GÖSTERGEBİLİM AÇISINDAN İMAJİNAL DEĞERLERİN DİN EĞİTİMİNE ETKİSİ 7 (SON)

Gerek örgün ve yaygın eğitim gerekse de aile içi eğitimde küçük yaştan itibaren çocukları oyalamak, kısmen de eğitmek amacıyla TV, sinema, tiyatro ve müzik gibi araçlardan faydalanılmaktadır. Din eğitimi açısından, İslami değerleri ön plana çıkartacak imajinal çalışmaların maalesef yok denecek kadar az olması; bu alandaki boşluğu çoğaltmakta ve çocuk yaştan itibaren zihinler batı dünyasından ithal imajlarla doldurulmaktadır.

 Bu eğitim sürecinde Türkiye’de okullarda özellikle peygamberimizin hayatı anlatılırken Çağrı filminden çok faydalanılmaktadır. Bunun sebebi ise filmin etkileyici bir atmosfere ve dile sahip olması ve öğretmenlerin veremedikleri duyguları bu filmin üzerinden vermeye çalışmalarıdır.

İnanmak ama severek içten ve samimi inanmak hem bilgi hem de duygu açısından beslenilmesi gereken bir süreçtir. Din eğitiminin iki önemli sacayağı bize göre Duyuşsal ve Bilişsel olarak ikiye ayrılabilir. Özellikle duyuşsal öğrenimin yolu sanattan geçmektedir. 9-13 yaşa kadar olan dönem duyuşsal ve kısmen bilişsel ama ergenlikten sonraki dönemde -dini eğitim açısından duygusal beslenmeye bir ömür boyunca ihtiyaç duyulsa bile -bilinçli bir eğitim süreci başlayacaktır. Bu bizim şahsi gözlemlerimiz sonucunda ortaya çıkan ve kısmen din eğitimi üzerine yapılmış çalışmalarda ortaya konulmuş bir gerçekliktir.

Çocuğun henüz küçük yaşlarda somut düşünceye yatkın olması onun antropomorfik33 bir düşünce tarzına sahip olmasına sebep olmuştur. Çocuk yaşta soyut düşüncelere sahip olmak zordur ve bu yüzden de İslamiyet’te insanın soyut düşünceye geçilebildiği ergenlik çağı sinn-i teklif yani mükellef olma çağı olarak kabul edilmiştir. İşte bu anlamda çocuklara ve gençlere yönelik yapılmış din eğitiminde kullanılacak görsel-işitsel materyaller de buna dikkat etmeli özellikle de Batı kaynaklı çalışmalarda kullanılan görselliğin neye hizmet ettiği iyi tespit edilmelidir. Maalesef İslam dünyası değil eğitim filmleri daha doğru düzgün bir sinemasal üretimde bile bulunamamış hatta kendi peygamberinin hayat hikâyesi olan Çağrı’yı bile Holywood’un sayesinde çekebilmiştir.

SONUÇ olarak öğretmenlik yaptığımız yerlerde kurulan diyaloglarda her yaştan öğrencinin zihninde İslam’ın siyah çarşaf,şişman kadın,çember sakal profiliyle algılandığı gerçek İslam’ın yeryüzündeki birey örnek profiline yakın bir şeyin zihinlerde oluşmadığı görülmektedir.

Ayrıca İslam deyince pısırık, onaylamacı, efsunlu, sihirli, esrarengiz, tanımlanamaz şeyler açıklanmaktadır. (Kur’an’ın şifresi hala sorulmakta,tarikatlar insanların gittiği esrarengiz kurumlar gibi algılanmaktadır.) İslam’ın TV kanallarındaki filmlerden ya da ilahiyatçılardan anlaşılmaya çalışıldığı bir ortamda her ne kadar tarafımızdan sınıflarda ve ürettiğimiz eğitim materyallerinde net kesin olarak İslam’ın ana kaynakları Kur’an ve sünnet dense de kitaba/ilahi metne dayalı bir müslümanlık oluşmamaktadır. Böyle bir ortamda zihinlerin yönlendirilmesi çok kolay olmakta ve İslam’a zıt şeyler normalmiş ya da özgürlükmüş gibi algılanmaktadır. Bu arada Müslümanların yapmış oldukları televizyon programları ya da en basitinden pps/ppt sunuları savunmacı bir duruşla yapılmaktadır. İslam’ın savunusunun yapılmadığı yaşanabilir bir İslam’dan bahsedildiği ve insanın zaafiyetlerini ve yeteneklerini göz önünde bulunduran dengeli bir anlayış geliştirilmelidir. Nasları okuyabildiği kadar hayatı da doğru okuyabilen, izlediği filmlerin yerine alternatif filmleri yapabilecek bir düşünce dünyasını inşa edebilecek bireylere ihtiyaç vardır. Nasslara dayanalı derken sadece onun bilgisine sahip ama hayatına sahip olmayan bir toplum oluşumundan ziyade gerçekçi bir hayatın sorunlarının içinde yoğrulmuş Müslüman bireyin çağın şartlarına göre bilinçlenmesi gerekiyor. Yoksa Sezai Karakoç’un HIZIRLA KIRK SAAT’TE dediği gibi;

“Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz

…….
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz”

 durumuna düşeriz. Artık her yaştan insanın dini anlayışına ve eğitimine büyük katkılar sağlayacağı aşikâr olan dini içeriklere sahip görsel-işitsel ve etkileşimli eğitim materyallerinin üretilmesi gerekmektedir. Ve bu meselenin teorik tartışmalardan çok pratik üretime muhtaç bir konumda olduğu da unutulmamalıdır.


…………………………………………

33-Antropomorfik düşünce tarzı; Allahı insan formunda ya da karakterindeymiş gibi düşünme hali

………………………………..

Bu bildiri Selçuk Üni. İlh. Fak. tarafından düzenlenen Din Eğitiminin Felsefi Temelleri başlıklı sempozyumda sunulmuştur. 8-9 Mayıs Konya . .

İbrahim DEMİRKAN-İsmail BÜYÜKSÜTCÜ

……………………………..

GÖSTERGEBİLİM AÇISINDAN İMAJİNAL DEĞERLERİN DİN EĞİTİMİNE ETKİSİ 1

 

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız