FOTO MUHABİRİ ARA GÜLER


“Bir patlama olduğunda olay yerine doğru koşan kişi foto muhabiridir, oradan kaçan ise fotoğrafçı”.

Kendisini bir foto muhabiri olarak tanıtan Ara Güler’den.

Uzun zamandır Ara Güler’den bahsetmek istiyordum ama bizim yerimize kendi anlatımıyla hayat hikayesini dinlemenin daha zevkli olacağını, anılarını anlattığı Foto muhabiri Ara GÜLER (Yazan:Nezih Tavlaş) adlı kitabı okuyunca anladım.

Bana da bir çok ilginç malumatlar veren kitabdan yapacağımız alıntılarla bu ünlü ve renkli simanın birbirinden ilginç anılarını dinleyelim.

Ara Güler 6-7 Eylül olaylarını anlatıyor;

“Mehmet’in anasının Gilda diye bir dükkanı var, kuyumcu ve süs eşyaları satıyor. Gittik ‘Cemal Paşa’nın dükkanıdır’ burası diye engel olmaya çalışıyordu. ‘Gilda ne demek? Gilda Türk değildir’ diye başladılar yıkmaya. O zihniyet bugün olsa bütün Türkiye yıkılır, bir tane dükkan kalmaz çünkü gavur isminden geçilmiyor.” S.53

6 Eylül öğleden sonra başlayıp 7 Eylül sabahına kadar süren olaylarda 73 kilise, 7 ayazma, 2 manastır, bir fabrika ile 5 538 gayrimenkul tahrip edildi. S.54

Asrın Casusu

1962 yılına gelindiğinde tüm dünya, casusluk tarihinin en önemli simalarından biri olan Çiçero’nun İlyas Bazna adlı bir Türk olduğunu öğrendi. 2. dünya savaşı sırasında Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde kavas olarak görev yaparken çaldığı gizli belgeleri Almanlara satan Bazna’nın kimliğini, belgeleri teslim alan Alman İstihbaratçı Ludwig Carl Moyzisch bile 1950 yılnda kaleme aldığı “Çiçero Operasyonu” adlı anılarında ortaya çıkartmadı. Bu kitabın ardından hakkında “Ankara Casusu” adlı bir Türk filmi çekilen Çiçero,daha sonra başrolünü James Mason’un oynadığı “Beş Parmak” adlı bir Amerikan filmine de konu olur. Herkesin merak ettiği Çiçero aslında Priştine’de doğup büyüyen, Sırplar’ın işgali üzerine de ailesiyle İstanbul’a göç eden, askerliğini Çankaya Köşkü’nde Atatürk’ün yanında yapan, terhis olduktan sonra da ticaret hayatına atılıp başarılı olamamış Arnavut kökenli bir Türk vatandaşı olan İlyas Bazna’ydı. S.116-117

Ara Güler İlyas Bazna’yı anlatıyor;

“Adamın doğum adı Eliyasa Bazna’ymış sonradan öğrendik…Emlakçı mıydı neydi, ne yaptığı da belli değildi aslında. …Hayat mecmuasına da geliyor ikide bir, beni görmeye, kahve içiyoruz sonra basıp gidiyor. Ama o zaman bilmiyoruz bunun ne iş yaptığını.”

Her sabah aryalar söyleyerek sırtını sabunladığı İngiliz Büyükelçisi Sir Hudge Knatchbull Hugessen’in hep boynunda taşıdığı kasanın anahtarını, bu banyo seanslarından birinde boynundan alıp mumla ölçüsünü çıkarmıştı. Bu sayede kasadaki gizli belgelere ulaşıp Leica makinesi ile fotoğraflayan Bazna’nın Alman elçiliğine teslim ettiği bu dökümanlar, doğruca Hitler’e gönderiliyordu. İngiliz elçinin “çok aptal ve tek kelime İngilizce bilmez” diye asla şüphelenmediği Bazna, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın “Elçilikten bilgi sızıyor” uyarı mektubunun bile fotoğrafını çekmişti. Bazna yakalanacağını anladığında beraberinde hizmeti karşılığında ödenen binlerce pound ile soluğu Nazi Cenneti Arjantin’de almıştı. Ancak Almanların ödediği 150 bin poundun sahte çıkmasıyla Arjantin’de zor günler geçiren Bazna, kendisini çok büyük hayal kırklığına uğratan Alman hükümetine çok kızgındı ve anılarını yazmaya karar vermişti.

Ara Güler’in Kırkpınar Güreşlerini fotograflamaya gittiğinde çektiği ve daha çok ‘Allah ve Kadın’ diye isimlendirilen fotosu. Bu fotoyla dünya çapında bir isim yapar.Uluslararası bir marka olmaya doğru attığı ilk adımdır.

Ara Güler İlyas Bazna’yı anlatmaya devam ediyor;

“Sonradan film milm oynayınca Türk milleti öğrendi. Halbuki Milli Emniyette çalışıyormuş o zaman. Buna vazife vermişler İngiliz Sefareti’ne girmesi için, garson olarak giriyor. Leica ile kopya ediyor belgeleri sonra Alman Ataşesi’ne veriyor. Türk hükümeti ezelden beridir Almanlara hayranlık duymuştur. Mahsus Çiçero olayı diye bir şey yarattılar, Türk hükümeti Çiçeroyu kullanarak Almanlara istihbarat verdi.”

“Bunun kendi adına film oynuyor, hayatının filmi oynuyo. Rejisör de Joseph Mankiewicz, dünyanın en büyük isimlerinden biridir. Herifi o filme götürdüm ben, kahkahalarla güldü ama konuşmuyor neden güldüğünü anlatmıyor. Melek sinemasında oynuyordu.”

Alman hükümeti tarafından emekli maaşı bağlanan Asrın Casusu İlyas Bazna, hayatını idame ettirebilmek için gece bekçiliği yaptığı Münih’te yoksul bir şekilde hayata gözlerini yumdu. S. 119

Filozof Bertrand Russel’la

Ara Güler’e 1968 yılında Londra’da yaşayan yayıncı arkadaşı Felix Gluck’ı ziyaret ettiğinde ünlü filozof B.Russel’la bir randevu ayarlar. Gideceği yerin adını gören Ara biraz irkildi: PENRHYNDEUDRAETH

“O kadar uzun ve sessiz harflerle doluydu ki, okumaya bir türlü dilim dönmüyordu. Bir dinozor türünün adı da olabilirdi.” S.134

1981 yılında şair ARAGON’la

“Bizim hanıma bir şeyler alayım dedim. Gittim bir elbise aldım.”

Sonra Aragon’un evine gider.

“Ben röportajı yaptım, bir sürü resim çektim, fakat adam öyle bunamış ki, sen ne dersen de, o yine aynı şeyi anlatıyor. Kafasına taktığı şeyden ayıramıyorsun….İşim bitti, gideceğim, tam kapıdan çıkarken bizim hanıma aldığım pakete uzandım. Aragon, “Niye alıyorsun? O benim’ dedi…’ ‘..bu evden her çıkan bir şeyler alıyor’ dedi. ‘Evet doğrudur da, ben bir şey almadım, o benim paketim’ diyorum falan…Yok diyor başka bir şey demiyor. Şimdi gel de anlat…En sonunda hizmetçi geldi, ona anlattım durumu. Hizmetçi kadın Aragon’u bir azarladı ki…Aragon çocuk gibi küstü, ben de paketi alıp çıktım.” S.220 

Bu bilgiler ‘Foto muhabiri Ara GÜLER (Yazan:Nezih Tavlaş)’den alınmıştır. Fotografevi, 1. bsk. Ağustos 2009. 334 sh.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız