşünülsün, çünkü atmosferden sonra çıkılamıyor.

Ve düşünülsün, neden Peygamberler “sizden bir ücret istemiyoruz, bizim ücretimiz Allah’a ait” der durur?

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 1

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız