FİLİSTİN TOPRAK GÜNÜ

Filistin Toprak gününün 45. yılında Filistinli kardeşlerimizin yanındayız.

29 Mart 1976 yılında Siyonist İsrail yönetimi yeni yerleşim alanları açmak maksadıyla Filistin’in Kuzeyindeki Celile bölgesinde İsrail vatandaşı olan Filistinlilere ait 21 Bin dönümlük bir araziye el koymuş, 29 Mart 1976 günü Saat 17.00 dan itibaren de sokağa çıkma yasağı kararı almıştır. Filistinlilerde 30 Mart 1970 günü bu hukuksuzluğa karşı genel greve gitmiş, kitlesel eylemler başlatmıştır. Eylemler sırasında İsrail güvenlik güçlerinin silahlı saldırıları ile 6 Filistinli şehit edilmiş binlerce Filistinli de yaralanmıştır.

Siyonist İsrail yönetimi tarafından toprakları gasp edilen Filistinliler işgal edilen topraklarına yeniden dönüş niyetinin dünya gündemine taşınması ve Siyonist İsrail’in işgalci bir devlet olduğunun vurgulanması amacıyla 1976 yılından itibaren her yılın 30 Mart gününü “Toprak günü” olarak anmakta “Büyük Dönüş Yürüyüşü” adı altında çeşitli etkinlikler düzenlemektedirler.

Toprak günü eylemlerinde bugüne kadar 300’ e yakın Filistinli işgalci devletin keskin nişancıları tarafından şehit edilmiş, binlerce Filistinli de yaralanmıştır.

Şunu ifade etmek isterim ki, Filistinlilerin acılı günleri sadece 30 Mart 1976 da hukuksuz bir şekilde binlerce dönüm tapulu arazilerinin işgaliyle meydana gelen ölümlü ve yaralamalı olayların yer aldığı “Toprak gününden” ibaret değildir.

14 Mayıs 1948 de İşgalci Devletin kurulduğu, 500’den fazla Filistin köyünün haritadan silindiği, Filistin haritasının değiştirildiği, 800 bin Filistinlinin topraklarından sürüldüğü ve 15 bin Filistinlinin de hunharca katledildiği günde Filistinliler için NEKBE yani büyük felaket günü olarak belleklerde yerini almaktadır.
Filistinliler nezdinde 1967 yılında İsrail’in; Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi, Sina Yarımadası ve Suriye’ye ait Golan Tepelerinin işgaliyle sonuçlanan 6 Gün Savaşının başladığı 5 Haziran günü “Yevmu’n Nekse” (Kayıp Günü) olarak anılmaktadır.

Filistin’in 1. Dünya savaşı esnasında Osmanlının himayesini kaybettiği 1917’den itibaren Siyonist devletin zulüm ve işkenceleri sayesinde acısız bir günü geçmemiştir. Ancak 100 yılı aşkın bir süreden beri de işgalci devletin hiçbir baskısına boyun eğmemiştir.

27 bin kilometrekarelik Filistin topraklarının yüzde 85’i işgal altındadır

Filistin’de olaysız geçen bir gün yoktur. Filistin’de ve Mescid-i Aksa çevresine Allah’ın her günü Filistin toprakları işgal edilmekte, Filistinli kadın, kız, çocuk, genç yaşlı her an ölümle burun buruna gelerek fili veya psikolojik işkenceye tabi tutulmaktadır. Filistin İstatistik Merkezinin verilerine göre İsrail tarafından 27 bin kilometrekarelik Filistin topraklarının yüzde 85’ine İşgalci devlet tarafından el konulmuş olup, Filistinliler kendi topraklarının sadece yüzde 15’ini kullanabilmektedir.

Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki mülteci kamplarının yanı sıra başta Suriye, Lübnan ve Ürdün olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde 6 Milyon Filistinli Filistin’e sokulmamakta kendi yurtlarına kavuşmanın hasreti içinde yanmaktadır. Öte yandan İsrail’in 8,5 milyonluk nüfusunun yaklaşık 2 milyonu, 1948 yılındaki savaş ve işgale rağmen yurtlarında kalarak İsrail vatandaşı olan Filistinlilerden oluşmaktadır.
Adeta bir soykırımın yaşandığı Gazze’deki 1,5 milyon Filistinli kuşatma şartlarında açık hapishanede hayata tutunmakta, binlercesi hukuksuz bir şekilde tutuklanmakta, binlercesi öldürülmekte ve binlercesi de İsrail zindanlarında çürümeye mahkûm edilmektedir.
Görüldüğü üzere İsrail; hukuksuz olarak kurulduğu günden beri Filistinlilere ait toprakları işgal etmekte, işgal ettiği topraklarda sayısız insan hakkı ihlallerine imza atmaktadır.
Ne yazık ki, korsan devlet bu cürümleri BM’ler nezaretinde ABD ve emperyalist güçlerin şemsiyesi ve özellikle Müslümanların suskunluğu ve kınamaları altına işlemektedir.

BOP’un tek amacı İslam coğrafyanı parçalamak, İsrail’in güvenliğini sağlamaktır

Özellikle Ortadoğu’da BOP Projesi çerçevesinde İslam coğrafyasında cereyan eden Irak’ın işgalinden, Libya’nın yıkılmasına, Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin devrilmesinden Suriye iç savaşına ve ülkemizde iç ve dış mihraklarca sürekli tetiklenen terör olaylarına kadar hepsi İsrail’in güvenliği ve kuruluş amacına uygun olarak Arz-ı Mevud inancının adım, adım gerçekleştirilmesi için oynanan oyunların bir parçasıdır.

Bütün bunlar yetmemiş gibi kutsal topraklarda kanlı iktidarlarını sürdürmek isteyen Siyonist zihniyetin taşeronu, ABD Başkanı Trump’ın BMGK 478 sayılı kararına ve uluslar arası toplumun tepkisine rağmen 6 Aralık 2017 günü tek başına aldığı ABD elçiliğini Kudüs’e taşıma ve birleşik “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının ardından, 25 Mart 2019 günü Suriye toprağı olan ve İsrail’in işgali altında bulunan GOLAN Tepelerini İsrail’e peşkeş çekme kararı, yine ABD Başkanı Donald Trump’ın Evanjelik damadının oluşturduğu bir ekip tarafından hazırlanan; Siyonist İsrail’in varlığını koruma altına alan, Filistin topraklarının geri kalanının işgalini öngören, 6 Milyon mülteci konumundaki Filistinliyi kendi öz vatanlarına dönmelerine engel teşkil eden ve daha bir çok sinsi planı bünyesinde barındıran Sözde Barış Antlaşması 28 Ocak 2020 tarihinde ABD Başkanı Trump ve İsrail başbakanı Netenyahu ile birlikte Beyaz Sarayda ve bazı sözde İslam ülkeleri Büyük elçilerinin eşliğinde düzenlenen basın toplantısıyla dünya kamu oyuyla paylaşılmıştır. Dünya kamuoyunda ve İslam dünyasında ABD ve İsrail’i geri adım atmaya zorlayacak ciddi bir tepkinin gösterildiğini söylemek mümkün değildir.

İİT kendi ilkelerini terk etmiş, İsrail ile normalleşme yolunu seçmiştir.

Tepki koymayı bir tarafa bırakın; 1969 Yılında Birleşmiş Milletler teşkilatına üyeliği bulunan, Filistin’in Siyonist İşgali altındaki topraklarını kurtarmak, Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturmak amacıyla kurulan İslam Konferans Örgütü (İİT) İslam İş Birliği teşkilatına üye ülkeler tarafından bu sinsi planı önlemeye yönelik hiçbir ciddi adım atılamadığı gibi, başta İslam İş Birliği Teşkilatının Kurucu üye sıfatını taşıyan Suudi Arabistan olmak üzere Mısır, Bahreyn. B.A.E. Umman Fas gibi İslam ülkeleri kendi ilkelerine ihanet etme pahasına İsrail’le normalleşme antlaşmaları imzalamak suretiyle sinsi planın uygulanması yönünde İsrail yandaşlığı, Filistin karşıtlığı yolunu seçmişler, bazı İslam ülkeleri de sinsice İsrail ile sosyal, ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerini devam ettirme yolunu tercih etmişlerdir.

İslam İş birliği Teşkilatı ise İsrail’in işgal ve saldırıları karşısında hiçbir işe yaramayan olağanüstü göstermelik toplantılar yaparak, dostlar alışverişte görsün kabilinden kınama kararları ile vicdan soğutmaktan öte geçememiştir.

Dikkat! İsrail; Harem-i İbrahim mabedini Sinagoga çevirme hazırlığında!

Bu günlerde ise, Covid-19 salgını bahane edilerek Batı Şeria’nın El-Halil kentinde bulunan, tarihi 4 bin yıl öncesine, Hz. İbrahim dönemine uzanan Harem-i İbrahim İşgalci İsrail tarafından ibadete kapatılmıştır. Müezzin dışında koruma ve hizmetçileri dahi camiye sokulmamaktadır.

Bilindiği üzere; 1967 yılından beri işgali altında tuttuğu Batı Şeria’nın El-Halil kentindeki Harem-i İbrahim mabedi 25 Şubat 1994’te Baruch Goldstein adlı fanatik Yahudi’nin sabah namazında Müslümanlara saldırısının ardından İşgalci devlet tarafından kapatılmış, yeniden açıldığında ise yarısından fazlası Yahudilere tahsis edilerek ikiye bölünmüştür. Şu anda aynı mantıkla mabedin tamamının sinagoga çevrilme endişesi duyulduğundan Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı tarafından Mabedin korunması için Müslümanlara ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüne (UNESCO) çağrıda bulunulmuştur.

Harem-i İbrahim 634 yılında İslam ordularının hükmüyle camiye çevrilmiş, 1099 Haçlı işgalinden sonra 90 yıl boyunca kilise olarak kullanıldıktan sonra 1187 de Selahaddin-i Eyyubi’nin Kudüs’ü fethetmesiyle tekrar camiye çevrilmiştir. Harem-i İbrahim, Yahudi inancına göre Mescid-i Aksa’da olduğuna inanılan “Süleyman Mabedi”nden sonra yeryüzündeki en kutsal mabedi olarak kabul edilmekte yeniden Sinagoga çevirmek için her fırsat değerlendirilmektedir.

Kudüs’ün işgaline ve Siyonist devlete başkent ilan edilmesine sessiz kalan İslam ümmeti, Harem-i İbrahim’in sinagoga çevrilmesi karşısında vicdanlarını mı harekete geçirecek, yine dilsiz şeytan olmayı mı, yoksa kınama yaparak vicdanını soğutma yolunu tercih edecektir?

İsrail işgal ve zulümde hız kesmiyor. İslam ülkeleri kınamaktan öte gidemiyor!

Uluslararası toplum ne derse desin İsrail; Büyük şeytan ABD’nin himayesinde devlet dairelerini Kudüs’e taşımaya, çevre düzenlemeleri adı altında Müslümanların evlerini tahliye etmeye, boşaltılan yerlere Siyonist Yahudileri yerleştirmeye devam etmektedir. İşgalci devlet, Çevre düzenlemesi adı altında tarihi ve kutsal mekânları yakmaya yıkmaya devam ederken, İslam ülkelerinin hükümetleri ve halkları buna seyirci kalmakta ya da bu hukuksuz eylemlerini meşrulaştıracak adımlar atmaktadır. Bir taraftan İsrail’in Kudüs’ü başkent edinmesini, ABD Büyük Elçiliğinin Kudüs’e taşınmasını kınarken, diğer taraftan ABD ve İsrail müttefikliğini, ticari siyasi ve askeri ilişkilerini sürdürmektedir. Bu bir göz boyamanın ve ikiyüzlülüğün adıdır.

İsrail ve ABD’nin kirli ve kışkırtıcı oyununu bozmanın yolu; İslam ülkelerinin hükümetleri ve parlamentoları tarafından Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan edilmesinden, Filistin elçiliklerinin de Kudüs’e taşınmasından, İsrail ve ABD ile tüm askeri, ekonomik ve siyasi anlaşmaların iptal edilmesinden, kınamaların kıyama dönüştürülmesinden geçmektedir.

Sözler icraata dönüşmediği sürece İsrail’e meydan okumaların, kınamaların hiçbir anlam taşımadığını buradan ifade ediyorum. Artık ABD ve İsrail’i kınamak yiğitliğin göstergesi değil, aczyetin ifadesi olarak anılmaktadır. Çözüm sözle ifade de değil, fiili müdahalededir. Çözüm sözle Filistin’in yanında olmakta değil, fiilen Siyonist İsrail’in karşısında durmaktadır.

Filistinliye cehennem olan bölge Siyonizm’e asla cennet olmamalıdır

Kudüs ve Mescidi-i Aksa meselesi Filistinlileri ilgilendiren bölgesel bir mesele değildir. Arap İsrail meselesi de değildir. Mescidi Aksa bütün Müslümanların ortak davası ve ortak sorumluluğudur. Onun için Filistinli kardeşlerimize cehennem olan Kudüs Siyonizm’e asla cennet olmamalıdır.
Siyonistlerin ve emperyalist güçlerin oyununu bozmanın, Kudüs’ü esaretten kurtarmanın, Filistinli kardeşlerimizin destek olabilmenin yolu Müslümanların birliğinden ve kardeşliğinden geçmektedir. Aksi takdir de haksız ve hukuksuz bir şekilde işgali ilhaka, ilhakı şiddete, şiddeti zulme dönüştüren Kudüs’ü savaş alanına dönüştüren Siyonist fitne hareketine kim dur diyecektir?

Allah’tan düşmanlıklarımızı kardeşliğe, zilletimizi izzete, zayıflığımızı kuvvete dönüştürmesini, Müslümanlara hidayet, dirayet ve basiret vermesini temenni ediyorum. Kudüs’ün Mescidi Aksa’nın Muhafızı ümmetin onuru Filistinli kardeşlerimizin kalben yanlarında olduğumu ifade ediyorum.

Mustafa KIR
Eğitimci-Yazar
ASTP (Ankara Sivil Platformu) Başkanı

FACEBOOK HESABIMIZ