GÜLENİN GÜNAHI ERDOĞANIN SEVABI OLABİLİR Mİ ?-I-

Ben yaşadığım hayatı bilirim.

28 Mart Cuma günü Ankara STK’ları olarak Mısırda daha çok İhvanı Müslimin üyelerine verilen idam kararlarını tel’in için ABD ve Mısır elçiliklerine bir yürüyüş yaptık.

Müslüman bir topluluğun yürüyüşü olduğu belliydi. Sadece Mazlum Der bayrağı vardı.

Bir binadan ‘Hırsız var!’ diye birisi bağırdı.

Biz ‘Katil ABD Ortadoğudan defol’ diye sloganlar atsakta başbakanın yolsuzluk iddialarına muhatap olanları ilk etapta korumaya alıp sonra yanından uzaklaştırması maalesef gecikmiş, acemice bir hamleydi ve camia dahil tüm Müslümanların lekelenmesine sebebiyet veren bir olaydı.

Biz dindar insanlar işte parti yada camiada çöreklenmiş böylesine menfaat şebekelerinin kurbanı oluyorduk.
Bana göre Fetullahçı camia da Ak Partinin lideri Erdoğan da şeriatçıdır fakat iş burada bitmemektedir. Suudi Arabistan şeriatçı olsa bile ve günlük hayatta şeriat kanunlarıyla yönetilse de dünya Müslümanları nezdinde ABD siyasetinin ortadoğudaki peyki olarak anılmaktan kurtulamamaktadır.

Bu yüzden kelime anlamıyla sadece şeriatçı olmak(İslam hukukunu sosyal hayatta hakim kılmak anlamında) sıratı müstakimde olmak anlamına gelmiyor.

BU yüzden 1980′lerdeki Gülenin düşünceleriyle 2000′lerdeki Gülen farklıdır. Şeriattan CIA’nın emrine evrilen bir yolculuk yaşamıştır.

Tabanları itibariyle her iki hareketinde samimi,gayretli ve din adına hareket eden bireylerden oluştuğunu rahatlıkla söylerim ama her iki harekette Fetullah Gülen’in gayri meşru bir çocuğunun olduğu Başbakanın ise porno kasedi olduğuna dair iddialar ortaya atacak kadar dinin esası olan ahlak-ı islamiyeyi bir kenara atmış akıldan uzaklaşmış kliklerden oluşmaktadır.
Bu oportonist Müslümanlığa ihtiyatlı yaklaşmamız gerekmektedir.

Fetullah Gülenin stratejisi ile Tayyip Erdoğan’ın stratejisinin çatışması her iki tarafa zarar vermekle kalmadı bunun dışında İslami cemaat ve grupları da kavgaya dahil etti. Sonuçta Hizbullah deneyimi dışında mazisi tertemiz Müslümanların bile söz konusu iktidar olunca hiç bir ahlaki kaygı taşımayan topluluklar olarak tanınmalarına yol açtı.Doğuda Hizbullah şiddete bulaşarak batıda da Gülen cemaati sınavlardaki skandallara karışarak Müslümanları lekeledi.İktidarın hiç mi günahı yok.Olmaz olur mu. Onları da yeri geldikçe söyledik.

Gülen nurculuktan kaynaklanan kimi eski hastalıkları-Nurculuğun aslı tertemiz ve bemberrak olmasına rağmen- günümüze taşırken özellikle milli görüş fobisi yüzünden kendisini bitiren ilk adımları attı. Öyle ki¸Nurculukta vakti zamanında Bediüzzamanın belirttiği Risale-i Nurların yayılışı sırren tenevverettir (Gizli nurlandırır,yayılır)kaidesi hakimdir. Fakat bu düstur ilcaat-ı zamanla değişmiş artık cehren tenevveret(Açıktan aydınlatma) olması gerekirken o istibdad döneminde kalan korkular hala o dönemin şartları mevzu bahismiş gibi camiada kendini gizleme, Sünniliğin takiyyesi anlamında hastalıklı bir ‘tedbir’ düşüncesini ruhlara ve akıllara yerleştirdi. Kendi müntesiplerine önemli işlerde ve mevkilerde kendini gizleme yolunu en meşru ve en akıllıca strateji gibi empoze eden bu davranış biçimi geçmişe nazaran serbestliğin daha fazla olduğu AK Parti iktidarında da sürmüştür. Bediüzzaman Divan-Harbi Örfide ne güzel ifade etmiş; ‘Tarîk-ı Muhammedî (a.s.m), şüphe ve hileden münezzeh olduğundan, şüphe ve hileyi ima eden gizlemekten de müstağnîdir. Hem de o derece azîm ve geniş ve muhit bir hakikat, bahusus bu zaman ehline karşı hiçbir cihetle saklanmaz. Bahr-ı umman nasıl bir destide saklanacak!.’ Yani wikiliks gibi olaylar sonrası kimsenin gizlisi saklısı kalmadı artık.)

Gülen ve ekibi değişimi okuyamamış devlet AK Partiyle el değiştirirken dini kimliğin sakıncalı değil tam tersi devlette yer edinmek için önemli bir argüman oluşunu görememiştir.

Birde üstüne üstelik hükümet Suriyede İran’ın tuttuğu Esad’a karşı muhaliflerin safında çarpışırken hala hükümeti Persi diye damgalamak sokaktaki insanın bile inanmayacağı bir suçlamaydı. Özellikle Persi kelimesini kullanmaları bile bu tezgahın kimler tarafından tertiplendiğini gösteren ilginç bir ip ucudur.

Fetullah Gülen ve camianın sırf İsrail istedi diye Mit müsteşarına kafayı takmalarının izah edilebilir bir yanı yoktu.
Kavganın tek sebebide buydu.

Seçim sonrası Ak Parti aldığı ezici oy oranıyla camiayı açık bir yenilgiye uğrattı.

Günübirlik siyasete bakan Müslümanlarda bu tabloya bakıp sevindi ama bu kapışmadan toplumun zihnine nakşedilen Müslüman imajında şu özellikler ön plana çıktı;

-Hırsız

-Şantajçı,Montajcı

-Menfaatçi

Camia ise başta CHP olmak üzere anti Ak Parti politikasıyla canını kurtarabileceğini düşündü.

Fakat camia açısından CHP seçimin galibi bile olsaydı ‘Eceviti desteklediler, Mavi Marmarada İsrailden yana tavır koydular’ söyleminden dolayı zaten bozuk olan sicilleri kabaracak ve bu leke alınlarından bir yüzyıl çıkmayacaktı hatta seçim sonrası CHP’yi kazandırdıkları düşünülerek Müslümanların daha çok nefretini kazanacaklardı.

Birde bu saatten sonra hangi siyasi parti camiaya destek verir ki? Kendinizi bir parti başkanı yerine koyun.Camia oylarını size vereceklerini söylediklerinde ‘vermeyin’ demezsin ama seçimi kazanırsanız ‘buyrun okul için arazi, gönderin adamlarınızı önemli yerlere atayalım’ dermisiniz? Gülmeye başladınız değil mi? Yani camia İslami kesimler tarafından değil tüm çevreler tarafından sakıncalı bulunan bir topluluk haline geldi. Geçmişte istihbarattaki yapılanmalarından dolayı hükümete yaptıklarıyla şunu gösterdiler; Siz kendinizden emin olsanız da teşkilatınızdaki birkaç çürük elmayla sizi komple mahkum edebilecek atraksiyonlar yapabiliriz.

Camia 160 ülkeden okulun Türkiyede de onlarca okulun varsa elbette MİT’le ilgilenirsin savunmasına bakıldığında ilk etapta haklı görülebilirler ama Mit Müsteşarının da bağlı olduğu hükümet Gülen cemaatine ve okullarına destek verdikleri gün gibi aşikardı. Melih Gökçek ‘Ne istedilerse iki kat verdim’ Başbakanın ‘Ne istedilerse verdim’ beyanatları bu desteği açıkça ortaya koyuyor.

Ankara’da yaşayan birisi olarak örneğin Çukurambar gibi Ankaranın en pahalı semtinde diktikleri Burç eğitim merkezi adlı gökdelenin memur himmetiyle yapılamayacağını biliyorum.

Hükümetteki hırsızlara gelince AK Partiye oy veren her vatandaşın arzusu bu konuda suçlamaya muhatap olanların ceza alıp partiden atılması.

Camiaysa kendisini ortadan kaldıracağı için hükümeti yolsuzlukları bahane ederek ortadan kaldırmak istedi ama orantısız bir şekilde istedi bunu.

Yani hırsızlığın şeriattaki cezası el kesmeyse camia tüm vücudu götürmeyi istedi fakat hata yaptılar ve kendilerini yaktılar.
Ankarada farklı STK’larda görevleri olan birisi olarak kavgada bana da yeter artık dedirten olay polislerin İHH’nın Gaziantep şubesine yaptıkları baskın olmuştur.

Camia yolsuzluk operasyonunda gayri meşru bürokratik kurnazlıklar yapmış olsa da eğer orada durup işi tapelere uzatmadan hükümetin meşruiyyetini bir kaç hırsızın üzerinden sorgulasaydı daha az yıpranırdı ve özellikle başka İslami oluşumlara saldırmasaydı eli daha güçlü olabilirdi ama nereden emir aldılarsa ölümüne operasyonlarına devam ettiler.
Camianın hükümetin yolsuzluk yaptığına dair kimi iddialarını bende şahsen doğru buluyorum. Örneğin Muammer Gülerin oğlunun aldığı rüşvet yada Zafer Çağlayanın kol saati meselesi bende doğru olduğu kanaatini uyandırdı. Hırsızların varlığı her daim iktidarlarda olmuştur. Sadece başbakanın oğlunun da bulunduğu TÜRGEV ile ilgili iddiaların yanlış olduğunu aynı usulden cemaatinde bir çok operasyon yaptığını biliyorum. Yani kat be kat kendi vakıflarına,kuruluşlarına gerek kamu gerekse kişilerden sağladıkları yardım,iane,sadaka ve menfaatler ortada dururken böyle bir suçlamayı yapıp bunu sözde başbakanın aleyhinde bir propaganda yolu olarak seçmiş olmaları bana ‘Bu ne perhiz bu ne ananas pardon lahana turşusu’dedirttirdi.
Camianın hedefinde Ak Parti varken cepheyi genişlettiler. 17 Aralıktan itibaren yaptıkları bir çok operasyonu kabullenmedikleri gibi İHH’ya yaptıkları baskını da kabullenmemiş ama medyası vasıtasıyla tüm dünyaya Suriyedeki el-Kaide militanlarına Mit tarafından silah götürüldüğü ispatlanmak istenmiştir. Böylece Türkiyeyi teröre destek veren ülkeler safına itmek istemiştir.

Bizde bunun üzerine Ankara İHH önünde bir basın açıklaması yaparak olayı kınamıştık.

Camia işte böyle bir şeydi kendi varlığı için tüm ümmeti muhammede yardım götüren bir teşkilatı harcamakta beis görmüyordu. Aynı mantık Türkiye içinde geçerliydi camianın bekası için ferd feda edilir diyerek 17 Aralık öncesi bürokraside siyasette ve ticarette bir çok Müslümanı mağdur etmişlerdi.

Bizzat bana –haber yaptırma anlamında etkili olduğumuz için-Ankara bürokrasisinden ve iş dünyasından camiayla ve Ak partiyle ilgili yolsuzluk ve haksızlıklar anlatıldığında bu konularda haber yapmaktan uzak durmamızın sebebi şuydu; Ergenekonvari bir derin devlet yapılanması hükümet ve Gülenciler vasıtasıyla çökertilmişti. Yani bunlar el kesiyorsa Ergenekon tüm gövdeyi götürüyordu. Çözüm sürecinde de işler fena gitmiyordu. Yani her iki hareketin sevabı günahlarından fazlaydı. Bu yüzden kol kırılır yen içinde kalır mantığı herkeste hakimdi. Fakat camianın demirden duvarlarla nasıl politbüro tarzı bir örgütlenme gerçekleştirdiğini Mavi Marmara baskını sonrası camia mensubu insanlara gidip ‘Gülenin yanlış yaptığını bu açıklamasının Müslümanları yaraladığını söyleyin’ dediğimde ‘Yukarının kendilerini dinlemeyeceğini bu tip mesajları götürseler de ciddiye alınmayacaklarını(Yani benim ciddiye alınmayacağımın kibarcası) belirtmişlerdi.Bu halktan kopuştan başka bir şey değildi yada paranı ver himmetini yap biz senin adına düşünürüz ve istediğimiz gibi hareket ederiz demekti.

Doğrusu Peygamberi rüyada görme meselesiyle ilgilide benimde söyleyeceklerim var. Bende o tarihlerde rüyamda peygamberimizi görmüştüm .Peygamberimiz Fetullah hocayla ilgili ‘Ümmetin birliğine yardım etsin’ deyince bende mesajı nasıl ileteceğime camia bireylerine sormuş bana fetullahgülen.orga mesaj atmamı söylemişlerdi. Bende oraya rüyamı ayrıntılı yazarak yollamıştım. Bu kadar olan olaydan sonra bu rüyanın bir önemi yok aslında fakat benim için şöyle bir önemi var; Fetullah Gülen’in maalesef İsrail aleyhinde hiç bir konuşması yoktur ve Mavi Marmara olayı sonrası ümmetin en önemli davası olan Filistin davasında Müslümanları yalnız bıraktığını göstermiştir. Bende rüyamda peygamberimizin ‘Ümmetin birliğine yardım etsin’ sözünün anlamını bu olay üzerine bina ederek sırf okullarım kapatılmasın diye ABDnin menfaatini değil Allah için ümmetin menfaatini gözetmesi gerektiği şeklinde yorumlamıştım. Hatta global anlamdaki bu hatayı 28 Şubat sürecinde de okullarım kapatılmasın diyerek Türkiyedeki Müslümanlara karşı yapmıştı çünkü Fetulllah Gülen ‘şeriatı’ anca kendisi gibi becerikli ve seçilmiş bir adamın getireceğine inanmıştı. Kendi dışındaki Müslümanlar olsa olsa kendine ayakbağıydı nitekim kendisine göre eleştirdiği Refah Yol koalisyonu 28 Şubata sebebiyet vererek Müslümanlara aleyhine sonuçlar doğurduğu için ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştu.

Belki bu yazıyı okuyan kimi okurlar Fetullah Gülenin şeriatçı olmadığını iddia edebilirler ama bence şeriatçıdır ve şeriatı getirmek gibi bir gayesinin olduğu da ortadadır ama şeriatla alakası olmayan işlere imza atmaktadır. Şeriatı getirmek isteyen insanın o şeriatın kurallarına uyarak bunu yapması gerekir.Yoksa bu iş gayri ahlaki bir şekilde şantajla,tapeyle olacak bir iş değildir nitekim olmadığını da seçimlerde gördük.

Aslında seçim süreci ve sonrasındaki camianın kavgada yanlarında hiç bir cemaati bulamamalarının sebebi de buydu.Yani hem geçmişlerinde hemde Ak Parti iktidarı döneminde yurt içi ve dışında Müslümanlara karşı iyi imtihan vermemişlerdi.
Buna da 2. ve son bölümle değinip bu can sıkıcı konuyu hitama erdireceğiz.

(2.ve son bölümle bitecek)


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Makale-Güncel kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 3 + 5