GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DEĞİŞMEYEN/DEĞİŞMEYECEK BİR ZİHNİYET TAVRINA DOSTANE BİR ELEŞTİRİ: ALİ ÜNAL ÖRNEĞİ

     Son yıllarda,ortadoğuda gelişen hadiseler genel olarak dünyada,özelde ise İslam Dünyası’nda ve ülkemizde bir kritiğe tabi tutulmaktadır.Bütün kesimler,gelişen iç çatışmaları,diplomasiyi,taraflararası dengeleri vs.kendi perspektifleri açısından ele almaktadır.Doğrusu ve doğal olanı da budur.
     En son yaşanan Mısır darbesi de bu çerçevede,içimizdeki ve dışımızdaki kanaat önderleri tarafından değerlendirilmektedir.Darbe karşısında dünya Müslümanlarının tavrı,hem devletleri hem de halkları bakımından ibretlik olarak zuhur etmiştir.
     Bu yazının sınırları takdir olunur ki,böylesi geniş bir yelpazeyi ortaya koymaya yeterli değildir.Bundan dolayı bu konuda, tarafımızdan, Zaman Gazetesinde 19.08.2013 tarihinde,sayın Ali Ünal tarafından kaleme alınmış olan “Tepkiler ne zaman mana kazanır?” köşe yazısı merkeze alınarak, bir zihniyet tavrının eleştirisi yapılmaya çalışılacaktır.Zira;bu yazı İslami/muhafazakar kesimin,çok önemli bir kesiminin -en azından kanaat önderlerinin- genel tavrını yansıtmaktadır.Zaman gazetesi ve guruba bağlı farklı yayın organlarında da (radyo,tv,dergi vb.)benzer yorumlar yapılmakla birlikte,sadece sözkonusu yazı merkeze alınarak değerlendirme yapılacaktır.
     Sayın Ali Ünal’ın yazısı dört paragraftan oluşmaktadır.Yazı boyunca çizmiş olduğu (özellikle ilk iki paragraf) genel çerçeve,Kur’an’i bakış açısına sahip hiçbir mü’min tarafından reddolunamaz.Lakin genel çerçeveden yola çıkarak analiz etmeye çalıştığı güncel/pratik olana dair söylediği sözler, sahip olduğu geleneksel tavrı pekiştirmekten öte bir anlam taşımamaktadır.Sayın yazarın değerlendirmesi dört maddede eleştirilebilir;
  1.Sayın Ali Ünal Kur’an-ı Kerim’den alıntı yaptığı  ayetlerle,mü’minlerin hatayı kendinde aramaları gerektiğini söylüyor.Oysa yazarın vardığı sonuç,a) Usül açısından,kendisinin de zaman zaman eleştirdiği,ayetleri başka hiçbir veri ışığında değerlendirmeksizin düz bir mantıkla okumaya işaret etmektedir.b) Muhteva bakımından Kur’an’ın hem mü’minlerin hatası,hem de bozguncuların/inanmayanların yaptıklarını yüzüne vurma gerçeğini gözardı ettiğini göstermektedir.
   Şüphesiz Cenab-ı Allah “başımıza gelenlerin kendi işlediklerimiz yüzünden olduğunu”(Şura 30) beyan etmektedir.Fakat aynı zamanda “Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın,dendiği zaman,onlar biz sadece ıslah ediyoruz derler.Dikkat onlar bozguncuların ta kendileridir;Fakat bunun farkında bile değildirler.”(Bakara,11-12),ve yine “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.Sonuçta Allah yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattıracaktır;Umulur ki yol yakınken dönerler.”(Rum,41) vb. ayetleriyle de,ifsad edicilerin de zihniyetini ve planlarını dışa vurmakta ve onları suçlamaktadır.
  2.Yazıda,” Bazı Mümin toplulukları hataları nisbetinde geçici mağlubiyetlere uğrasalar da,eğer toplum olarak mü’minler özellikle kalıcı mağlubiyetlere uğruyor ve üzerlerinden zillet damgası eksik olmuyorsa,bu demektir ki,o mü’minler,ilahi yardıma ve üstünlük garantisine mazhar mü’minler olmaktan uzaktırlar…” şeklinde hüküm kesilerek,Bediüzzaman(ra)’dan alıntıyla da bu yargıya meşruiyet temeli oluşturulmaya çalışılmıştır.
        Bu ifadeler tam anlamıyla,kendi şartlarında mücadeleyi meşru yollarla yapan mü’minleri töhmet altında bırakıp,onların imanının yetersizliğini,-dolaylı olarak- ortaya koymakla birlikte,’İman davası’ denilen davanın,sadece kendi şartlarındaki metodoloji nisbetince meşruluk arz ettiğini savunan dar bakış açısını ve kamil bir mü’mine yakışmayan bir suçlamayı yansıtmaktadır.
    3.Yine yazıda,”tembelliğin,miskinliğin karşılığı sefalet;gayretin sevabı servettir.Sabrın,sebatın,meşru yol-yöntemin mükafatı zafer;zehrin cazası hastalık;panzehirin karşılığı sıhhattir.” şeklinde mü’minlerce gönülden kabul edilecek bir söylem dillendirilmektedir.Fakat buradan yola çıkılarak,islam dünyasının geri kalmışlığını,sadece ‘tembellik’ retoriğiyle açıklama kolaycılığına gidilmektedir.Hele Danimarka’da ki,Peygamberimiz(a.s)’e hakaret içeren karikatür mes’elesinden varılan netice,değerli yazarın,tarih,perspektif,derinlik,beynelmilel sosyo-politik denge vb.konularda yeterli düşünmediğine,(bilgi düzeyinden şüphemiz yok) ve on yıllardır müslümanlar arasında seslendirilen, yetersiz,genel resmi göremeyen, şabloncu,toptancı argümanlarla hareket ettiğine işaret etmektedir.
    4.Son paragraf ise,gerçek anlamıyla gönül ve moral kırıcı,”kargadan başka kuş tanımam” mantığının dışa vurumu şeklindedir.Özellikle şu ifadeler okuyucu tarafından dikkatle okunmalıdır:”Yüzlerde üzüntü ve alınlarda iki rekatlık hacet namazının olsun çizgisi,gözlerde yaş,avuçlarda dua izi yoksa,olunması ve yapılması gerekenin çok gerisinde isek,sadece tepki,tenkit,muhalefet,miting ve retorik kahramanlığının,gazete köşeleri ve televizyon ekranlarında yorum kahramanlığının ve daima başkalarını,ABD’yi,Sovyetler-Rusya’yı,İsrail’i,Avrupa’yı suçlamanın faydası olmuyor.”
        Acaba,dua,sabır,namaz vb.kulluğumuzun gereği olan bütün aksiyomları,sayın yazar ve kendisi gibi düşünen dostlarımız mı ortaya koymaktadır.Yok böyle değilse,bunlarla beraber,tenkit,muhalefet,miting,yorum vs.’nin de insani ve imani olarak ortaya konulmasında şer’i ve insani olarak ne sakıncası vardır?Bazılarının muhalefet,yorum ve miting yaparken,ibadetlerinin olmadığını ima etmek,’tek metod budur’ dar çerçevesinin tipik bir yansımasıdır.İkisi birarada yapılamaz mı?Adeviyyede, hem dua,namaz ve sabırla Allah’tan yardım istendi, hem de olması gereken hakk, sözle ifade edilmedi mi?Şu an gerek Saraçhane’de ve gerekse bütün Türkiye’de,dua,namaz ve sabırla birlikte,gayet insani tepkiler,olması gerekenler çığlık ve haykırışla birlikte dile gelmiyor mu?Müslümanların mücadele alanı,ensesine her vurulduğunda,içine kapanıp,sadece dua etmekle mi sınırlı kalmalıdır?Hem maddi,hem manevi mücadele söz konusu olamaz mı?Sonra,medya organlarında şerri süsleyip sunan,insanlar öldürülürken bile, bunu reel-politik meşruiyet çizgisiyle açıklayan,bir yerlerin diliyle konuşup hakikati perdelemeye çalışan yorumcular cirit atarken,bazı duyarlı ve bilgili mü’minlerin yorumları ve olan biteni bütün çıplaklığıyla ortaya koymaları, sayın yazarın neden ağırına gitmektedir?
        Kendi gazetesinde dahi bu meşruiyet arayıcıları kol gezerken,guruba bağlı görsel medya hiç bir özel yayın yapmayıp,ağırlıklı hayvan belgeseli yayınlarken,sayın yazarın,’adaleti seslendirenleri’ tenkide tabi tutması kabul edilemez.
        Yazının son tahlilde vardığı;”İsrail aleyhinde en çok Ahmedinejat konuştu;ama İsrail’in koruma kalkanını kalınlaştırmaktan başka neye yaradı?” neticesi,’orta yol’ olabilir,düşüncesini tamamen gözardı edip,uç örnekten yola çıkarak kendi sabitesini beslemekten başka bir anlam ifade etmemektedir.
         Sürekli olarak;”hırsızın suçu yok”,”varsa da o kadar değil”,pasif mantığı ve ve diğer müslümanların metodlarını hafife alan,mahalle baskısı oluşturmaya çalışan davranış,günümüz islam dünyasındaki çok önemli kırılma noktalarını aşabilmekte artık zamanın çok gerisinde kalmıştır.
         İhvan-ı Müslimin’in kuruluş felsefesini çok iyi bildiği halde,anlayamadığını zannettiğimiz değerli yazarımızın,onun son kertede gösterdiği mücadele tarzını da anlayamadığını vurgulamak yerinde olacaktır.Dolaylı göndermelerle,bu mücadelenin meşru yol olmadığına atıf yapan yazı,farkında olmadan/ya da farkında olarak bu büyük yapıyı suçlamaktadır.Oysa İhvan,zaten Müslümanların geri kalmışlığına sebep olarak çizmiş olduğu;”cehalet”,”eğitimsizlik”,”yoksulluk”,tespitleriyle,Türkiye’de bu alanlarda,sadece kendini “en iyi gören” kesim/kesimlerden çok önce ufuk manifestosunu ortaya koymuştur.
        Direniş dikkatle izlenirse,Müslüman Kardeşlerin entelektüel seviyesinin ve imani duruşunun bizden çok üstte olduğu görülecektir.Üniversite eğitiminin önemsendiği,şahsi kulluk yaşantılarının cemaatin verdiği atmosferle son derece düzgün olduğu görmezden gelinemez.Bu özelliklerine rağmen siyasi basiret ve tecrübe eksikliğini söylemek te hareketin mahiyeti bakımından bir tespit olmalıdır.
      İnsanların kendilerini kanlı bir diktatörlük tecrübesinden hemen sonra ifade etmeye çalıştığı Mısır’la,az çok sandık tecrübesine sahip,siyasi ve sosyal bakımdan oradan daha ileri olan Türkiye’den bakılarak,”bak biz böyle yaptık, oldu”,demek, gereksiz, yetersiz, sorumsuz,kolaycı bir bakış açısıdır.
     Son maddede ki eleştiri noktamıza dönecek olursak;tepkimiz dile gelmeyecekse,değerlendirmeleri,yorumları,bütün kelamı,”yavuz hırsızlar’a” bırakacaksak,dualarımızda,Allah’tan, sözün ve ilmin güzel olanını istememizin ne manası olabilir?
     Kalbimizle buğzetmekten başka hiçbir çare elimizden gelmiyorken,iman eden aklımızda ve vijdanımızda birikeni,mazlumca haykırmak,mü’min olarak hem görevimiz hem hakkımız olsa gerek.Birileri sadece duayı vb.tercih edebilir,bu son derece saygıdeğerdir.Fakat bununla birlikte,orta bir ümmet olmanın gayretiyle,kelamı en iyi şekilde seslendirmekte kulluğumuzun bir gereğidir.
     Her kelamımız bir dua,her sloganımız bir buğz,her namazımız nebiler nebisinin kıyamına şahitlik etmektedir.
     Bize birbirimizi suçlamak değil,hakkı ve sabrı tavsiye edip,birbirimizi anlamak yaraşır.
     Hem dua,hem mazlumca haykırış niyetine:”Zalimler için yaşasın cehennem.” 
 
 
Selam ve dua ile…

inal

İnal Çelikçi Öğretmen/Cevizli Lisesi/Kartal

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DEĞİŞMEYEN/DEĞİŞMEYECEK BİR ZİHNİYET TAVRINA DOSTANE BİR ELEŞTİRİ: ALİ ÜNAL ÖRNEĞİ” için 3 yorum

  • 21/08/2013 tarihinde, saat 16:55
    Permalink

    enteresan ufuk açıcı olmuş. bu taifenin sorunu gerçekten de “suçu kendimizde bulacağız” derken suçluya (güçlüye) asla “suçlu” diyememesi. kendisinde asla “suç bulmayanlar” da var tabii, o da ayrı.

    Yanıtla
  • 21/08/2013 tarihinde, saat 22:40
    Permalink

    Noktalama işaretlerinden sonra boşluk bırakılır.

    Yanıtla
  • 22/08/2013 tarihinde, saat 08:35
    Permalink

    risalei nurdan etkilenen yada nurlardan etkilenen hocaefendiden etkilenenlerde yaygın bir anlayış vardır tevekkülane beklemek, müspet hareket v.s risalei nurları doğru okumak kadar olayları ve hadiseleri de doğru okumak lazım bizim nur talebeleri bazen bu tip hatalara düşebiliyor.Allah cümlemizi bu hatalardan korusun.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız