GÖK BAYRAĞIN YERE DÜŞMESİNE, ALBAYRAĞIN RIZASI YOKTUR!

Kuruluşundan 4 yıl sonra 1949 yılında Kızıl Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edilen Doğu Türkistan Cumhuriyeti 72 yıldan beri Çin işkencesine tabi tutulmaktadır. Dünyada hiçbir millet Uygur Türkleri gibi bu kadar uzun süre zulme maruz bırakılmamış ve yine dünyada hiçbir millet bu kadar zulüm ve işkence görmesine rağmen bağımsızlık ve özgürlük yolunda direnç gösterememiştir.

Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri işgal altında kaldığı süreç içinde Çin zulmüne karşı 500’den fazla milli ayaklanma yapmıştır. Bu ayaklanmaların en önde gelenlerinden birisi de 5 Nisan 1990 yılındaki 7 aylık çocuğa 77 merminin sıkıldığı, 9 köyün, 9 kasabanın tarihten silindiği, yüzlerce çocuk ihtiyar, kadın erkek masun insanın şehit edildiği, binlerce insanın tutuklandığı 5 Nisan 1990 yılındaki Bar’ın Milli Kurtuluş Hareketidir. Barın Milli Kurtuluş Hareketi şehitlerimizi rahmetle anarken Doğu Türkistan’da halen devam eden Kızıl Çin Zulmünü lanetliyorum.

Uygur Türkleri halen Kızıl Çin tarafından dünyanın gözü önünde adeta soykırıma tabi tutulmaktadır. Uygur Türklerine uygulanan katliam, zulüm ve işkenceler Birleşmiş Milletlerin soykırımı tanımına tıpa tıp uyduğu halde ne yazık ki Birleşmiş Milletlerin koruyucu şemsiyesi altına bir türlü girememiştir. Bugün dünyanın birçok bölgesinde özellikle İslam coğrafyasında savaş, işgal veya başka sebeplerle zulme maruz kalan ülkeler ve toplumlar mevcuttur. Ancak Doğu Türkistan’ın özerk Uygur bölgesinde farklı bir zulüm örneği yaşanmaktadır. Bu bölgenin dünya ile iletişimi koparılmıştır. Burada kapalı devre bir işkence ve hunharca katliam icra edilmektedir.

“Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komisyonu” tarafından hazırlanan rapora göre özerk Uygur bölgesinin dev bir gözetim kampına dönüştürüldüğü açıkça ifade edilmesine rağmen ne yazık ki Çin’in sürdürdüğü insanlık dışı soykırım politikalarına uluslararası kuruluşlar ve tüm dünya, gözlerini kapamış durumdadır.

ZULME SESSİZLİĞİMİZ İNSANİ VE VİCDANİ DUYGULARIMIZIN TÜKENMESİNDENDİR

Son aylarda dünya konjonktürü de dikkate alınarak Almanya, ABD, İngiltere ve Fransa, Haiti, Monako ve Honduras’ın da aralarında da bulunduğu 39 ülke, toplama kamplarında zorla tutulan 3 Milyon Müslüman Uygur Türkünün serbest bırakılması konusunda çaba sarf ederken, Türki Cumhuriyetlerinin, İslam ülkelerinin ve İşbirliği Teşkilatının Çin ile siyasi ve ticari çıkarları bahane edilerek milyonlarca insanın katledilmesine, zulüm ve işkence görmesine kör, sağır ve dilsiz kesilmeleri Müslümanlıktan uzaklaştıklarının göstergesi olduğu gib, insani ve vicdani duygulardan da uzaklaştıklarının göstergesidir.

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır insanlık suçlarının işlendiği ve 3 Milyon Uygur Türkünün zorla tutulduğu toplama kampları Kızıl Çin halk Cumhuriyeti tarafından dış dünyaya; “Aşırı ırkçılığı ortadan kaldırma ve yeni beceriler kazandırma mesleki eğitim kampı olarak tanıtılmakta, insanca ve özgürce yaşamaktan başka hiçbir arzusu olmayan bu mazlum milletin verdiği bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi Kızıl Çin tarafından terörist bir eylem olarak değerlendirilmektedir.

Çin zulmü sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalıp başka ülkelere sığınan ve kendi yakınlarından haber alamayan Uygur Türklerinin; kendi soydaşlarının çektiği sıkıntıları dile getirmek, için gösterdikleri gayretler de Çin ile imzalanan “suçluların iadesi antlaşması” gereği veya Çin’in oluşturduğu diplomatik kuşatmanın etkisiyle ne yazık ki bulundukları ülke yönetimleri tarafından terörist faaliyet olarak değerlendirilmektedir.

SUÇLULARIN İADESİ ANTLAŞMASININ KONUSU UYGUR TÜRKLERİDİR

2017 yılında Çin ile ülkemiz arasında imzalanan ve 22 Maddeden oluşan suçluların iadesini öngören Anlaşmanın 3. Maddesinde, iadesi talep edilen kişiye sığınma hakkı tanınması halinde talebin reddedileceği ifade edilmektedir. Her ne kadar Türk hükümeti anlaşmanın “Uygur Türklerini kapsamadığını ifade etse de Çin hükümetine göre ülkemizde Uygur Türklerinden başka suçlu var mıdır? Mezkûr anlaşma maddelerinin içinde Uygur Türklerinin kapsam dışı bırakıldığına dair bir madde var mıdır?

Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, Henüz TBMM’ de görüşülmeyen Çin ile Türkiye arasında imzalanan suçluların iadesi anlaşmasının ana konusu Çin açısından ülkemize sığınan Uygur Türkleridir. “Çin’de Türkiye’yi tehdit eden Türkiye’de siyasi suçlu olup Çin’e sığınan bir kişinin olup olmadığı meçhuldür. Ancak Türkiye’de yaklaşık 50 bin kadar Uygur Türkü bulunmaktadır. Bunlar arasında Türk vatandaşı olup ikamet hakkı elde edenler olduğu gibi özellikle 2000 yılından sonra Türkiye’ye sığınıp hala vatandaş olamayan ve ikamet hakkı alamayan Uygur Türkleri de da bulunmaktadır. Bunlar Çin’in baskısından dolayı evlerinden alınıp karakollara götürülüp hesaba çekilmektedir.

CEZALANDIRMA KAMPLARINDA 3 MİLYON UYGUR TÜRKÜ TUTULMAKTADIR

Doğu Türkistan’da yaşayan 35 milyon soydaşımız ve dindaşımız yaklaşık Özellikle 11 Eylül 2001 yılından sonra küresel güçler tarafında dünya çapında başlatılan “terörizme karşı güç oluşturma” furyasını da bahane ederek Çin Uygur Türkleri üzerindeki baskısını giderek artırmakta, “Eğitim Kampı” adı verilen gerçekte “cezalandırma kamplılarında 3 Milyon civarında Uygur Türkü halen işkenceye tabi tutulmaktadır.

Nazi kamplarını bile aratmayacak çalışma kamplarında her türlü işkenceye tâbi tutularak insanların beyinleri yıkanmaktadır. İnanç ve medeniyet değerlerine sahip çıkan gençler potansiyel suçlu gözüyle yargısız infaza tâbi tutulmakta, enselerine kurşun sıkılarak alenî bir şekilde öldürülmektedir. Öldürülen gençlerin ailelerinden de ‘kurşun vergisi’ alınarak manevî işkence yapılmaktadır. Ötürülenlerin organları paramparça edilerek yurt dışında ki organ mafyalarına satılmaktadır.

Uygur Türklerinin Nüfus yoğunluğunun azaltılması D. Türkistan’ın özerk Uygur bölgesinde demografik yapının Çinliler lehine değiştirilmesi için, bölgeye Çinliler yerleştirilmekte, erkekler iğne kısırlaştırılmaktadır. Kadınlar zorunlu kürtaja ve doğum kontrolüne tabi tutularak nüfus planlaması adı altında bebekler daha ana karnında iken katledilmektedir. Kürtaj ve doğum kontrolüne karşı çıkan kadınlar ailelerinden koparılarak, işkence, zorla tecavüz ve cinsel istismar yapılmaktadır.

Aileleri toplama kampına alınan çocuklar ise yatılı okul ve yetimhane görünümlü çocuk kamplarında beyinleri yıkanarak birer Çinli gibi yetiştirilmektedir. Toplama kamplarına alınan erkeklerin evlerine ise Çinli memurlar yerleştirilerek mahremiyet ayaklar altına alınmaktadır. İnsanca yaşamayı talep eden bağımsızlık yanlısı aydınlar ve sivil toplum önderleri keyfi bir şekilde idam edilmektedir.

26 Haziran 2009 tarihinde Çin’in Kuzey batısındaki Sincan Uygur Özerk bölgesinin Merkezi olan Urumçi de Çin Devletinin meslek edindirme bahanesiyle Uygur kızlarını fuhşa teşvik etmelerine tepki gösteren 150’den fazla Müslüman genç vahşice öldürülmüş, 800’den fazlası da yaralanmıştır.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER YOKTUR!

Türkistan’da faili meçhul cinayetlere rastlanmamaktadır. Çünkü, Kızıl Çin hükümetinin insan hakları gibi, demokrasi gibi, hukuk kurallarına uyma gibi bir sorunları yoktur!.. Hele hele kendilerine göre suçlu saydıkları Uygur Türklerini yargılama gibi bir dertleri hiç yoktur. Doğu Türkistanlı Türk ve Müslüman olmak potansiyel suçlu olmak için yeterli görülmektedir. Cezası da klasik yöntemle resmî devlet görevlisi tarafından sokak ortasında diz çöktürüp kafasına kurşun sıkılarak öldürülmektir.

Velhasıl Doğu Türkistan’da sadece zulüm yoktur. Doğu Türkistan’da sadece baskı yoktur. Doğu Türkistan’da topyekûn 35 milyon Uygur Türkünü yok etmeyi hedefleyen bir soykırım vardır. Bir de soykırıma tabi tutulan 35 milyon Uygur Türkünü hissiz ve sessizce seyreden sözde uygar dünya vardır! Nerede Sözde Ermeni soykırımı savunucuları? Nerede Birleşmiş Milletler? Nerede UNICEF? Nerede okyanusta mahsur kalan balinalar için seferberlik ilan edenler? Nerede hayvan hakları savunucuları, nerede feministler? Nerede İslam İş Birliği teşkilatı? Nerede İslam coğrafyasının halkları, devlet ve hükümet başkanları?

ÇİN MALLARINI TÜKETEREK UYGURLARA SIKILAN KURŞUNUN MALİYETİNİ ÖDÜYORUZ!

İşte Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz böylesine yalnızlık içerisinde Çin zulmüne karşı onur mücadelesi verirken biz burada Çin mallarını tüketerek dindaşlarımıza ve soydaşlarımıza, öz kardeşlerimize sıkılan kurşunun maliyetinin ödemeye çalışıyoruz. Çin mallarını tüketerek Çinlilerin ekmeklerine yağ sürüyoruz.

Çinin Doğu Türkistan’da yürürlüğe soktuğu “suçlar” sadece ölüm ve işkenceyle sınırlı değildir. Çin Halk Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesindeki ”Her Çin vatandaşı dinî inanç ve hürriyete sahiptir” denilmesine rağmen, kâğıt üzerinde devlet güvencesi altında olan din ve ibadet hürriyeti Uygur Türkleri için geçerli değildir. Doğu Türkistan’da 18 yaşına kadar din eğitimi alınması ve verilmesi, 18 yaşını doldurmayanların camiye gitmeleri ve ramazan ayında oruç tutmaları, dinini belli edecek şekilde kıyafet giymeleri Komünist Parti yetkililerinin uygun görmediği Kur’an-ı Kerim’in meal ve tefsirlerini okumaları, halkın dinini öğrenmek ve öğretmek için yaptığı faaliyetler, kitap dergi kaset gibi dini dokümanların basılması ve dağıtılması da suç sayılmaktadır.

Doğu Türkistan’da 1949-1979 yılları arasında 29 bin cami yok edilmiş, 54 bin din görevlisi ağır çalışma kamplarına gönderilmiş ve yalnız Urumçi’de 370 bin Kur’an-ı Kerim yakılmıştır. 1997 yılından bu yana sadece Hoten bölgesinde 1200 cami kapatılarak birçoğu da barakaya, komünist parti merkezine ve büroya döndürülmüştür. Öyle ki, zamanın Doğu Türkistan Genel Valisi Burhan Şehidi’nin ifadesine göre 1952’de çoğu din adamlarından oluşan 120 bin kişi idam edilmiştir. Çin’de Sadece öldürülerek soykırım yapılmamakta, milli ve manevi değerleri yok edilerek kültürel soykırım da gerçekleştirilmektedir.

ÇİN DOĞU TÜRKİSTAN’I NEDEN İSTİLÂDAN VAZGEÇMİYOR?

Çin Doğu Türkistan’ı istiladan vaz geçmemektedir. Çin’in milli gelirinin %40 ı Doğu Türkistan dan temin edilmektedir. Çünkü Doğu Türkistan toprakları, petrol, uranyum, demir, kömür, altın, volfram, tuz, doğal gaz gibi stratejik yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahiptir. Bütün Çin’de mevcut olan 148 çeşit madenin 124 çeşidi Doğu Türkistan’dan çıkarılmaktadır. Petrol rezervlerinin %25’i doğalgaz rezervlerinin %28’i Doğu Türkistan’da bulunmaktadır.

Doğu Türkistan’daki maden ocakları Çin’deki toplam 5.000 maden ocağının %85’ini teşkil etmektedir. Yaklaşık 500 bölgeden petrol, 30 bölgeden doğalgaz çıkarılmaktadır. 8 milyar ton olarak belirlenen Petrol rezervinden elde edilen 10 milyon ton petrol her yıl Çin’e taşınmaktadır. Çin’in kömür rezervinin yarısı Doğu Türkistan’da olmasına rağmen, Doğu Türkistan’da bulunan sanayi kuruluşlarında çalışanların %10’unu Uygur Türkleri, petrol tesislerinde çalışanların %99’unu bölgeye yerleştirilen Çinliler oluşturmaktadır. Urumçi’de 200 bin endüstri işçisinin %10’u Uygur Türkü, Tekstil çalışanlarının ise %90’ı Çinli öğretmenlerin ise sadece %25 Uygur Türklerine verilmektedir. Buna rağmen halkın %80’i açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermektedir.

Doğal kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden sayılan Doğu Türkistan’dan Çin’in kendiliğinden vazgeçmesi, Cehennemi aratmayacak bu insanlık dışı zulmü kendiliğinden terk etmesi mümkün değildir. Doğu Türkistanlıların haklı, insanî ve onurlu mücadelesi karşısında ekonomik ve siyasi kaygılar sebebiyle Doğu Türkistanlı kardeşlerimize karşı kayıtsız ve sorumsuz kalmasını Kızıl Çin’in vicdansızlığına terk edilmesini; insanlık, Müslümanlık şahsiyetli dış politika anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir.

GÖK BAYRAĞIN YERE DÜŞMESİNE, ALBAYRAĞIN RIZASI YOKTUR!

Türkiye bölgesinde lider ülke, dünyada güçlü devlet olmak istiyorsa, nerede bir Müslüman Türk varsa, orada Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümeti var olmalıdır. Nerede bir insan ve Müslüman göz gözyaşı akıyorsa, Müslümanlar o gözyaşını dindirmelidir.

Türkiye derhal Çin Halk Cumhuriyeti’ni Doğu Türkistan’ı işgal ve Uygur kardeşlerimize yaptığı zulümden vaz geçirmek için çaba sarf etmelidir. Çin ile yapılan suçluların iadesi antlaşmasını ilişkilerini askıya almalıdır. Çin mallarının Ülkemize sokulmasını yasaklamalı, halkımızı da Çin mallarını boykota çağırılmalıdır. Böyle bir davranış İnsanlığımızın ve Müslümanlığımızın gereğidir.

Çünkü, Doğu Türkistan İslam coğrafyasının yüz akıdır. Orası Divan-ü Lügati’t Türk sahibi Kaşgar’lı Mahmut, Kutadgu Bilig sahibi Yusuf Has Hacip ve 932 yılında İslam’ı kabul ederek, tarihteki ilk Müslüman Türk Hakanı olmuş Türklerin toplu halde İslam’a geçmesine yol açmış Abdulkerim Satuk Buğra Han gibi devlet ve bilim adamlarının yetiştiği kültür ve medeniyet merkezi olan İslam coğrafyamızdır.

İnancımıza göre “Müslüman, Müslümanın kardeşidir.”, “Müslüman kardeşine zulmetmez, Müslüman kardeşini düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir.” Çin zulmünün gerekçesi Doğu Türkistan halkının Müslüman olması, yer altı ve yer üstü zengin doğal kaynaklara sahip olmasıdır. Halka uyguladığı zulmün en önemli nedeni halkın Müslüman olmasıdır. Doğu Türkistan’ın Çin işgaline ve Çin zulmüne terk edilmesi hiçbir ticari ve siyasi kaygının mazereti sayılamaz. Çünkü Gök Bayrağın yere düşmesine, Albayrağ’ın asla rızası yoktur.

İlahî adalet bir gün mutlaka tecelli edecek, mazlumların kanlarını dökenlerden de mazlumları zalimlerin eline ve insafına terk edenlerden de mutlaka hesap sorulacaktır.

Yazımı noktalarken, Filistin’de Doğu Türkistan’da özgürlük ve bağımsızlık için can veren mücahitleri rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun diyorum. İşgalci güçleri, zalimleri nefretle lanetliyorum. Yaşasın zalimler için cehennem, diyorum.

Mustafa KIR
Yazar-Eğitimci
ASTP Başkanı

FACEBOOK HESABIMIZ