buy Instagram followers

GÖSTERGEBİLİM AÇISINDAN İMAJİNAL DEĞERLERİN DİN EĞİTİMİNE ETKİSİ 5

Göstergebilim’e göre sinemanın bir dil olduğunu söylemiştik. Christian Metz öncülüğünde başlayan çalışmalar da bunu doğrulamak için yapılmıştır ve halen akademik çevrelerde bu çalışmalar devam etmektedir26.

 

Başta Amerikan sineması olmak üzere dünyanın her tarafına ihraç edilen batı kültürü ve sinemasının evlerimize kadar girmesinde en önemli etken elbette ki kaliteli ve zevkle seyredilebilir olmalarıdır. Bu zevki sağlayan filmin dilidir. Gerek senaryoların yazımında dramatik çatının ustaca kurulması gerekse çekim aşamasında gerçekleştirilen kamera açıları, ses kullanımı gibi hususlar bir filmin dilini, biçimini ortaya koyar. “Nazi Almanyasi’nin unlu sinemacisi Lennie Riefenstahl’in ya da Sergei Eisenstein’in yaptigi gibi, alt acidan gerceklestireceginiz cekimlerle kadrajladiginiz objeyi/kisiyi yucelterek izleyiciye ideal bir ozdeslesme nesnesi sunabilir, ancak gostergebilimsel bir cozumlemeyle acimlanabilecek bir simgeler diliyle izleyicinin politik-ekonomik-kulturel gundelik yasantisini bir oranda bicimlendirebilirsiniz.” 27

Bir insan nasıl İngilizceyi iyi bilmeden bir İngiliz’e İslamiyet’i anlatamazsa sinema dilini bilmeyen bir yönetmenin de İslamiyet’i doğru düzgün anlatması beklenemez. Sinema ise evrensel bir dil olarak her yaştan insana masallar anlatan bir kassas. Film yönetmeni Milos Forman bu durumu şöyle açıklamaktadır: “İnsanlar, masalları severler. Dünyada ABD’den daha iyi masal yazan hiçbir ülke yoktur. Her çocuk bir prens olmayı düşler, her yetişkinin gizliden gizliye Rambo olup düşmanını öldürme düşü vardır”28

Sinema dili, geldiğimiz süreçte evrensellik kazanmış bir dildir. Karanlık bir salon ve tek odaklı bir perde ile seyircisini televizyondan çok daha etkileyen bir araçtır. Film bir hikaye eşliğinde dayatmak istediği duygu ve düşünceyi seyirciye sunarken seyirci de kendi kültürek kodları ile filmi izler ve kendi anlam dünyasında filmdeki olayları ve kişileri ölçüp bir değer biçer. Seyirciyle filmin bu karşılaşmasından seyirciye ait bilişsel ve duyuşsal anlamda zihin dünyasını etkileyen zevkler ve renkler ortaya çıkar, yeni imajlar oluşur. İşte bu imajlar hakikate işaret eden imgelerde barındırabilir tam tersi seyirciyi manipüle ederek yanlış yollara sürükleyip hakikate perde de olabilir. Filmlerdeki kurgulama ile gerçeği parçalama ve oluşturmak istediği imaj doğrultusunda bir yönlendirmeyi sözde masum bir amaçla ama ustaca yapmaktadır.

Örneğin 2009 yılında en iyi özgün senaryo ve en iyi oyuncu ödülünü alan The Milk filminde Sean Penn’in bir komünist homoseksüel’i özgürlük bağlamında canlandırdığı gibi. Bu sayede bir homoseksüelin özgürlük bağlamında mücadelesini özgürlük kavramını ortak payda yaparak seyirciye vermeye çalışmaktadır. Böylece izleyici asli değerlerinden olan özgürlük kavramının kendisi için ne kadar önemli ve zaruri bir duygu ve kavram olduğunu bildiği için kolaylıkla başroldeki insanla kendini özdeşleştirebilmektedir. Bu durum ise dini değerler açısından asla kabul edilemeyecek bir cinsel sapkınlığa hoşgörüyle bakmanın ilk adımlarını attırmaktadır. Sinemanın etkileyici dili sadece özdeşleştirme ve ya katharsisten geçmez. Hız da önemlidir. Tasavvufi tabirle bast-ı zaman ve tayy-ı mekan önemlidir sinemada. Hızlı bir anlatımı vardır Amerikan sinemasının ve seyirciyi memnun eder bu hız. İnsanlar hayal ettikleri ve olmak isteyip de olamadıkları kişilikleri, kahramanlıkları perdede gördükleri için çok memnundurlar. “Seyirci yitirdiği zamanı arar” der Tarkovski29 Seyircinin dinamikliği fetheder sinemayı. Kaybettiği zamanı, kazanamadığı kişilikleri bulur. Bu anlamda medyaya ait bütün unsurlar tatmin aracıdır insanlar için. Sinema bunları hayal perdesinde yaparken Magazin dünyası da bunu TV ve basılı medya yoluyla yapmaya çalışır. Ünlü veya başarılı insanların yaşamları peri masalları gibidir. Kişi kendi yaşamında eğer “tutunamayanlar”dansa, başarısız bir insansa bu hikâyelerle avutur kendini. Bu ünlü insanların aşkları ise kül kedisi hikâyeleri gibi tatlı ve parlaktır. Verilen hayaldir. Fakat Kur’ân-ı Kerimin uslubu, hayal dünyasından uzaktır. Kur’anın verdiği his ve duygu, nefsi ön plana çıkartan ruhu öldüren hayallerden uzaktır. “Biz ona (Muhammed’e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kuran’dır.” (Ya-sin/69)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız