HAKİKAT VE NEFS TERBİYESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Nefs terbiyesi adıyla maruf bir iş var. Bu, yemekten, içmekten kendini alıkoyarak nefsin aşırı isteklerine mani olmak şeklinde düşünülüyor. Öte yandan insanın en ziyade nefs yaptığı şey hakikattir. Elbet Kuran gelmiş ve ona iman ediyoruz. Velakin ayetlerin tefsiri ve iyice anlaşılması var. İşte buralarda da nefs gayet olası. Hele de inat etme bahanesi var; O öyle anladı ben böyle anlıyorum.. Önceki kitaplarda böyle yazmıyor.. Benim otorite saydığım kişi öyle demedi vs.

Hakikat meselelerinin nasıl nefs yaptığına iki örnek verelim: Mesela denildiğine göre Ebu Cehil demiştir ki; “Muhammed’in peygamber olduğunu biliyorum ama Mekke’nin reisliği onlarda bir de Peygamberliği onlara bırakamayız” Ya da Ebu Talib ölüm döşeğinde demiştir ki; “Korktu da Abdülmuttalib’in dininden döndü denilmeyeceğini bilseydim seni kırmamak için o sözü (Kelimei Tevhid) söylerdim” Bunlar bize nefsin ne derece işin işinde olabildiği konusunda bir ipucu olsun. İnsanlar böyle, bir nefs yaptı mı olmadık konulara takılabiliyor.

Yine bu konuda şu hikaye enteresandır. Talmud’da anlatılan bir hikâyeye göre Mabed’in M.S. 70 yılında yıkılmasından sonraki bir dönemde Yavne’de bir araya gelen Yahudi din bilginleri, yeni kullanılmaya başlayan bir tandırın dinî açıdan temiz olup olmadığını tartışırlar. Sanhedrin başkanı Rabban Gamliel başta olmak üzere bütün hahamlar bu tandırın temiz olmadığını iddia ederken, Rabbi Eliezer ben Hirkanus tandırın temiz olduğunu iddia eder. Rabbi Eliezer, birbiri ardınca pek çok argüman öne sürse de heyettekiler ikna olmazlar. Bunun üzerine Rabbi Eliezer, “Eğer Tanrı katında da hüküm bunun temiz olduğu yönündeyse, o zaman şu ağaç buna işaret etsin” der. O sırada ağaç bulunduğu yerden kökleriyle çıkarak hareket etmeye başlar. Fakat heyetteki hahamlar ağacın fıkhî bir meselede delil olamayacağını belirterek bu durumu ciddiye almazlar. Rabbi Eliezer, bu sefer, “Eğer Tanrı katında da hüküm bunun temiz olduğu yönündeyse, o zaman şu nehir buna işaret etsin” der. Sözünü bitirir bitirmez yakınlarında bulunan nehir ters akmaya başlar. Fakat oradaki hahamlar fıkhî konularda bir nehrin delil olarak kabul edilemeyeceğini belirterek bu durumu da ciddiye almazlar. Rabbi Eliezer bu kez, “Eğer Tanrı katında da hüküm bunun temiz olduğu yönündeyse, o zaman şu duvar buna işaret etsin” der ve sözünü bitirir bitirmez duvar yıkılmaya başlar. Duvar yıkılırken heyetteki hahamlardan Rabbi Yeşu ben Hananya, insanların münazara meclislerine müdahele ettiğini söyleyerek duvarı azarlar ve duvar Rabbi Yeşu’ya hürmeten yıkılmayı durdurur. Fakat Rabbi Eliezer’e hürmeten, yıkılan parçalar da eski yerlerine dönmez. Rabbi Eliezer, iddiasını ispatlamak için başvurduğu tüm yolların reddedildiğini görünce, “Eğer Tanrı katında da hüküm bu tandırın temiz olduğu yönündeyse, o zaman gökler (Tanrı) buna işaret etsin” der. Bunun üzerine göklerden, “Niçin Rabbi Eliezer’in fetvasının aksine şeyler söylüyorsunuz, zira fıkhî hükümler, görüş beyan ettiği her konuda onun takdiri istikametindedir” şeklinde bir ses işitilir. Bunun üzerine Rabbi Yeşu, “Tevrat, göklerde değil ki göklerden işaret alalım” diyerek bunu da reddeder. “Tevrat, göklerde değil ki göklerden işaret alalım” ifadesi, Hz. Musa’nın vefatından önce İsrailoğulları’na yaptığı konuşmadan alınmıştır. Hz. Musa İsrailoğulları’na, “Bugün size ilettiğim bu buyruk ne tutamayacağınız kadar zor, ne de ulaşamayacağınız kadar uzaktır. O göklerde değil ki ‘Kim bizim için göğe çıkacak, kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak’ diyesiniz. Denizin ötesinde değil ki ‘Kim bizim için denizin ötesine gidecek? Kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak’, diyesiniz” ifadeleriyle Tevrat’a uymalarını belirtmiştir. Tanrı, kendi rızasının Rabbi Eliezer’in hükmü noktasında olduğunu belirtmesine rağmen Rabbi Eliezer’in fetvasının haham meclisi tarafından kabul görmemesi üzerine, “Evlatlarım bana galebe çaldılar, evlatlarım bana galebe çaldılar” diyerek haham meclisinin kararını onaylamıştır. (bknz Yasin Meral-Tevrat’ın Batıni Yorumu)

Buradaki abartılara, birlik beraberlik adına bir hakikate gelmemeye böylesine onaya dikkat.

Bu mealde şuna gelelim; bir mesele güzelce delilleriyle ortaya konuldu mu o artık az çok bellidir. Mesela ayette denilmiştir ki; “Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar..” (Zümer 18) Yani herşey tartışmalı, göreli, şu bu değildir, en azından böyle etmeye çalışmamalıdır. Tek ortak noktamız “Allah birdir” demek ve günlük ritüeller mi olacak?! Ortak nokta olabildiğince “anlam” olmalıdır ve bu da deliller belirdikçe o yöne geçmek demek. Mesela ilkin İsrailiyyat rivayetleri hemen kabul gördüydü, sonra elenmeye başladı, sonra ise Tevrat ve İncil’den alıntılar oldu, şimdi ise Tevrat ve İncil’in düzelticiliği gayet gündemde. Orada durup burada durup şurada durup beklemenin alemi yoktur hasıl. Gelinen noktaya gelinecek..

Lakin bunu sanıldığı kadar kolay sanmayalım vesselam.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 1

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız