GÜLENİN GÜNAHI ERDOĞANIN SEVABI OLABİLİR Mİ?-2. ve SON Bölüm-

Camia ‘Hırsızlık var kardeşim bakın neler yapmışlar neden yanımızda değilsiniz?’ diyerek şaşkınlıkla etrafına bakınsa da anlamadığı şey kendi mazisinin de bu anlamda temiz olmaması ve insanların ’Madem hırsızlık vardı seçimden önce neden dosyaları çıkarttınız demek ki dershanenize dokunulmasa bu dosyaları hiç piyasaya çıkartmazdınız o zaman seçim öncesine kadar sizde hırsızlığa göz yuman sadece kendi menfaatini düşünen, kamunun menfaatini düşünmeyen bir topluluksunuz’ suçlamasına maruz kaldılar.

Evet suçu ve suçluyu zamanında deşifre etmemeleri hakkı sadece kendi işine yarayacağı zaman piyasaya sürmeleri rızayı ilahiyi değil hem gazabı ilahiyi celbetti hemde insanların nefretini.

Şüphesiz burda her iki tarafın yolsuzluk yada kaset şantajları ortaya çıkmadan Müslüman kimliğini kirletmeden bir sonuç alınabilirdi ama olmadı.

Camia sen kirlisin derken Ak Partiye karşı getirdiği her delili elde ettiği yöntemler halkın gözünde kirli yöntemlerdi ve halkın gözünde kontrol edilemez –benim gibi İslami hareketlerin içinde bulunmuş birisinin başbakana mesajlarını iletip cevap alabilirken Fetullah Gülene ulaşamaması gibi- ulaşılamaz bir teşkilat olmuştu ve camiayla konuşmak nasihat vermek isteyenlere yollar kapalıydı.

Peygamber bile mescitte halkın arasında otururken, girip çıkarken bu ne kopuş ne savruluştu Amerikalara kadar ilginçti doğrusu.

Örneğin sadeleştirme konusunda Bediüzzamanın talebeleri başta Mustafa Sungur olmak üzere Fetullah Gülenle görüşmek istediklerinde görüştürülmemişler ısrar ettiklerinde ise İstanbul’da falanca şahısla görüşün illa bir şey diyecekseniz mektup verin gibi tam bir bürokratik mekanizma örneği sergilenerek İslami camiaya karşı aslında nasıl bir kibirli duruşları olduğunu göstermişlerdi. Bu siyaset bilmemekti. İster inan ister inanma kabul et yada etme ama kibarlık olsun diye Bediüzzamanın talebelerinin dinlemenin ne zararı olabilirdi ki? İşte şimdi başın sıkışınca da onların desteğine böyle ihtiyacın olur.

Bu konuyla ilgili önemli gördüğüm tek adam yönetimi ,kollektif şuur, meşveret prensipleri,şura müessesinin uygulanabilirliği ve pratize edilmesi hususunda içinde bulunduğum STK’lardan yola çıkarak yazdığım başlıklı ‘CEMAATLER Mİ DAHA İSLAMİ SENDİKALAR ve PARTİLER Mİ?’ (http://www.tercumaniahval.com/cemaatler-mi-daha-islami-sendikalar-ve-partiler-mi/) yazıyı hatırlatarak asıl meseleye gelelim.

Camianın kavgayı sadece AK partiyle kavgadan çıkartıp diğer cemaatleri özellikle Fetullah Güleni Fetullah hoca yapan Risale-i Nurlarla ilgili olan kişi ve cemaatlere de kapsayacak şekilde devam ettirmeleri-biz cevap vermek zorundaydık diyebilirler ki elhak haklılar çünkü ölüm kalım kavgası yapılıyor- bir daha dönemeyecekleri büyük hatalar yapmalarına sebebiyet verdi ve Türkiye’deki Müslümanlarla bağlarını kopartmak zorunda kaldılar.

Bediüzzamanın talebelerinin bile aforozuna uğrayan Fetullah Gülen ve cemaati ne yapacağını şaşırdığı için ilk başlarda sesini çok çıkartmadı ama sonrasında varoluş mücadelelerinde canhıraş bir şekilde başta mahkemeler olmak üzere her türlü vasıtayla kendilerini eleştirenleri cezalandırma yolunu seçtiler.

Bu süreçte Yeni Asya ve Saadet Partisi kurumsal olarak Ak Partinin günahlarını nazara vererek camiayı tutuyormuş gibi gözüksede tabanları bu kavgadan çok memnundu ve burada yazılamayacak derecede farklı sebeplerden dolayı Fetulllah Gülenin yenilgisini arzuluyordu.

İşte yüzyılın yanlızlığı buydu. Hani Mustafa İslamoğlunun benzetmesiyle ‘Obez abi’ tek başına yiyordu ve halk deyişiyle ‘tek başına yiyen tek başına ölür’ fehvası gerçekleşiyordu.

Aslında arada kalan yada cemaate direkt cephe almayan İslami cemaatlere çok kızılsa da ilerleyen günlerde bunlarında rahmet olduğu görülecektir.

Çünkü düşünün size bir ömür boyu inandığınız uğruna mücadele ettiğiniz bir yapı ve kişi hakkında İsrail uşağı ve maşası denilse inanmanız mümkün mü? İşte bu durum iki kere iki dört eder derecesinde ispatlansa da kalbiniz size direkt saldıranlara ısınmaz ama sizi koruyor gibi gözüken yapılar daha sıcak gelecektir gönlünüze.

Gülen cemaatinin çözülmesi sonrası başta insan kaynağı olmak üzere özellikle parasal kaynaklarının yöneleceği adresler bu kavgada cemaate sert girmeyenlere doğru olacaktır ama bunu yapanlar da oraya yapılan himmet ve yardımları kendine çevirmek için değil hak ve hakikat için yaptıkları da gün gibi aşikardır. Kimse bu yorumdan menfaat için camiayı kayırdılar gibi bir sonuç çıkarmasın çünkü seçimden önce camiadan yana gözükmek hükümetin hışmına uğramak olduğu için riskli bir durumdu ve Ak partinin seçim zaferinden de herkes emindi.

Bu süreçte saçma sapan suçlamalar olmadı değil. Bunları maddeler halinde yazının sonunda belirteceğim.

Neticede Fetullah Gülen ve ekibi kaybetti.

Ak Parti onlar için onlarda Ak parti için şanstı ve bu şansı belli bir noktaya kadar kullandılar.

Aslında daha sağlıklı ve İslami bir şekilde işleyecek bu süreci sırf ABD ve İsrail Mit müsteşarı Hakan Fidanı istemedi diye bozmaları Fetullah Gülen’in intiharı oldu.

Sırf Ak Partiyi götürmek için Müslümanların yüz akı IHH’yı harcamayı kafaya koyan ehl-i imanın ezeli ve ebedi düşmanı CHP saflarında Müslümanlara karşı kılıç sallamayı bir ibadet aşkıyla uygulamaya koyan bu camianın bence yapması gereken tek şey artık din adına konuşmamak olmalıdır.

Susmaları kendilerinin hayrınadır.

Peygamberimizle ilgili yaptıkları ‘Herkes Onu Okuyor’ gibi faaliyetlerine gelince bu faaliyetlerle denizin ortasında uluslararası kara sularında Siyonistlerin katlettiği Müslümanları-düşünün İsrail bile haksız olduğunu kabul edip tarihinde ilk kez özür dileyip tazminat ödemeyi kabul ederken- otoriteye itaate çağıran hocaefendiler yetiştirilecekse o peygambere yapılan bir çağrı değil peygamberin alet edilerek emperyalizmin dümen suyuna cami şadırvanından su akıtmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. O faaliyetlerde sonuç ve netice itibariyle Allahın rızası değil ABDnin ve İsrailin rızasını gözetmeye aday bir ‘aymazlık’ vardır.

Bu arada camiayı topa tutanlarında hatalarına değinelim kısaca;

-Fetullah Gülenin çok eleştirilen bedduası bana göre normaldi. Bir Müslüman beddua edebilir Allahın verdiği hakkı hiçbir kul alamaz fakat bunun sonuçlarına da katlanmayı bileceksin. Duanın hedefindeki kişi başbakan olduğu için çok tepki çekti ama ben gülüp geçtim çünkü kabul olmayacak duaya amin denilmez. Fetullah Gülen içinden geldiği Nurculuk romantizminden kaynaklanan bir duygusallıkla beddua edince Başbakanı götüreceğini zannetti ama eli boş çıktı kendisinin imajı yerle bir oldu.Toparla toparlayabilirsen bundan sonra.

-Gülenist hareket devleti ele geçirmek istedi suçlamalarına gelince. Müslüman cemaatlerin hepsi devleti ele geçirmeye çalışır. İlannihaye devleti İslam ahlakı ve prensipleri çerçevesinde ele geçirmeyi düşünmeyen cemaatler ve gruplar fırkayı dalledir. Bunun manşet yapılıpta gayri meşru bir istek gibi gösterilmesinin din-i İslamda yeri yoktur. Sadece İslami değil her grup devleti ele geçirip kendi istediği fikriyata göre dizayn etmek ister. Bu normalliği anormal göstermek anormalliktir.

-Başbakanın ‘Hata yaptım’demesiyle tövbesi kabul edilmiş ama seçim öncesi cemaatten çıkan ve tavır alan camia mensubu insanlara ise hala haşhaşi muamelesi yapılması süregelen bir hata olarak önümüzde duruyor. Bir sendika yönetiminde yer alan birisi olarak bu konuda şikayetler çok alıyoruz.Camianın bu kavgada haksız olduğuna inanmış ve seçim öncesi bağlarını kopartmış insanlara karşı hala operasyon yapılması yanlış bir stratejidir o insanları geri camianın kucağına itmek olmasa da tarafsız bölgeye sevkederek işlevsiz hale getirmektir. Başbakanın tövbesi makbulda tabandaki insanların ki mi makbul değil?

-Risale-i nurları sadeleştirme konusunda Bediüzzamanın talebeleri başta olmak üzere kimseyi dinlemeyen camia ordan gelen ‘Kitabın üstüne şerh ve haşiyedir ve şu kişiye aittir ‘şeklin de yazın tavsiyesini tutmalılardı. Kibirlerinden laf dinlemeyen camianın bu ‘aymazlığı’ gayretullaha dokundu ve perişan oldular.Bir zamanların tiraj lideri Zaman gazetesi bile öyle yalnız kaldı ki artık bir mahalle muhtarı bulsa onun bile ağzından beyanat almaya çalışarak bu kavgada haklı olduğunu gösterme çabasına girdi. Zaman gazetesi sayesinde adını şanını duymadığımız kanaat önderlerinden haberimiz oldu(!).Hükümette bu kavgada orantısız güç kullandı. Fetullahçıların önünü keseceğim diye öyle düzenlemeler yaptı ki diğer İslami cemaatlerin önünü tıkayan mevzuat hazretleri hortlamaya başladı. Örneğin Risale-i Nurların basılması konusunda ortay çıkan bandrol krizi gibi.

- Ak parti bu süreçte bürokraside öyle hatalı atamalar yapıyor ki bunu gerekli yerlere söylediğimde çok garip bağlantılar ortaya çıkıyor. Tanımadan bilmeden şuursuz işler yapılıyor yaşın yanında kuruda yanıyor. Kim en çok Fetullah Gülene söverse ona sarılınıyor.Yanlış. Yine öyle düzenlemeler yapıyor ki üç tane fetullahçıyı tasfiye edeceğim diye yüzlerce insanı mağdur ediyor. Örneğin MEB bakanlık merkezde şube müdürlerinin ellerinden özlük hakları alınıp maaşları donduruluyor.

-Ak parti içindeki hırsızları temizlemeli, Egemen Bağış gibi adamları da eğer İslami hassasiyet ve dinde samimilerse uzak tutmalı hatta Egemen Bağışa parti ceza vererek herhangi bir camide eğer bulabilirlerse bir hocaefendinin dizinin dibinde oturtarak Bakara süresini tamamının tefsirini dinletmeli ve kendisine tövbe nedamet getirtmelidir. Kendisi ben öyle şeyler söylemedim desede ses kaydından öte karşısında konuştuğu kişinin olayı kabul etmesi ve özür dilemesi herkes gibi bende de olayın doğru olduğu kanaatini oluşturdu. Bu adamı başbakanın savunması din-i islama bir cinayettir gereksiz bir vefa gösterisidir.Hakkın hatırı alidir hiç bir hatıra feda edilmemelidir.Ak Parti seçmeninin ve diğer parti seçmenlerinin de %100ünün isteği bu minval üzeredir. Başbakan isterse anket yaptırsın ne kadar haklı olduğumu görecektir.

-Ak Parti yada Fetullah Gülen. Bu yazımda bir Müslüman olarak her iki hareketin daha çok günahlarına ve hatalarına odaklanmış olsamda sevaplarında faydalı işlerinde de savunurum ama bu yazıyı yazmama sebep olan olay yazının girişinde belirttiğim Mısır elçiliğine yürüyüşümüz sırasında ki ‘Hırsız var’ nidasıdır. Bu yüzden her iki hareketinde bu günahlarından beriyim. Her iki takımda da şikecilerin olduğunu görüyorum bu yüzden kendi içlerindeki pislikleri temizlenmeli. Gerçi bu saatten sonra Fetullah Gülenin ayakta kalabileceğini zannetmiyorum ama yurt içi özellikle yurtdışındaki okullarının heba olmasına gönlüm razı değil çünkü o okullarda Anadolu insanının emeği var. Bu yüzden o okullarda sahib-i hakikisine rücu ettirilmeli yine farklı sivil inisiyatiflere devrettirilmeli. Kamulaştırma yoluna gidilirse bu büyük bir cinayet ve hata olur.Ak partinin ise Başörtüsü sorunu,Kuran dersleri gibi sevaplarını taçlandıracağı son işi yeni bir anayasa olacaktır. İslami hassasiyetleri gözetip yapılacak yeni anayasa Ak partiyi tarihe geçirecek en önemli hamlesi olacaktır.

Son olarak şunu söyleyeyim. Türkiyenin en önemli meselesi Kürt sorununda içinde halledilebileceği İslami kazanımlar dahil herkese özgürlük verebilecek yeni bir anayasadır. Müslümanlar acilen buna odaklanmalıdır. Gerisi laf ü güzaftır.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Makale-Güncel kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 3 + 5