GERÇEĞİN KALBİNE YOLCULUK-SON (Ödüllü Sinopsis)

Mehmet arabasıyla dağlık bir bölgede ilerlemektedir.PKK tehlikesinden dolayı dolambaçlı yol izler. Köy minibüsü (Fiat, 20-25 kişilik), üstü tıka basa eşya ve tavukla doludur. Mehmet onlara, onlar da Mehmet’e bakar. Mehmet’in lastiği inmektedir. Minibüs durur, yardım ederler.

Mehmet torpidodan bir şey isteyince Osmanlıca kitapları gören köylü minibüse haber verir. Kadınlar muska yazmasını ister. Doktora verecek kadar paraları olmadığını, imamın da yazmadığını söylerler. Mehmet zor kurtulur.
Yolda trenle yarışır. Makinist ileride köprü yıkık diye işaret edince bu işareti yarış istiyorsun ha diyerek karşılar ve hızlanır. Yıkık köprüden uçar, karşı yola düşer, tren yolunun tam kenarında durur. Tren arabayı adeta yalayarak geçer. Tren geçince karşıda iki çocuk belirir. Bizi şehre götür derler. Aileleri terörden öldürülmüştür, Ahlat’a gider. Genel görünüşü. Çocukları kaybeder. Çay ocağında bir aşık saz çalar. Bir ihtiyar Bediüzzaman’ın sözü tutulsa bunlar olmazdı diyerek O’nun “bir cani için bin masum yakılmaz” fikrini söyler. Geriye dönüş. İnsanlar öldürülmektedir. Gazete başlıkları. Dersim isyanı.
Mehmet Van gölü kıyısında gün batımında bir şeyler yiyip içer, Mardin’e giderken arabası kurşunlanır. Ölümden kurtulur. Yara almaz. Aradığı Hafız Muhammed’in torununu bulur. Torunu, ha hatırladım, dedem söyler dururdu, sadece bize hakkımızı verse rahat ederdik. Dedenle ortaklarmış. Borcunuz filan yok. Bir senet verir. Mehmet taş ocağının yerini öğrenir. Şehrin dışındadır.
Altları şalvarlı, üstlerinde askeri kaban iki silahlı taş ocağı binalarının yanında boşaltılmış bir köyde iki çocuk, bir kadın ve ihtiyar bir adamı tutarlar. Mehmet’e ‘ya sen ya onların hayatı’ derler. Mehmet tereddüt eder. Kadın, ihtiyar ve çocukları evin diğer tarafına götürürler. Kadının yalvarma sesleri içinde kurşun ve bağrışmalar gelir. Bir çocuk binanın arkasından kaçarak çıkar, arkasından vurulup, yere yıkılır. Mehmet ağlar. Karakolda ifade verir. Aldığı senede bakar. Senedin arkasındaki rakamları ve şu yazıyı görür, “50+10+20+4+5=89. Şayet sana veremezsem borcumu, Para kadın yüzünü yapanın köyünde. Tefekkür ağacının dibinde. Teemmel! (Düşün)” Mehmet Niğde olduğunu sözlükte ebced hesabına bakarak çıkartır. Mardinden ayrılırken arabanın iki tarafındaki tarlalar yanarken doğuyu terk eder. Mehmet eve para istemek için telefon eder. Kızkardeşi Jale bu hayattan bıktım, her şeyimizi kaybettik diyerek silahla intihar eder. Mehmet engelleyemez.
Mehmet Salda Gölünün kıyısında bir köylü ile konuşur. Almanlar göl suyu için içilebilir raporu vermişlerdir. Beş metreye kadar dibi gözükür. Gölde yüzer, yıkanır. Evini hatırlar.
Mehmet Niğde’de turizm bürosundan kadın yüzü ile ilgili bir motif olup olmadığını sorar. Sadece Mal Hatun Türbesindeki kadın figüründen bahsedilir. (Belli belirsiz yapılmıştır.) Tarihi eserleri gezer. Yorgun ve ümitsiz Alaaddin Cami karşısında oturur. Nevalesini yer. Caminin portralinde yavaş yavaş oluşan kadın yüzü şeklini fark eder. Portraldeki kadın yüzü şekli güneş ışığının vurması sonucu gölgelerle oluşur.
Mimarın doğum yerine doğru yola çıkar. Trafik kazasından kıl payı kurtulur. Arabası durmuştur. Gökyüzüne bakar. Kamera sadece arabanın ön camını alır. Cama gökyüzünde siyah nokta halinde bir şey hızla gelir. Büyür, büyür, görüntüsü camı kaplar. Mehmet arabadan kendini atar. Cam parçalanır. Düşen bir aslandır. Mehmet koşmaktadır. Bozkırda bir tepede soluklanarak etrafa bakar. Uzaktan bir aslan gelir. B. S. Nursi’nin 8. Sözler kitabında bahsettiği hikaye gerçekleşir. Mehmet aslandan kurtulmak için kuyuya atlar. Bir dala tutunur. Dalın köklerini siyah ve beyaz iki fare yer. Aşağıda korkunç sesler gelir. Dal kopar. Uyanır. Arabasının ön camı kırıktır, yerde uzanmıştır. Arabasını satar. Bindiği otobüste farkında olmadan parasını çaldırır. Ücretini veremeyince atarlar. Direnir, dayak yer. Buğday tarlasının kenarında oturur. Yüzü gözü kan içindedir. Yavaş yavaş rüzgarla sallanan buğdaylarla beraber sallanır. Rüzgarın sesi duyulur. Bir köylü köy odasında misafir eder. Köy adasına girince geçmişe dönüş, siyah beyaz. Risale-i Nur’u iki kişi gizlice mum ışığında yazmaktadır. Jandarmalar gelir.
Hapsedilmiş dedesinin hücresine konur. Dedesi ne arıyorsun evladım burada. Mehmet dedesine gitmemesini, asılacağını anlatmaya çalışır. Dedesi ayak sesleri duyunca seni görmesinler der. İki jandarma gelir, Mehmet yokmuş gibi dedesini alır götürürler. Demir kapı yüzüne kapanınca, çıkartın beni buradan suçsuzum diye bağırır. Pencereden sızan ışığa bakar. Tefekkür ağacının görüntüsünü oluşturur. Karakolda Risale-i Nur’ları yazmaktan ifadesi alınarak mahkemeye sevk edilir. Mehmet götürülürken birisi getirilir. Bekçi, bu da Bolşevik’miş, komiser küfrederek tokat atar. Mehmet karakoldan çıkınca gündüz olur. Köy odasının önündedir. B.S. Nursi’nin evini arar, bulur. Geçmişe dönüş. Bediüzzamanla karşı karşıyadır.Mehmet’e yaşadığı, aslanın kovalama olayını açıklar. Mehmet biz suçluyuz affet. Çekilen bunca acıyı göremeyecek kadar körüz diyerek ağlar, sessizce.
Hazine tefekkür ağacının altındadır. Mehmet ağacın altından hazineyi alır. Altın paraları havaya saçar. Eve telefon eder. Annesi parasını veremediğinden psikiyatrisin artık kendisini aramamasını istediğini, Jale’nin ölümünü söyler. Mehmet hazineyle evlerine döner. Bahçede yapraklar dökülmüş, tarumar, ev başkasının olmuş, ama boştur. Diz çöker, Jale’nin kedisi gelir. Kedinin miyavlamasından Ya Rahim sesini işitir. (B. S. Nursi normal bir insanın kedi miyavlamasından bunu algılayabileceğini, başından geçen bir olayla anlatır. Sözler. Sayfa 301-302. Yeni Asya Neşriyat 1994).
Mehmet eve girer. Ev dağılmış, duvarlar eskimiştir. Duvardaki portreler düşmüş, eğrilmiş, levhalar yıllanmıştır sanki. Mehmet çatıda Hüvel Baki levhasını indirir.
Duvara asar. Renkler değişir. Duvar tertemiz, ev eski düzgün haline döner. Aile mutludur. Hüvel Baki, sonsuz olan O’dur, demektir.

SON

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız