Download Instagram Photos

GAFLET DERYASINDA KULAÇ ATANLAR…

Bu ülkede akan kanda kimin veya kimlerin ne kadar vebali olduğunu, hiç düşündünüz mü?  Rabbimin en mükemmel şekilde yarattığı insan, hem düşman hem de düşmanlık üretmeye odaklanmış bir akılla insanlığını ne kadar koruyabilir? Hep başkalarını suçlamak alışkanlığı, ‘bizden olmayan namerttir’ anlayışı, güzel ülkemi ve bizleri nereye götürüyor, hiç düşündünüz mü diye haykırmak geliyor içimden.

Millet olarak, sendika olarak, “Yeter! Artık, kurtulalım bütün insanları Kemalizm dinine mensup kılmak isteyen Kenan Evren anayasasından” diyoruz. Bugünün Nihal Beyleri de çıkmış, “Dinsiz Anayasa istiyorlar” nakaratlı yeni savaş marşlarını piyasaya sürüyorlar. Dinleyicisinin az olacağını bildiğimiz bu marşın bestecisi ve güftecisinin kulakları iyi olabilir ama ne yazık ki zihni sorunlu. Anlamakta zorlandıklarını bile bile bir daha tekrar ediyoruz: “Evet, biz yeni anayasanın dinsiz olmasını -Kemalizm içermemesini- istiyoruz kardeşim. Kemalizm’i din olarak yutturmaya çalışanlardan da, Kemalizm üzerinden dindarlığımıza yapılan saldırılardan da çok çektik. Kimse, Kemalizm ile yola devam ettirecek bir anayasayı bize yeni anayasa olarak yutturamaz.”

Biz, Kemalizm dinine mensup olmak konusunda uğradıkları baskının farkında dahi olmayan bu zevatla aynı düşünmemenin onurunu bir kez daha yaşıyoruz. Kemalizm dininin yeni kutsal kitabı olacak bir anayasa yapmak isteyenlerin var olduğunu görmek üzüntü verici olsa da milletin büyük ekseriyetinin buna fırsat vermeyeceğini bilmek mutluluk verici. Şükür ki, biz de milletin büyük ekseriyetinin tarafındayız. Bu yüzden, “Dinsiz Anayasa” kavramını eğip bükme gayreti içerisinde olanları hayretle ve ibretle izliyoruz.

………………………..

Gidip görsünler Bosna’yı!.. Biz gittik, orada yaşanan acıyı ve onun izlerini gördük insanların yüzlerinde. Bosna, Sarajevo; Balkanlarda Müslüman olmanın ne demek olduğunu; 90’lı yıllarda Avrupa’nın göbeğindeki mazlumların ülkesi Bosna’yı, insan öğütme ve yok etmenin Avrupa’daki son adreslerinden biri, Aliya’nın ülkesini. Milli(y)etçiliğin, vahşiliğin modern zamanlardaki uygulama alanını, yağmurların ve sevginin ülkesini…

Lakin orada olmak ruhumu hem dindirmiş hem de farklı fırtınalar oluşmasına vesile olmuştu. Öyle ki, kendi ruhunun ve en yakın bedenlerinin milli(y)etçi katilleriyle aynı şehirde, aynı mahallede hatta aynı binada yaşamak nasıl bir duygudur diye düşünüyorken buluyordum kendimi. Bunu ancak Bosna’da hissedebilirsiniz. Katilini her gün görmek, her gün aynı acıyla tazelenmek inanılmaz bir savruluş olsa gerek. Milli(y)etçiliğin Sırp’ı, Hırvat’ı getirdiği son nokta orası. İnsan olmanın hiçbir zerresini barındırmamanın ne demek olduğunun uygulama alanı o topraklar.

Gitsin, görsün pergelcilerimiz… Her türlü milli-et adına kan akmasına fikirsel zemin hazırlayanlar. Bence orada dört-beş yıl zorunlu ikamete tabi tutulmalılar, kabul eden olursa tabi. Görsünler, milli(y)etçiliğin, kan dökmenin, her gün aynı acıyla, katiliyle aynı yerde yaşamanın ne demek olduğunu…

Farklı duygular yaşadık orada. Sevdiğim ülkemin güzelliklerini de hayal ettim, acılarını da. Yüz binler adına, teşkilatım adına güzel memleketimin bütün acılarına ‘hayır!’; biz buna layık değiliz, bizler bunu istemiyoruz dedim. Bu topraklar, ilkel fikirleri ve her ne adına olursa olsun birilerinin zehirli geleceklerine altyapı hazırlamasına müsaade etmemelidir. Ve etmeyeceğiz, çünkü başka çaremiz yok. Yıllardır her şeyi kirlettik, kirlettiler; çevreyi, doğayı ve kavramları: Barış, kardeşlik, özgürlük, güçlü devlet, milli birlik ve en sonun da sadece kan.

Ve geldiğimiz yer, bir anneyi karnındaki bebeği ile öldüren cani de, evinin bahçesinde bir masum kız çocuğunu kurşunuyla parçalayan insanlık dışı yaratık da bizimle birlikte bu topraklarda yaşıyor, katilimizle yaşıyoruz. Her şey hesapsızca dağılıyor, yok oluyoruz bilmeden.

Onlar asla bu millete hesap vermiyor, verdirilmiyor. Onun içindir ki, onlar Akif İnan’ın deyişiyle, ‘birer kan poyrazı’ gibi esiyorlar. Poyraz biçiyorlar sahte rüzgarlardan. Lakin sahte bile olsa o poyraz, kan getiriyor yedeğinde, zulüm ve gözyaşı getiriyor. Bu memlekette yıllardır akan kandan kimlerin ne kadar sorumlu olduğunu, sözde sendikacılık adına bu kanın akmasına kimlerin ne kadar zemin hazırladığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Bosna ve bizler… Kendi içselliğimizde bu yüzyılda kazandığımız ilk mazlum ve tutkulu zaferin topraklarından geçtik. Belki oralarda sevgiyi ve merhameti aradık, karanlık ve yağmurlu dehlizlerde. Yoksa bizler de mi kendi ruhumuzun ve bedenimizin katilleriyle on yıl, yirmi yıl sonra aynı mahallede yüz yüze yaşamak istiyoruz.

Yeter!… Bu topraklarda yaşamanın bedeli, insan olma erdemiyle donanmak olmalıdır. Kim ve ne adına olursa olsun, bu ülkede kan görmek istemiyoruz artık.

‘Soruverse ben neyim, bu hal neyin nesi?

Yetiş, yetiş hey sonsuz varlık muhasebesi.’

Üstadın bu çığlıkları kulaklarımda yankılanırken, üzerinden 60 yıl geçmesine rağmen hala o noktada olmanın derin hayal kırıklığını yaşıyoruz bugün.

……

Murat BİLGİN (Sendikacı-Yazar)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız