HAİN OLMAYANA HAİN DİYEN HAİNDİR

4 Şubat 1926 Perşembe günü Ulustaki Eski Meclis binasının önünde idam edilişinin 95. Yılı münasebetiyle İskilip’teki kabri başında hemşehrileri tarafından anılmasının ardından sözüm ona TV kanallarında, gazete sayfalarında ve sosyal iletişim ağlarında gözü dönmüş bazı politikacı ve basın mensupları tarafından Hoca Atıf’ın “Hain” olarak nitelendirilmesi ve kabri başında anılması ile ilgili hezeyanları kaygıyla izledik.Yeri geldiğinde vefat edenlerin ardından hakaretamiz ifadeler kullananlara nezaket dersi vermeye kalkışan bu nezaketsizleri nefretle kınıyoruz.

İskilip gibi Anadolu’nun küçük beldesinin köyünde dünyaya gelip, köyünde başladığı, ilk tahsilini sırasıyla İskilip’te ve İstanbul medreselerinde aldığı derslerle sürdüren, Fatih Medresesi müderrisliğine kadar yükselen ve daha sonra Darülfünun ’un İlahiyat bölümünden de mezun olan Atıf Hoca; alim mütefekkir, mütedeyyin fıkıh, tefsir, hadis gibi alanlarda kendini yetiştiren, dünya çapında bir ilim adamı ve vatan sevdalına “Hain” yaftasını yapıştıranları aynı dille anıyorum.

“Zalim ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız.”

Atıf hoca kendisi için kurulan idam sehpasına giderken “Zalim ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız.” İfadesini kullanmıştı. Anlaşılan Atıf Hoca O gün kendisini idama götüren zalimlerle birlikte, bugün kendisini hain olarak yaftalayan zalimlerle de hesaplaşacaktır.

İskilipli Hoca Atıf Türkiye Cumhuriyeti’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak, şapkaya muhalefet, halkı isyan ve irticaya teşvik etmekten yargılanmasına rağmen; bir kısım İttihatçı bezirganı tarafından Atıf hocanın yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı kitabından dolayı değil de “Milli Mücadelenin karşısında duran İngiliz ve Yunan İşbirlikçisi” olmasından “Cumhuriyete, yeniliklere ve İnkılaplara” karşı çıkmaktan”, İngiliz Muhipler Cemiyeti “ne üye olmaktan yargılanan vatan haini gibi takdim edilerek tarih ve toplum yanıltılmaya çalışılmaktadır.

O, iman ve İslam çizgisinde galibiyet arayan büyük mücadele adamıdır.

Oysaki İskilipli Atıf Hoca İzmir’in işgal edilmesine ilk karşı çıkan ve yurdun her sathında işgalcilere karşı mücadele verilmesi için hazırlanan beyannamenin altında imzası bulunan gerçek bir vatanperverdir. Anadolu’nun İngilizler tarafından işgaline direnen milislere karşı Teala-i İslam Cemiyetinin adı kullanılarak hazırlanan İngiliz ve Yunan uçaklarından atılan fetvaya karşı koyan, batı karşısında yenilmiş ve yenik düşmüş bir milletin ve medeniyetin iman ve İslam çizgisinde galibiyet arayan büyük mücadele adamıdır.

Bilindiği üzere İskilipli Atıf Hoca Teali-i İslam Cemiyeti’ne atfedilen; İngiliz ve Yunan uçaklarından atılan Kuvayı Milliye aleyhine çıkarılan beyannameyi tekzip etmiştir. Cemiyetin bildirisine karşı çıktığını Vakit gazetesinde çıkan bir yazısı ile de ispat eden bu konuda hakkında açılan davada Giresun’da yargılanıp, beraat eden Atıf Hoca 26 Aralık 1925’tarihinde arkadaşları ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara’ya götürülmüştür.

Şapka kanunun çıkarılmasından bir hafta öncesinde mahkeme salonuna şapka ile gelen birisini şapka giydiği için tekme tokat merdivenlerden yuvarlayan Ankara İstiklal Mahkemesi Reisi Kel Ali tarafından 26 Ocak 1926 Salı günü Savcı tarafından 3 yıl hapsinin istenmesine rağmen Atıf Hoca şapka kanununa muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahkûm edilmiştir.

Bugün ülkemizde asker ve polislerin dışında sivil olarak hemen hemen hiç kimsenin giymediği; 25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan “Şapka İktisası Hakkındaki Kanunun” hâlâ Anayasa’mızın güvencesi altında bir garabet olarak yürürlükte bulunmasının esbabı mucibesini anlamak mümkün değildir.

Şapkanın giyilmesi neden anayasal güvence altına alınmıştır?

Şapkanın ana vatanı olan Avrupa’da bile hiç kimsenin rağbet etmediği şapkanın giyilmesi neden bu kadar önemsenmiştir? Şapkanın giyilmesi neden anayasal güvence altına alınmıştır? Başta Atıf Hocanın ve Babaeskili Ali Rıza Hoca gibi çok sayıdaki ilim adamlarının idam edilmeleri ve yargılanma süreci skandallar zinciri ve hukuk garabetleriyle doludur.

İskilipli Atıf Hocanın idam edilmesinin gerçek yüzü şapka giymemek midir? Neden bir insanın hayatı bir şapkadan ucuz sayılmıştır? Bütün bu acı gerçekleri bu milletin evlatlarının elbette bilme hakkı vardır. Özel olarak İslam alimlerini idam etme, hapse mahkûm etme ve sürgüne gönderme amaçlı kurulan İstiklal Mahkemenin kurulması, sorgulama, yargılama usul ve esasları TBMM tarafından neden araştırılıp, soruşturulmaz? Bunları anlamak mümkün değildir. Şunu ifade etmek gerekir ki, Atıf Hoca bilim, fikir ve sosyal alanda yaptığı icraatlarla kendini göstermeye başladığı andan itibaren Onun hayatı soruşturma, kovuşturma, sürgün ve mahpushanelerde geçmiş ve en sonunda idamla noktalanmıştır.

Bugün aradan 95 yıl geçmesine rağmen bu milletin imanlı evlatlarının ve İskilipli hemşerilerinin kalbi Atıf Hocaya duyduğu muhabbetle çarpmaktadır. Atıf Hocanın İsminin bir hastaneye verilmesi ve na’şının bulunarak İskilip’e getirilmesi elbette önemlidir.

Hemşerilerinin beklentisi İskilipli Atıf Hocanın itibarının da iade edilmesi yönündedir

Halkımızın ve hemşerilerinin beklentisi İskilipli Atıf Hocanın itibarının da iade edilmesi yönündedir. Çünkü; Atıf Hoca’nın itibarı iade edilmeden bu hezeyanların sonlandırılması asla mümkün olmayacaktır.
4 Şubat 1926 Perşembe günü Ulustaki Eski Meclis binasının önüne kurulan idam sehpasına onurla yürüyen ve “Zalim ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız.” diyerek şahadet şerbetini içen İskilipli Atıf Hoca’ya ve onunla birlikte idam edilen hocalarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaşasın zalimler için cehennem!

Mustafa KIR
Eğitimci-Yazar

One thought on “HAİN OLMAYANA HAİN DİYEN HAİNDİR

  • 18/02/2021 tarihinde, saat 10:15
    Permalink

    Kaleminize sağlık, Allah razı olsun..

Yorumlar kapatıldı.

FACEBOOK HESABIMIZ