GÖSTERGEBİLİM AÇISINDAN İMAJİNAL DEĞERLERİN DİN EĞİTİMİNE ETKİSİ 4

Sinemada mistisizm bir kaide değil ama bazen insan ruhunun bilinmezleri ve görünmeyen varlıklar üzerine filmler çekilmiştir. Dini film tabir edebileceğimiz bir janr yani tür de ortaya çıkmıştır. Fakat asıl; konusu ve ilham kaynağı dini olmasa bile hayatın içinden hikâyeler anlatan yönetmenler ve senaristler manevi tatmini hedefleyen ruhsal bir arayış içinde olmuşlardır.

 

Ünlü Japon yönetmen Kurosawa “dış gerçeğin taklidine karşıyım, sanat iç dünyanın, iç gerçeğin temaşasıdır” der.16 Bir diğer ünlü yönetmen Federico Fellini ise “ Gerçeklik gördüğümüzden çok daha fazladır. Herhangi bir görünümü alın, bir görülebilir, yüzeysel yanı vardır; bir de gizli, gizemli, görüntüsel yanı. Benim ilgilendiğim şey nesnelerin arkasındakini göstermektir yalnızca, görünen şeyler üzerine açıklama yapmak değil.”17

Fransız yönetmen Robert Bresson “Hükmeden içtir. Biliyorum bütünüyle dış olan bir sanat için(sinema) bu paradokslu görülebilir.”18 derken A. Tarkovski insanın manevi varlığına dikkat çekerek görünenin ötesi üzerinde kendisinin bir arayış içinde olduğunu ve bunu enfüsi tecrübelerden yola çıkarak yapmaya çalıştığını söyler.19

Fakat sinema gibi görüntüye dayanan sanatların üretmeye çalıştığı imaj her zaman ruhçu ve manevi boyutu düşünmeye çağıran yapımlar olmuyor. Çok daha değişik düşüncelerle çekilen kolay anlaşılabilir ve çabuk tüketilebilir popüler filmlerde yapılıyor ve yeryüzünün her tarafına dağıtılıyor. İnsanlık için görüntü, resim evrensel bir dildir demiştik. İşte görüntü dilindeki bu evrenselliğin sayesinde Amerikan sinemasının, batı kültürünün ürettiği dil dünyanın her tarafında yeni bir değer yeni bir imaj olarak zihinlerde yer etmektedir ama elbette bu sinema dilinin gerekleri yerine getirilerek yapılmaktadır. Sinema dili ise kamera açıları, senaryoda dramatik yapının kurulumu, oyunculuk stilleri gibi bir çok unsurla oluşturulan etkileyici bir dildir. Bu dilin yaydığı imajlar evrensel bir hüviyete bürünebilmektedir. Örneğin günümüzde, kanatları olan, elinde ok ve yay tutmuş bir kız çocuğu resminin veya görüntüsünün Müslüman ülkelerdeki inançlı insanlarda dahil “melek” kavramına tekabül ettiğini biliyoruz. Fakat İslam inancına göre meleklerde dişilik yoktur. Bu imajinasyon çalışması dini figürlerden de öte emperyal bir medya diliyle tüm dünyaya yayılmaya çalışılmıştır.

Bu emperyal dilin dışında Hıristiyan terminolojisi de sinemada açıktan ya da gizli bir şekilde kullanılmaktadır. Örneğin “Terminatör-2” filmini ele alacak olursak (James Cameron tarafından yazılarak, yönetilen 1991 yapımı bir aksiyon, bilim kurgu filmi) birinci filmde yaşananlardan on sene sonrasını konu alan film, Sarah Connor ve onun 10 yaşında olan çocuğu ‘un maceralarını ele almaktadır. Terminatör filminin İncil’deki Yeni Atik’in beşaret kıssasını yeniden anlattığı söylenir21

Filmin hikayesinin Hıristiyan teolojisiyle örtüşen çok ilginç bir yönü vardır. Anne Sarah Connor Hz. Meryem’i, babası belli olmayan çocuk John’un Hz. İsa’yı ve göklerden gelen kötü adam’ın da şeytanı temsil ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Gelecekte dünyayı kurtaracağı söylenen John’u öldürmek üzere gelen bu kötü adam, şeytan gibi her yere girip çıkabilen ve her kılığa bürünebilen insanüstü bir varlıktır. Film özellikle kötü adamın sürdüğü tırın bisikletli John’u öldürmek üzere kovalamaya başladığı sahne ile hafızalarda yer edinmiş 1990 yapımı olmasına rağmen hala aksiyon sahneleri beğeniyle izlenilen bir filmdir.

Batı dünyasında üretilen bu sinema dili Terminatör filminde olduğu gibi kendi kültürünü dünyaya pazarlarken –istisnalar kaideleri kuvvetlendirir- Türk sineması ise kendi kültürünün temel motiflerinden olan imam-hoca-dindar insan tiplemelerini para düşkünü, yobaz, tahammülsüz insanlar olarak gösterip bu tiplemelerin üzerinden dinin bağnazlık ve despotizmden başka bir şey vermediğini ortaya koymaya çalışmıştır. Buna hayır diyen yönetmenlerde çıkmış ama azınlıkta kalmışlardır.

Örneğin Halide Edip Adıvar’a ait “Vurun Kahpeye” filmi Cumhuriyet tarihi boyunca üç kez filme çekilmiş22 ve buradaki yobaz, acımasız din adamı tiplemesi hep hafızalarda diri tutulmaya, insanların zihinlerinde “işte din adamı böyledir” imajı oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna cevap sayılabilecek sadece birkaç çalışmada yapılabilmiştir.23 Fakat “Vurun Kahpeye” filminin vermek istediği imajinasyon Yeşilçam sineması diye de tabir edilen eski Türk sinemasının en klişe en ezbere tiplemelerinden birisi olup insanların zihin dünyalarında beğenilsin beğenilmesin yer etmiş durumdadır. Sadece 2000’lerden itibaren bu imajı bozabilecek dindar, doğru karakterlerde gözükmeye başlamıştır.24


Sinema işte bu noktada icad edildiği günden itibaren -nefsani ve şehevi duygulara direkt hitap eden yapımlar dışında- felsefi ve dini anlamda bir çok değerin taşıyıcısı ve dönüştürücüsü olmuştur. Gerçekliğe biçim vermeye çalışmıştır. Özellikle anlık hazlara düşkün, hayalperest seyirciyi kendine çok daha kolay çekmiştir. Seyirci perde de izlediği kahramanla kendini özdeşleştirmiş, bir model olarak onu sevmiş onun gibi konuşmaya ve giyinmeye gayret etmiştir. “Günümüz sinema seyircisi aktivite olanağı elde etmediği gerçek yaşamda, gerçekleştiremediği bu duygulardan bir film gösterisi sonunda arınarak rahatlar(katharsis)25 Katharsis yani boşalma holywood yapımlarının ortaya koyduğu dramatizasyon’un vazgeçilmezlerinden birisi olmuştur. Holywood dramada bu çizgiyi korumuş ta ki yeni bir dil üreten yönetmenler veya teknolojinin zorlamasıyla yeni imkanlara göre faklı hikayeler anlatan sinema adamları çıkana kadar. Dünyadaki sinema salonlarını ve TV ekranlarını adeta işgal eden Amerikan sinemasının ortaya koyduğu dil ve imajinasyon aşılamaz olarak görülüyordu. Amerika köklü bir maziye sahip olmadığı için kendi kültürel değerlerini kendisi üretmek zorunda kalmış ve bu üretimi teşvik eden durum tüm dünyaya ihraç ettiği film sayısındaki artışa da yansımış durumdaydı. Fakat 11 Eylül saldırıları Amerikan ve Batı sineması için bir dönüm noktası oldu.

Amerikan sineması büyüleyici atmosferini kaybetti ve saldırgan bir ülke imajından dolayı kalite ve dil açısından seviyesini korusa da izleyenler açısından eskisi kadar etkileyici dramalar,yapımlar ortaya koyamadı. Daha doğrusu üzerine gitmesi, eğilmesi gereken meselelere eğilmeyerek inandırıcılığını kaybetti. Tüm bunlara rağmen henüz Sinema ve TV alanındaki liderliğini bırakmamış durumdadır. Ama bu da herhalde bir zaman meselesi.

 

16-Düş,Gerçeklik ve Sinema,Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil, sh.72, İz yay.İst,1997.

17- Düş,Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil sh.76, İz yay.İst,1997.

18- Düş,Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil sh.151, İz yay.İst,1997.

19- “Benim için insan, esas olarak manevi bir varlıktır ve hayatının manası bunu geliştirmekten meydana gelir. Eğer bunda başarısızlığa uğrarsa, toplum bozulur….. Öznel mantığı-düşünceler, düşler, hatıra- göstermenin yolunu arıyorum.” Düş,Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil sh.149, İz yay.İst,1997.

20- Bkz. İçiçe Geçmiş Tarihler: Avrupamerkezcilik, Çokkültürcülük ve Medya Robert Stam, Ella Shohat, Der. ve Çev.: Edibe Sözen, Küreselleşme Krizi, Kış 2002 [ 77. Sayı ] Yine aynı makalede tezimizi güçlendirecek şu ifadeler dikkat çekicidir; “Baskın Avrupa/Amerika sinema formu, egemen sömürge düşüncesini miras bırakmak ve yaymakla kalmadı, aynı zamanda Asya, Afrika ve Amerika’da film dağıtımında da güçlü bir tekel kurdu. Avrupalı emperyal sinema, tarihi sadece yerel izleyiciler için değil, tüm dünya için şekillendirdi. Avrupalı izleyici için, sinema milliyet ve imparatorluk aidiyetinin gururlu hissini oluşturdu. “

21- Terminatör filmiyle ilgili Ziyaüddin Serdar’ın ilgi çekici analizlerinden de bahsedilen (sh.98 ve 101) bu çalışma için bkz. Düş,Gerçeklik ve Sinema,Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil, sh.209. İz yay.İst,1997.

22- Bu filmlerin yapım tarihleri ve yönetmenleri sıra ile şöyledir; Yön: Ö. Lütfi Akad 1949, Yön: Orhan Aksoy 1964, Yön: Halit Refiğ 1973

23- 1987 yapımı “Kurtar Beni” Yön. Halit Refiğ ve 1992 yapımı “Kapıları Açmak” Yön: Osman Sınav

24-“Adem’in Trenleri”(Yönetmen; Barış Pirhasan) ve “Takva”( Yönetmen; Özer Kızıltan) filmleri gibi.

25- BRECHT ESTETİĞİ VE SİNEMA ,Mutlu PARKAN,Dost Kitabevi,sh.20,1983,Ankara

………………………………………………………..

Bu bildiri Selçuk Üni. İlh. Fak. tarafından düzenlenen Din Eğitiminin Felsefi Temelleri başlıklı sempozyumda sunulmuştur. 8-9 Mayıs Konya.. 

İbrahim DEMİRKAN-İsmail BÜYÜKSÜTCÜ

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız