GÖSTERGEBİLİM AÇISINDAN İMAJİNAL DEĞERLERİN DİN EĞİTİMİNE ETKİSİ 1


Göstergebilim’in kökleri ilk çağ felsefesine kadar dayandırılmakla beraber günümüzde yapılan tanımlamalardan yola çıkarsak; dil, metin, görünen nesne, semboller yani işitsel ve görsel göstergelerin hepsinin insan zihninde algılanıp kodlanmasını inceleyen bir bilim dalıdır.

İncelediği alana ve metoda göre farklı tanımlarda yapılabilir. Anlambilim, dilbilim, fonetik, mimarlık, sosyoloji, psikanaliz ve daha birçok bilim dalı ve disiplinin oluşturduğu disiplinler arası bir disiplindir. En çok tanınan temsilcileri Roland Barthes(12 Kasım 1915, Cherbourg – 25 Mart 1980, Paris);O’na göre gündelik yaşamdaki rastgele öğelerden yüksek sanat yapıtlarına her şey bir gösterge olarak analiz edilebilir ve edilmelidir. Onun göstergebilim anlayışı bu noktada bu gösterge dizgelerini anlamak, işleyiş yapılarını çözmek ve dolayısıyla anlam dünyasının yapısını açıklamak çabasından ileri gelir.Umberto Eco(d. 5 Ocak 1932, Alessandria), İtalyan edebiyatçı ve bilim adamı; O da Roland Barthes’tan sonra, “ayrıntıların anlamı” ya da “ayrıntıların sosyolojisi” adı verilen bir anlayışın önemli köşe taşlarından birisidir, Mihail Bahtin (d. 17 Ekim 1895 – ö. 7 Mart 1975) O’na göre ise dilin gerçek niteliği, soyut dil yapısında değil, belli bir andaki sözce içindeki dilsel alışverişte, yani diyalojide ortaya çıkar. Yani dilin anlamını belirleyen şey söyleyen ile dinleyen arasındaki ilişki anında ortaya çıkar. Bahtin, bu anlamda, Saussure’cü dil anlayışına tarih öğesini sokmaktadır. Öte yandan eğer anlam, sadece söyleyen kişiye (özne’ye) ait değilse, burada merkezsizleştirilmiş de olmaktadır.
En çok mimari, sanat ve iletişim alanlarında kullanılan göstergebilim, psikanalizin(zihinsel, geri plan anlam çözümü) dayanak noktalarından biridir. Göstergeler, kod çözme sürecinde, çözümlemeci tarafından belli bir mantık dizgesinde çözülür. Semioloji/ Semiyoloji olarak da adlandırılan göstergebilim sadece dilsel ve metinsel göstergeleri değil aynı zamanda görüntüye dayalı her şeyi inceler. Ele aldığı konu dinî bir sembol de olabilir yada dünyaca ünlü bir market veya lokanta zincirinin kullandığı renk ve logo da olabilir. Fakat çıkış noktası İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure(1857–1913) ve Amerikalı filozof Charles Sanders Pierce(1839-1914) gibi önemli isimlerin üzerinde durduğu dilsel göstergelerdir. Sonradan bu sürece popüler kültür çözümlemeleriyle öne çıkan Roland Barthes, göstergebilim’i göstergelerden anlamlı dizgelere taşıyan Algirdass-Julien Greimas, gösterge bilimi sinema alanında değerlendirerek sinemanın da bir dil olduğunu ispatlamaya çalışan Christian Metz gibi farklı alanlardan bir çok isim göstergebilimi daha farklı alanlara ve metotlara kaydırarak bu bilimin konularını zaman içerisinde daha da zenginleştirmişlerdir. Tüm bu çalışmalara bakıldığı zaman göstergebilimi incelediği dilsel ve dilsel olmayan göstergelere göre iki alana ayırmak mümkündür.
1-Metin göstergebilimi
2-Görsel-işitsel göstergebilim
Bizim ilgilendiğimiz ise alan görsel-işitsel göstergebilime ait çalışmalar olacaktır. Fakat unutulmaması gereken en önemli husus; göstergebilim bir bilim dalı olarak gelişimini devam ettirmektedir ve kuramcılarının kendilerine özgü kurallarıyla göstergelerin çözümlenmesi yapılmaktadır. Biz burada göstergebilimde yer alan görüntü çözümlemelerine ait düşüncelerden (genelde düşünce ama bazende metot diyebiliyoruz çünkü şu ana kadar sistemleşmiş bir yapısı yok göstergebilimin) faydalanarak bu imaj çağında özellikle din eğitiminde kullanılabilecek görüntü ve ses gibi materyallerde dikkat edilmesi gereken hususlara dikkat çekeceğiz.

GÖRÜNTÜ OLA KESE SAVAŞI, GÖRÜNTÜ OLA KESTİRE BAŞI
Görüntünün sözün önüne geçtiği, görselliğin ve imajın her şey olduğu bir çağda yaşıyoruz. Sokaktan eve kadar yaşadığımız bütün ortamlarda bizleri etkilemeye yönelik görsel bir bombardımanın altında zihnimizde yeni imajlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Böylece içsel olanın itildiği, görsel olanın ön plana çıkarıldığı, insanın sokağa, çarşıya davet edildiği gizli göndermelerin dünyasına davet ediliyoruz. Ünlü Rus sinemacı Andrey Tarkovski’nin ifadesiyle; “Resimler, görsel izlenimler bunu sözcüklerden daha iyi başarırlar. Özellikle de ‘söz’ün efsunlu ve büyüleyici boyutunu yitirdiği, bir zamanlar sahip olduğu sihri elimizden kaçırdığı günümüzde… Haberlere boğuluyoruz ama hayatımızı değiştirebilecek en önemli mesajlar bize ulaşmıyor”1
İşte bu noktada bir Müslüman için din eğitiminde imajinal değerlerin olumlu ve olumsuz anlamda birçok etkisi vardır. İmajinal kelimesinden ne kastettiğimizi açıklamadan önce değerin tanımını yapacak olursak. “Değer; İnsan davranışlarının yol göstericisi bir inanç veya bir şeyin arzu edilebilir iyi veya edilemez, kötü olduğu hakkındaki inançtır”2

İmajinal kelimesinden neyi kastettiğimizi açıklayacak olursak; İnsan zihninde işitsel ve görsel etkileşimden sonra oluşan duyumsamaların ve izlenimlerin zihinde görüntüye dönüşerek resimsel bir değer kazanmasıdır. Yani insana hangi kavram iyi veya kötü olarak gösterilecekse onunla birlikte çağrıştırması istenen görsel tasavvur verilmektedir.

Göstergebilim açısından konumuza eğileceğimizi belirttik ama göstergebilimin sadece kendi içerisindeki tartışmaları referans alarak bir şeyler anlatmak meseleleri iyice açmaza sürükleyecektir. Örneğin “Sinemada Anlam Yaratma” adlı kitabında Seçil Büker, Saussure’in çıkış noktasını KANT olarak aktarırken(Milliyet yay.) Peter Wollen’e ait “Sinemada Göstergeler ve Anlam” adlı kitapta (Metis yay.) Saussure’in E. Durkheim’den etkilendiğini söyler. Dil’in toplumsal bir kurum olduğunu ve bireysel mesajdan önce var olduğunu belirtir. Biz ise bu meseleyi Allah’ın Adem’e isimleri öğretme sürecinden bakarak çözümleyebiliriz. İlahi vahiy dil’in oluşmasında ve anlam dünyasının zenginleşmesinde insanlık tarihine bakıldığında ana motiflerden birisi olmuştur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “O, insanı yarattı ve ona beyanı öğretti”(er-Rahman 55/3-4) buyrulmaktadır. Hatta ilk yazının bulunması Sümerlere veya Mısırlılara atfedilse de biz Hz. Adem’e inen ilk suhufla insanlığa yazının da bahşedildiğini söyleyebiliriz. Kur’an’ın dil alanında bir mucize olduğunu ve var olan Arapça’yı adeta yeniden ihya edip nasıl zenginleştirdiğini de unutmamak gerekir. Keza kendi dilimizde de Kur’an-ı Kerim ve İslam kültüründen gelen birçok kelime ve kavram vardır.

Kısaca bu alandaki kuramcıların fikirlerinden faydalanmakla beraber özellikle Kur’an ve sünnet temelli bir bakış açısıyla başta görüntü dünyası olmak üzere batının TV ve sinema ile oluşturmaya çalıştığı imajinal değerlerin ruh dünyamızda oluşturmak istediği etkiyi inceleyeceğiz. Batı’da ve ülkemizde sözde sadece insanları eğlendirmek için üretilen sesli ve görüntülü medyaların aslında her yaştan insanı informal bir eğitim sürecinden geçirdiğini göstermeye çalışacağız. 19.yy.’dan itibaren filmlerden ve ya TV Starlarından etkilenerek hayat felsefesini oluşturan bir gençlik profiliyle karşı karşıyayız. İşte bu süreçte Müslüman bireylerin değerlerini hangi kaynaklardan etkilenerek oluşturdukları özellikle çocuklarının eğitiminde nelere dikkat etmeleri gerektiği önem kazanmaktadır.

MÜZİK VE İMAJ
Geleneksel müziğimizin önemli icracılarından ve temsilcilerinden olan Cinuçen Tanrıkorur “Mevlânâ’yı anlamak için nasıl önce Kur’ânı bilmek şartsa (Yunus için de aynı şeydir), Bach’ı anlamak için Hıristiyanlığı bilmek şarttır.” 4diyerek kültürel ortam ve şahsi tecrübelerden bağımsız sanatsal üretim yapılamayacağına işaret eder. İslam kültüründe bir çocuğun ilk duyması gereken ses, onun kulağına okunacak ezandır3. Böylece oluşturulacak dini atmosferin insanı iyiye, güzele ve hayra teşvik etmesi beklenir. Arthur Schopenhaur müziğin insanı “..bütün pislik, zavallılık ve bayağılıklardan” arındırdığını söyler5.Bazı tarikatların müzik bağlamında dini musiki ile olan sıkı ilişkisi düşünülmeye değerdir. Cehri zikir, sema ve Mevlevilikte ney gibi unsurlar dini hayatı renklendirmiş, insanın manevi duygularının zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Günümüzde her hangi bir film sahnesinde fonda çalınan ney, zihinleri otomatik olarak dini bir olayın yaşanacağına dair beklentiye sevk etmektedir bu da ney sesinin artık dini anlatımlarda kullanılan önemli bir kültürel kod olduğunu göstermektedir.
Müziğe duyulan sevgi ve ondan etkilenme ortak, evrensel bir duygudur. Fakat zihne yüklenen imajla bu durum değerler açısından iyi ya da kötü olarak sınıflandırılabilmektedir. Örneğin rock ya da hardrock konserlerde seyircilerin yaptığı “cezbe” halindeki hareketler batılı değerleri yüceltmeye çalışan medya tarafından insanların özgürce eğlenmesi, çağdaşlık olarak lanse edilmiş ama zikir anındaki insanların coşkusu ve cezbe halleri yine aynı medya tarafından bir sapkınlık, bir gericilik olarak verilmeye çalışılmıştır. Söz konusu dindar bir insanın bakış açısı olduğunda ise tam tersi bir durum ortaya çıkmaktadır. Keza konserlerde yakılan mumlar eşliğinde bir sağa bir sola sallanan dinleyici görüntüleri şeklen bir kilise ayini havasını hatırlatması gerekirken yazılı ve sözlü medya tarafından sadece gençlerin masum bir şekilde eğlenmesi, zevkten kendinden geçmesi olarak lanse edilmekte ve bu doğrultuda bir imaj üretilmeye çalışılmaktadır. Bir dindar insan içinse bunun tam tersi geçerlidir.
Müzik bir eğlence aracı olduğu kadar ruhu etkileyen hatta ruhsal ve bedensel hastalıkların tedavisinde kullanılan sanatsal bir eylemdir. Örneğin Osmanlı imparatorluğu zamanında kurulmuş olan Edirne Darüşşifasında(II. Bayezid Külliyesi) hastalara uygulanan müzikli tedavi bunun en canlı örneklerinden birisidir.

Müzik bir dil olarak insanları derinden etkileyen bir güçtür ve bu yüzden de bütün dinlerde ilahilerin ve dini metinlerin makamlı bir şekilde okunmasına gayret edilmiş, dini musikiye önem verilmiştir. Hatta Hz. Davud’un sesinin çok hoş olduğu ve dağlarla, kuşların onunla beraber tespih ettiği Kur’an-ı Kerim’de belirtilir (Sad suresi 18.ayet, Sebe suresi 10. ayet).
İbtidai diye nitelendirilen en ilkel kabilelerden en modern toplumlara kadar müzik vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelmiştir. Artık tercih edilen müzik türleri yaşam biçimleriyle sıkı sıkıya alakalıdır. Ülkemizde de bu anlamda arabesk müzik-klasik batı müziği karşılaştırmaları daha çok yaşam tarzları ve ideolojik tutumlar bağlamında tartışılmaktadır. Bir başka örnek ise bugün metal müzik seven gençlik, giyiminden koluna yaptırdığı dövmelerine kadar pop seven gençlikle kendisi arasına bir mesafe koymaya çalışmaktadır. Bu imaj çağında hoşlandığı müziği görünümüyle yansıtmak, alamet-i farikasını müziğiyle ortaya koymak olağan karşılanır hale gelmiştir. İslam dininde ise bu imajinal durumla karşılaştırılabilecek olan “şeair” kavramı bulunmaktadır. Ezan, cami, Kâbe, takke, sakal gibi göstergeler bireye ve topluma her daim dini
hayatı ve atmosferi yaşatıp anımsatacaktır. Bu anlamda geleneksel müziğimizde hayatın içinde var olmuş ve bir çok ürünler verilmiştir.6
Bir toplumun kültürel kodlarını ve yaşam biçimini değiştirecek kadar etkili ve evrensel bir dildir müzik.
1-KURBAN, Andrey Tarkovski, Dönemli yay. İst.1988.sh.175
2- Değer konusunun Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi dersi müfredatına “Değerler ve Aile” başlığı altında konulmasına vesile olan Prof. Dr. A.Nedim SERİNSU’nun konuk olduğu“Değerler ve Aile-1” adlı 9.sınıf din dersi programından. (http://internettv.meb.gov.tr/dersler.asp?NO2=111&NO=2&KOD=7 Linke ulaşma tarihi; 17.03.2009
3-Hz. Ebu Rafi anlatıyor: Hz. Hasan dünyaya geldi zaman Hz. Peygamber(a.s.m)’in onun kulağına ezan okuduğunu gördüm.(Ebu Davud, Edep, 107; Tirmizî, Edahî,16; Ahmet b. Hanbel, VI/9,291)
4-KÖPRÜ dergisi, 67. Sayı ,Popüler Kültür ,Yaz 99, (http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=443)
5- Yalçın Çetinkaya, Müzik Yazıları, Kaknüs Yayınları, İstanbul 1999, s. 130.
6- Değişik makamlarda okunan ezanlar dışında bu musiki eserlerinden en meşhuru bir Itri bestesi olan teravih namazları arasında okunan salâvattır. İnsanın zihnine nakşedilmesi ve topluca okunması çok kolaydır.

……………………

Bu bildiri Selçuk Üni. İlh. Fak. tarafından düzenlenen Din Eğitiminin Felsefi Temelleri başlıklı sempozyumda sunulmuştur. 8-9 Mayıs Konya..

İbrahim DEMİRKAN-İsmail BÜYÜKSÜTCÜ

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

GÖSTERGEBİLİM AÇISINDAN İMAJİNAL DEĞERLERİN DİN EĞİTİMİNE ETKİSİ 1” için bir yorum

  • 25/05/2009 tarihinde, saat 22:20
    Permalink

    İnsanın değeri derdi kadardır.Yani derdin varsa,çilen varsa bir menzile ulaşırsın.Günümüz postmodern dünyası yeryüzüne cenneti inşa etmeye çalışarak insanı dertsizleştirmekte yani değersizleştirmektedir. Başarılar..

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız